Şerife Hanım yüzünü buruşturdu, gözlerini oğluna çevirdi. “Kadir… bu kızın üstünde… senin gömleğin mi var?”
Kadir Ağanın gözleri karardı. Dudaklarını kıstı. Hiçbir şey söylemedi. Bana öyle bir öfkeyle bakıyordu ki elleri yumruk olmuş yana düşmüştü.
O an ortam daha da ağırlaştı.
Nazlı’nın gözleri parladı, yüzü kıpkırmızı oldu. Dudakları titredi. “Yazıklar olsun size!” diye haykırdı. Bakışlarını bana çevirdi, sesi titreyerek devam etti. “Yazıklar olsun köyün ağasına bakın. Benimle evlenmek isteyen adam, daha ilk günler kardeşimle beni aldattı!”
Bir anda üzerime yürüdü. Elini kaldırdı, yüzüme tokadı vuracaktı. Ama tam o anda Kadir yetişti, bileğini sertçe yakaladı.
“Kendine gel Nazlı!” dedi öfkeyle.
Nazlı gözyaşlarına boğuldu. Kolunu kurtarıp salonun kapısına doğru koştu. Arkasından sadece hıçkırıkları kaldı. İçimde büyük bir suçlulukla bakakaldım. O an Şerife Hanım şaşkınlıkla etrafa bakıyordu.
“Ne oluyor burada?” diye sordu sert bir sesle.
Ben tam arkamı dönüp gitmek üzereydim ki, Kadir Ağa adımlarını hızlandırdı ve kolumdan tuttu. “Nereye? Leyla yukarı çık. Odaya geç, ben birazdan geleceğim” dedi. Sesinde emir veren bir ton vardı.
“Bırak kolumu” dedim kısık bir sesle.
“Hayır. Bu kepazeliği bana anlatacaksın” dedi gözlerimin içine dik dik bakarak.
Dilimin ucuna sözler geldi ama çıkmadı. Gidip gitmemek arasında kaldım. Sonunda gücümü toplayıp bileğimi çekip kurtardım, merdivenlere yöneldim. Arkamdan bakışlarını hissettim. Kalbim deli gibi atıyordu.
Odanın kapısını kapatıp yatağa oturdum. Ellerim titriyordu. İçimde kocaman bir pişmanlık vardı. Dakikalar geçmedi. Beş dakika bile dolmadan kapı sertçe açıldı. Kadir Ağa içeri girdi. Kapıyı arkasından kapattı.
“Senin amacın ne?” dedi. Sesi öfkeyle yankılandı.
Ben bir adım geri çekildim. “Ben…” dedim kekeleyerek.
“Ben sana güvendim!” diye bağırdı. “Seni evime aldım. Sana sahip çıktım. Sen ne yaptın? Beni kullandın. Ablanı öfkelendirmek için neden bir fahişe gibi davrandın?”
Gözlerim doldu. “Ben öyle bir şey yapmadım” dedim ama sesim çok cılız çıktı.
Kadir Ağa daha da yaklaştı. “Öyle yaptın Leyla. Bunu inkâr etme.“
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. “Üzgünüm” dedim. “Büyük aşkınıza engel olduğum için üzgünüm. Şimdi benim yüzümden evlenemeyeceksiniz.“
Kadir kahkaha attı, kahkaha acı doluydu. “Ne aşkı be? Ne aşkı? Ailemin zoruyla evlenecektim Nazlı’yla. Sen ne saçmalıyorsun?”
Gözlerim büyüdü, şaşkınlıkla ona baktım. “Sen… Sen onu sevmiyor muydun?” diye fısıldadım.
“Hayır!” dedi kararlı bir sesle. “Ama senin şu yaptığın şey, ablanın yaptığından daha iğrenç!”
Sözleri hançer gibi kalbime saplandı. Dudaklarım titredi. “Ben…” dedim ama devamını getiremedim.
“Sus!” diye kesti sözümü. “Çabuk git üzerini değiştir. Bir de benim gömleğimle çıktın insanların karşısına. Köşkün çalışanları gördü. Hepsi konuşacak. Bu yaptığın şey doğru mu?”
“Özür dilerim” dedim kısık sesle.
“Üstelik küçüksün sen!” diye devam etti. Sesi sertti. “Benden on yaş küçüksün. Şimdi diyecekler ki köyün ağası kardeşi yaşındaki kızla beraber oldu. Rezil ettin beni.”
Gözlerimden yaşlar boşaldı. Ellerimle yüzümü kapattım. “Özür dilerim…” dedim tekrar.
O bana bakıyordu, öfkeli gözlerle. İçimde tarifi olmayan bir acı vardı. Dudaklarım titreyerek devam ettim. “Ben istemedim böyle olsun. Ben sadece…”
“Sadece ne Leyla?” diye bağırdı. “Sadece ne? Söyle bana. Bana oyun mu oynadın? Kendini mi acındırdın?”
“Hayır!” dedim hıçkırarak. “Ben sadece onun canını yakmak istedim.”
O bir adım geri çekildi. Yüzündeki öfke dondu, yerine şaşkınlık geldi. Ama hemen toparlandı. “İntikam böyle mi alınır? Çocuksun daha çocuk, nasıl davranılır bilmiyorsun.”
“Ben çocuk değilim” dedim titrek bir sesle.
Sessizlik odanın içinde ağırlaştı. Ben başımı önüme eğdim. İçimden fırtınalar kopuyordu. Onun gözlerinde hâlâ öfke vardı.
“Çık dışarı” dedi sonunda. “Git, üzerini değiştir. Bu konu kapanmadı Leyla. Daha çok şey konuşacağız.”
Sanki ayaklarım yerime çivilenmişti. O ise kapıyı açtı, bana yol gösterdi. Titreyerek ayağa kalktım. Onun bakışları içimde yara bırakarak üzerimden geçti. Odayı terk ettiğimde gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. İçimdeki pişmanlık gittikçe büyüyordu.
Odasına gidip üzerimi aceleyle değiştirdim. Kadir’in gömleğini çıkardığımda içimden büyük bir utanç geçti. Ellerim titreyerek kendi kıyafetimi giydim.
Merdivenlerden aşağıya indiğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Salonun ortasında Kadir dikilmiş beni bekliyordu. Ne ara inmişti bilmiyordum.
Bakışları öfkeliydi.
“Leyla, konuşalım” dedi sert bir sesle.
Başımı öne eğdim, adımlarım küçüldü. “Beyim…” dedim kısık sesle. “Çok özür dilerim. Ben gerçekten özür dilerim.”
Kaşlarını kaldırdı, bakışlarını sertleştirdi. “Özür mü?” dedi. “Leyla, bu yaptığın şey iğrençlikten başka bir şey değil. Seni evime aldım, sana güvendim. Sen ise bunu bilerek yaptın.”
Kalbim daha da sıkıştı. “Ben öyle bir şey istemedim” dedim ağlayarak. “Vallahi istemedim, ne olur bana inan.”
Ama o daha da kızdı. “Bana inan deme bana!” diye bağırdı. “Sen oyun oynadın, beni düşürdün. Bunun bedelini nasıl ödeyeceksin, hiç düşündün mü?”
Sözleri içimi parçaladı. Daha fazla dayanamadım. “Teşekkür ederim her şey için.”
“Nereye?”
“Bir daha rahatsız etmeyeceğim sizi ağam.”
Gözyaşlarım yanaklarımdan aktı, arkamı dönüp koştum. Kapıyı açıp yağmurun altına çıktım.
Hava buz gibiydi. Yağmur ince ince yağıyor, saçlarım yüzüme yapışıyordu. Nereye gideceğimi bilmeden koştum. Ayaklarım çamura battı, kıyafetim ağırlaştı. Sonunda boş bir araziye vardım. Orada koca bir ağacın altına oturdum. Dizlerimi karnıma çektim, kollarımla sarıldım. Sırılsıklam olmuş halde titreyerek ağlamaya başladım.
“Ne yapacağım ben?” dedim kendi kendime.
O an, karanlıkta bir ses duydum. Yağmurun uğultusu arasında bir kadın sesi yankılandı.
“Leyla!” dedi. “Leyla!”
Başımı kaldırdım. Ses üvey annem Züleyha’ya aitti. Kalbim hızla çarptı. Sanki kabus içinde kabus yaşıyordum.
Yağmurun arasından belirdi. Eteklerini toplayarak yanıma geldi. Gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Buraya kaçarken gördüm seni!” dedi. “Ne iğrençsin sen, Leyla!”
Kalkmaya çalıştım ama o hızla kolumdan tuttu. “Bırak!” diye bağırdım. “Bırak kolumu, acıtıyorsun!”
“Dur!” dedi sertçe. “Seninle hesaplaşacağız!”
Beni zorla sürükleyerek eve götürdü. Yağmur altında yalpalaya yalpalaya yürüdük. İçeri girdiğimizde beni odalardan birine itti. Kapıyı sertçe kapattı, ardından üzerime yürüdü.
“Elimden kurtulamazsın” dedi. Gözlerinde kin vardı.
“Yeter, bırak beni.”
Tokat gibi sözler döküldü ağzından. “Sen ablanın nişanlısına göz mü diktin ha? Onu ayarttın mı? O büyük göğüslerini açtın değil mi? Onu tahrik ettin!”
“Hayır!” diye bağırdım. “Vallahi öyle bir şey yapmadım! Ben öyle biri değilim!”
Elimden tutup beni duvara itti. “Yalan söyleme bana! Senin yüzünden bu nişan bozuldu. Senin yüzünden köyün ağzına sakız olacağız!”
Gözyaşlarım hızla akıyordu. “Bırak.”
“Senin yüzünden!” diye bağırdı yine. “Benim kızım, gül gibi kızım o köşkün hanımı olacaktı! Senin yüzünden olmadı!”
O an kapı açıldı. Nazlı içeri girdi. Kaşları öfkeyle çatılmıştı.
“Anne,” dedi. Ama sesinde merhamet yoktu. “Onu sakın rahat bırakma. Onun yüzünden her şey mahvoldu.”
“Bırakmam zaten” dedi Züleyha. “Bırakmam!” Sonra bana dönüp bağırdı. “Senin yüzünden bütün köy bize gülecek. Senin yüzünden adımız kirlenecek. Benim derdim ne biliyor musun? Para! O evlilik olsaydı her şey düzelecekti. Ama sen… sen mahvettin.”
Nazlı da bana yaklaştı. “Ablanın nişanlısına göz dikmek ha? Utanmaz!” dedi. Sonra kapıya gidip sürgüyü çekti. “Bu odadan çıkamayacaksın. Burada kalacaksın. Çürüyene kadar kalacaksın!”
Kapı kilitlenince dizlerimin bağı çözüldü. Yere çöktüm. Ellerimle yüzümü kapadım.
“Bıktım artık, bıktım.”
Ama sesim duvarlarda yankılanmadı. Sadece kendi hıçkırıklarımı duydum. Yağmurun sesi dışarıda sürüyordu, ben ise kapalı odada çaresizlikle titriyordum.
&&
Kadir’in ağzından;
Odamda yalnız başıma oturuyordum. Yaşadıklarım beynimde dönüp duruyordu. Bir yanda Nazlı’nın bağırışları, bir yanda Leyla’nın yaptıkları… Sanki başıma kara bulut çökmüştü. Bir sigara yaktım. Derin bir nefes çektim. Duman boğazımı yaktı, ama içimdeki öfkenin yanında bu hiçti.
Kapı tıkırdadı. Annem elinde küçük bir tepsiyle içeri girdi. Tepside kahve Yanıma yaklaşarak fincanı masaya bıraktı. Sonra bana baktı, gözleri endişeliydi. Yanıma oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu.
“Oğlum,” dedi sessizce. “Aranızda bir şey mi yaşandı?”
Başımı çevirdim, annemin gözlerinin içine baktım. “Hayır anne,” dedim kararlı bir sesle. “Böyle bir şey olmadı. Ben bekar bir kadının namusunu kirletmem, asla. Üstelik benden 10 yaş küçük bir çocukla asla!”
Annem derin bir nefes aldı. “Oğlum,” dedi, “peki neden o zaman üzerinde senin gömleğinle çıktı? Nişanlın geldi, ortalığı birbirine kattı. Gündüz bunlar neden oldu peki?”
Kafamı iki yana salladım. “Bilmiyorum anne,” dedim. “Gerçekten bilmiyorum. Kafam o kadar karışık ki… Sanırım Nazlı ile Leyla arasında bir şeyler olmuş. Çünkü Leyla geldiğinde sanki dayak yemiş gibiydi. Ben de insanlık ettim, onu eve aldım. Bir oda verdim. Ama o da ablasının sesini aşağıda duyunca, üzerime benim gömleğimi geçirip aklınca plan yaptı. Ablasını sinir etmek istedi. Bu nişanı bozmak, ablasını mahvetmek istedi.”
Annemin elleri titredi. Elleriyle ağzını kapattı, gözleri büyüdü. “Bunlar ne biçim aile oğlum!” dedi şaşkınlıkla. “Allah’tan yol yakınken bitti. Ne biçim ailelermiş bunlar!”
Sandalye gıcırdadı, öfkeyle kalktım. “İşte tutturdunuz anne!” dedim. “O aileden kız alalım, diye tutturdunuz. Al işte!”
Annemin gözleri doldu. “Oğlum,” dedi, “ben nereden bileyim? Babaları vardı ya, rahmetli… Çok iyi biriydi. Ben sandım ki kızları da öyle. Büyük kızını alalım dedik. Hiç beklemiyordum böyle şeyler.”
Annem önce Leyla’yı istemişti fakat yaşı yüzünden kabul etmemiştim, sonra Nazlı’da karar kılmıştı.
Şeytan diyordu ki Leyla’yı al, eşin yap; sonra ona bir ders ver…Ama vicdanım olduğu için böyle bir şey yapmayacaktım. Kahretsin, ona kadar öfke duysam da o Nazlı denilen görgüsüz kızla evlenmekten kurtulmuştum.
Yine de neye öfkeliydim bilmiyordum.
Gömleğimi giydiği için mi?
Derin bir nefes aldım. Sigarayı küllüğe bastırdım. “Anne,” dedim, “Yüzüğü at, bu nişan olmayacak.”
Annem gözlerini sildi, başını salladı. “Tamam, tamam oğlum,” dedi. “Yüzüğü atalım. Zaten onlar da yanlış anladı. Yüzüğü atmamız gerekiyor.”
Ayağa kalktım, üstüme ceketimi aldım. Annem de ayağa kalktı. Ama yüzünde hâlâ endişe vardı.
“Ya köy halkı duyarsa?” dedi. “Ya derlerse ki Kadir Bey’in evine diğer kız kardeş girdi, üzerinde Kadir’in gömleğiyle? Ya böyle derlerse?”
Kaşlarımı çattım. Sert bir şekilde anneme döndüm. “Anne,” dedim. “İstediklerini desinler. Muhtemelen iğrenç iğrenç laflar edecekler. Ama ben sana söylüyorum: Ben sustururum. Sen merak etme. Benim olduğum yerde hiç kimse benim aileme laf getiremez. Bu köyün hepsi benim. Herkes benim toprağımda ev yaptı. Herkes haddini bilecek. Ben babam gibi değilim. Ben merhamet göstermem.”
Annemin gözleri doldu ama bu defa gururla. Bana baktı, dudaklarının kenarı titredi. “Aferin oğlum,” dedi gururla. “Aferin sana.”
Başımı eğdim, sessizce kapıya yöneldim. Merdivenlerden aşağıya indim. Salonun loş ışığında sağ kolum Mehmet’i gördüm. Kapının yanında dikiliyordu. Omuzları geniş, bakışları dikti. Benim gözümün içine baktı.
“Mehmet,” dedim.
“Buyurun, Kadir Bey’im,” dedi saygıyla. Onun sesinde hem itaat hem de güven vardı.
Alçak sesle konuştum. “Şu Akman ailesinin evini kontrol etmeye git. Onların küçük kız kardeşleri eve gelmiş mi, bir bak. Eğer geldiyse haber ver bana. Eğer olay çıktıysa da yine haber ver.“
Köyde huzursuzluk istemiyordum. Kesinlikle o küçük kızı merak ettiğim için Mehmet’i göndermiyordum.
Mehmet başını salladı. “Tamamdır, Kadir Bey’im” dedi.
Bir an duraksadı. Gözlerini kaldırdı, tereddütle sordu. “Küçük kız kardeşinin adı neydi, Bey’im?”
İçimden derin bir nefes verdim. Sanki o ismi anmak bile içimi acıttı. Dudaklarımda buruk bir tonla söyledim.
“Leyla…”
Mehmet başını eğdi. “Leyla…” dedi fısıltıyla. Sonra kafasını sallayarak ağır adımlarla çıktı.
Ben ise salonun ortasında tek başıma kaldım. Yağmur damlalarının sesi camlara çarpıyordu. Gecenin içinde, köyün sessizliğinde kalbim daha hızlı atıyordu. O anda Leyla’nın gözleri aklıma geldi.
Allah kahretsin ona öfke duymam gerekiyordu ama acımaya başlamıştım.
Ne oluyordu bana?