1. Bölüm – Geri Dönüş

624 Words
Yıllar sonra dönmek… Sadece adresi bildiğin bir mahalleye değil, aynı zamanda yarım kalmış tüm duygulara, hiç konuşulmamış cümlelere, yutulmuş gözyaşlarına dönmekti bu. İçimde taşıdığım binlerce soru, bavulumdan ağırdı. Mahalleye adım attığım an, havadaki o tanıdık koku ciğerlerime doldu. Islak toprak, ekmek fırınından sızan sıcak hamur kokusu ve bahçelerde açan yaseminler… Değişmiş gibi görünse de, bir yerlerde hâlâ aynı kalmayı başaran bir zaman vardı burada. Sokağın başına geldiğimde, birkaç çocuk top oynuyordu. Biri dönüp bana baktı. Tanımadı. Zaten tanıyamazdı. Ben artık o eski Aslı değildim. O saçları örülü, sırt çantasıyla okul yoluna koşan kız gitmişti. Yerine gözlerinin altında yorgun çizgiler taşıyan, sessizliği öğrenmiş bir kadın gelmişti. Evin önüne vardığımda, ellerim titriyordu. Parmaklarım zile uzanırken, yıllardır hayalini kurduğum o anın bu kadar acı verici olacağını tahmin etmemiştim. Zile bastım. Kapıyı annem açtı. Annem… Gözleri birkaç saniye tanıyamadı beni. Sonra, dudağı titredi. Gözleri doldu. Ne bir kelime söyledi, ne bir çığlık attı. Sadece açtı kollarını. Ve ben… yıllardır tutmaya çalıştığım bütün duvarları unutarak, o kucağa yığıldım. Saçlarımı okşayışı, yıllar öncesinden kalan bir şefkatin yankısıydı. Dizlerimin bağı çözüldü. “Hoş geldin…” dedi sonunda, sesi pamuk gibi. Başımı onun omzuna yasladım, fısıldar gibi konuştum. “Geç kaldım, biliyorum…” “Sen geldin ya,” dedi, “önemi yok.” O ara gözlerim arkasındaki boş koridora takıldı. Bomboştu.. Ben sormadan annem anladı beni. “Arda evde,” dedi. “Ama…” Ama’sının gerisini getiremedi. İçeri adım attığım anda, yılların beni dışarıda unuttuğu o evi bir başka gözle gördüm. Perdeler değişmişti, koltukların yeri de… ama duvarlarda hâlâ o aynı çatlaklar, aynı izler vardı. Çocukluğumun ayak sesleri hâlâ merdivenlerde yankılanıyordu sanki. Kardeşim Arda, üst katta odasında olmalıydı. Annem, bir anda bana sarılıp “gel sana odanı göstereyim” dedi. Odan… O oda… Orada hâlâ bir “ben” kalmış mıydı? Çıkarken sessizlik büyüdü. Merdivenleri tırmanırken, çocukken annemin sırtından tuttuğum basamakları saydım. Onuncu basamak hâlâ gıcırdıyordu. Kapısı açık odanın önünde durduk. Annem açmadı. Ben açtım. Burası… aynıydı. Tozlanmış, ama dokunulmamış gibiydi. Raflarda kalan birkaç kitap, yatağın köşesindeki peluş oyuncak… Ve pencerenin yanındaki balkon. Adımlarımı yavaşlatarak içeri girdim. Duvarlara bakarken gözlerim yanıyordu. Kendi çizdiğim bir takvimi gördüm, asılı kalmış. Üzerine büyük harflerle yazmışım: “SON 100 GÜN”. Gitmeden önce kaç günüm kaldığını sayarken yazmışım demek. Birden o balkonun kapısını açtım. Balkon… Mahallenin en çok görünen, ama en çok gizlenen köşesiydi. Geceleri orada oturur, yıldızlara bakar, içimden Mert’in adını fısıldardım. Parmaklarım korkuluklara dokundu. Soğuktu. Zaman buraya iyi davranmamıştı. Ama ben… her gece buradan yıldızlara onu anlatırdım. O gittiğimde neye uğradığını bile anlayamadan kalakalmıştı. Birden bir ses yankılandı: “Ne işin var burada?” Dönüp baktım. Kardeşim… Arda.. Gözlerinde öfke, dudaklarında kırık bir sitem vardı. Büyümüştü. Sanki ben giderken içindeki çocuk da gitmişti. “Arda…” “Kaç yıl oldu? Altı mı? Yedi mi? Ne fark eder. Şimdi dönünce her şey düzelecek mi sanıyorsun?” Sözleri bıçak gibiydi. Annem sessizce geri çekildi. “Hiç mi merak etmedin bizi?” diye sordu. “Hiç mi dönüp aramadın?” “Sadece sizi korumaya çalıştım,” dedim. “Bizim korumaya değil, ablamıza ihtiyacımız vardı!” Gözlerimden yaşlar süzüldü. Ona sarılmak istedim ama bir adım geri çekildi. “Benim artık bir ablam yok,” dedi fısıltıyla. “Ben bu evde büyümek zorunda kaldık, ablasız. Herkesin ‘o kız gitti’ dediği bir mahallede…” Sonra döndü, odasına girdi ve kapıyı kapattı. Kapının ardında kalan sessizlik, yıllardır içimde taşıdığım suçluluğun sesiydi. Balkona tekrar çıktım. Mert’in sesi, gülüşü, bana verdiği söz… hepsi birden kulağımda çınladı. Ama ben o zaman sadece Mert’i değil, herkesi bırakıp gitmek zorunda kalmıştım. Bir tehdit, bir zorunluluk, bir suskunluk… Kendimi balkondaki sandalyeye bıraktım. Gözüm karşı apartmana takıldı. Acaba orada mıydı hâlâ? Aynı perdelerin ardında yaşayan biri olarak mı bakıyordu hâlâ bu balkona? Bir kuş cıvıldadı. Gökyüzü kızarmıştı. Ben eve döndüm ama içimdeki fırtına daha yeni başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD