Yavaşça bahçeden ayrılıp içeri girdim. Geceden kalma o ağır hava hâlâ evin içinde dolaşıyordu. Leyla’nın odasından hafif bir ses duydum, kapıyı araladım. O, yatağında doğrulmuş haldeydi. Saçları omzuna dağılmış, yüzü solgundu. Güneşin ilk ışığı yanaklarına vurmuştu, ama o ışıltının altında derin bir korku yatıyordu. “Günaydın,” dedim yumuşak bir sesle. “Günaydın,” diye fısıldadı. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Bir süre sessiz kaldık. Odanın içi lavanta kokuyordu ama kokunun altında belli belirsiz bir korku vardı. Onun yüzüne bakarken gece yaşadığı dehşetin hâlâ zihninde yankılandığını hissediyordum. “İyi misin biraz?” diye sordum. “Evet, iyiyim,” dedi ama sesi kararsızdı. Elimi cebime attım, ne diyeceğimi bilemedim. Aklım hâlâ o lanet bahçedeki kan izlerindeydi. O görün

