SONUN BAŞLANGICI

1721 Words
Eren, Atmaca’dan aldığı emirle ağır adımlarla nezarete indi. Soğuk floresan ışıkları tavandan titrek şekilde zemine yansıyordu. Demir kapıyı gıcırdayarak açıp,İçeride Serdar ve Aslı'nın olduğu bölmelere doğru ilerledi... Eren önce görevli memura kısa bir işaret verdi, ardından kapının önünde durup net ve kararlı sesiyle; — Serdar Aksak… Aslı Karaca… çıkıyorsunuz. İkisi de şaşkınlıkla kapıya doğru yaklaştı. Eren devam etti: — İkiniz de serbestsiniz. Serdar anlam verememişti, yüzündeki şaşkınlık daha da belirginleşti. Dudakları aralandı ama konuşamadı. Eren bu kez Aslı’ya döndü. Gözlerini dikerek, sanki nabzını ölçüyormuş gibi ağır konuştu: — Aslı… eşin Gökdeniz Karaca her şeyi itiraf etti. Az sonra nöbetçi mahkemeye çıkarılacak. Aslı’nın yüzünde tek bir kas bile oynamadı. Ne gözyaşı ne öfke… Sadece sakin, hatta soğukkanlı bir ifadeyle başını hafifçe salladı. Bu, "zaten biliyordum" der gibiydi. Yan bölmede Serdar, Aslı’nın bu tepkisine donakaldı. Gözleri büyüdü, nefesini tuttu, elleri demir parmaklıklara yapıştı. Fısıltıya yakın bir sesle kendi kendine mırıldandı: — Nasıl yani… şaşırmadı bile… Aslı göz ucuyla Serdar’a baktı. O bakış, kısa ama keskin bir hançer gibiydi. Ardında sırlar gizleyen bir soğukkanlılık… Eren ise ikisinin arasındaki bu sessiz gerilimi fark etmiş, ama yüzünde hiçbir tepki göstermemişti. Sadece dosyayı kapatır gibi kesin bir tonla konuştu: — Hadi, çıkıyoruz. Ve o anda emniyetin koridorlarına yeni bir gizem yayıldı: Aslı’nın dinginliği mi daha büyük sır saklıyordu, yoksa Serdar’ın şaşkınlığı mı daha derindi? ~~~~~~~~~~~~~~~~ “Atmaca” talimatı verdikten sonra emniyetin koridorları sessizliğe gömülmüş gibiydi. Aslı ve Serdar, görevli bir memurun eşliğinde binadan çıkarken Hale arkasından bakıp, gözleri dar bir pencereden dışarıyı süzüyordu. Kapı kapanır kapanmaz Hale yanındaki iki sivil polise dönüp alçak ama sert bir sesle konuştu: — İkiniz de kulaklarınızı açın. Bu iki isim artık gölge gibi izlenecek. Evlerinden bakkala bile gitseler, kimle konuştular, hangi dükkâna girdiler, nereye baktılar… tek tek not alınacak. En ufak ayrıntıyı atlamayın. Şüpheli olabilecek her hareket anında bana bildirilecek. Anlaşıldı mı? Polisler aynı anda “Emredersiniz Başkomiserim!” diyerek başlarını salladı. ~~~~~~~~ Emniyet kapısının önünde kısa bir bekleyişten sonra Aslı ile Serdar aralarında birkaç kelime mırıldanarak yan yana yürümeye başladılar. Aslı’nın dudaklarından çıkan sözler rüzgârın uğultusuna karıştı; ama Serdar’ın yüzündeki şaşkınlık, konuştuklarının basit olmadığını ele veriyordu. Bir anda Aslı kolunu kaldırdı, yoldan geçen bir taksiyi durdurup,Serdar’a kısa bir bakış attıktan sonra kapıyı açıp hiçbir tereddüt göstermeden bindi. Taksici kontağı çevirdi ve araç uzaklaştı. Serdar, Aslı’nın arkasından bakakaldı. Çenesini sıktı, ellerini cebine soktu. Birkaç dakika boyunca aynı noktada bekledikten sonra, adımlarını ağır ağır ilerletti. O gece yürüyerek gittiği ilk yer Şeyda'nın eviydi.O sokakta ilerlerken bakışları evin pencerelerine, kapısına, hatta kaldırımda duran bisikletlere kayıyordu. Bir süre duraksadı, ama kapıya yaklaşmadı. Yalnızca nefesini tutar gibi bakıp geçti. Ardından, başını öne eğip kendi evine doğru yürümeye başladı. Onu gölge gibi takip eden sivil polis, telsizinden hafifçe fısıldadı: — Atmaca, Serdar önce Şeyda’nın evinin olduğu sokağa girdi, sonra kendi evine doğru ilerliyor. Takipteyim. Atmaca’nın cevabı kısa ve netti: — Gözünüzü ayırmayın. Bu gece tek taş bile yerinden oynasa bana haber verin. ~~~~~~~~~~ Birkaç gün geçmişti; gece nöbetlerinin üzerime kalan ağırlığı hafif hafif dağılırken yeni bir sabah daha geride kalıyordu. Koridordaki sessizliği telsizimden gelen cızırtı bozdu, sivil polislerden biri hızlı bir sesle rapor verdi: — Atmaca, Aslı on dakika önce evinden çıktı; anlaştığımız taksiciden aldığımız bilgi, onu bankaya götürdüğü doğrultusunda. Beşiktaş'ta ki merkez şubeye gidiyorlar,Şu anda yolda, durumu iletiyorum. Elden düşürmediğim kahvemi kenara koyup telsize eğildim. Nişan gibi net bir emir verme zamanıydı; ama şimdi yapılacak hamleler dikkat istiyordu. Telefonu elime alıp sıkı bir cümleyle bankanın güvenlik hattını aradım. Sesimde zorunlu soğukkanlılık vardı: — Ben Başkomiser Hale Demir. Şu an takip ettiğimiz şahıslardan biri banka işleminde bulunacak. Sizden ricam, yapılacak para çekimlerinde banka içi güvenlik prosedürlerini uygular gibi görünmeniz ama işlem yapılırken bankanın kaydı için paranın seri numaralarını almanız ve işlem gerçekleştiği anı bize anlık bildirmeniz. Eğer olağan dışı bir miktar çekilecekse, lütfen müşteriyi meşgul etmeden işlemin gerçekleşmesine izin verin; amacımız suçüstü yapmak değil, olayın üzerindeki gölgeyi netleştirmek. Anladınız mı? Karşı taraftan kısa bir onay sesi geldi; usûlün kelimeleri basit, banka kayıt tutacaktı, biz de takip edecektik. Kimsenin dikkatini çekmeden ilerlemeliydik. Aslı, rüzgârda saçlarını arkasına atarak bankanın kapısından içeri girdi. Bankanın içinde iki farklı noktada sivil polis müşteri gibi konumlanmıştı. İçerideki birkaç kamera açısı, güvenlik görevlilerinin kısa bir onayı… her şey planlandığı gibiydi. Bir süre sonra telsizden fısıltı gibi bir ses: — Atmaca, işlem gerçekleşti. Aslı hesabından büyük miktarda nakit çekti. Banka kayıt altına aldı, seri numaralarını not ettiler. Aslı şuan çıkıyor. Sesim net bir şekilde yeni bir emri geçti telsize; takibe devam o para kime gidecek? ne alınacak? takip edin, ama kendinizi açık etmeyin. Aslı bu sefer taksiye binmemiş, elinde ki çanta ile birlikte bankanın yakınlarında olan Maçka parkına doğru yürüyordu. Parkın içine girip en kalabalık kısma doğru ilerledi, etrafta biz haricinde birinin Aslıyı izlemesi muhtemel olduğu için. yakın takipten çıkıp etraftaki diğer sivil polisler ile irtibata geçtik. Parkın en kalabalık bölgesinde bulunan bir simitçi görünümlü sivil polis telsize girmişti beklenen şahıs saat 9 yönünde elinde siyah bir çanta var. Konumuma,yönü saat 12 olan banka oturdu. Çantasında bir şey arıyor. Tekrar kalktı, para dolu çantayı bankın altına bırakıp kalktı. Tekrar ediyorum! Çanta bankın altında. Telsizi alıp konuşmaya başladım Hakan sen Aslıyı takibe devam et! Çağatay o çanta sende,kim alırsa bize bildir takip edebilirmisin ? Her ikisinden de onay aldıktan sonra adımlarım Gökdenizin olduğu odaya doğru ilerledim. ~~~~~~~~~ Kapıyı açıp içeri girerken sesimde gayri ciddi bir şekilde; eee Gökdeniz bey sizin paralar bankın altında transfer yerini bekliyor... Ben size demiştim Aslı hayatı satranç tahtasında yaşar. O'nun ibandan para göndermeyeceğini biliyordum. Peki sizce kim? Ben başında söylemiştim sana, yapan Serdar, bir kaç dakikaya haberi gelir parayı almaya gittiği... Ee o zaman benim burda son günüm desenize. Sevmiştim sizinle muhabbet etmeyi, farklı bir bakış açınız var hayata karşı.. Ben seni hiç sevmedim ama Gökdeniz biliyor musun ? Siz hiç aşık oldunuz mu Başkomiserim ? Bana olan bu tavrınıza göre olmamış varsayıyorum. Aşık olunca hiç bir şekilde yaş, makam, mevki umrunuzda olmuyor. Keşke senin umrunda olsaymış Gökdeniz! Belki o zaman Şeyda yaşardı... Telsiz çaldı, Eren’in sesi: — Başkomiserim Serdar parka giriş yaptı. Doğrudan banka ilerliyor, çantayı aldı; şu an geldiği yönün tersi yöne doğru yürüyor. Takip başlatıldı. Bak ben haklı çıktım. Bu gece son gecen Gökdeniz! Sen burayla vedalaş, ben işimin başına... ~~~~~~~~~~ İçimde birdenbire karmaşık bir şeyler kıpırdadı: plan başarılıydı, ama işler planlandığı gibi saf ve temiz değil. Aslı’nın çantayı bırakışı, Serdar’ın alışı… her adımın arkasında yeni sorular vardı. Telsize kısa bir not bıraktım: — Kimse müdahale etmeyecek; fotoğraflar, kameralar, seri numaraları ve takip pozisyonlarını not edin. Serdar’ı dikkatle takip edin; ama kimseyi panikletmeyin. Bu gece muhtemelen kaçış planı yapacak. Odamda Eren ve diğerlerinden gelecek haberi beklerken kaçıncı kahvemi içtiğimi bilmiyordum. O sırada çaycı Osman abi elindeki büyük tepsiyle içeri girdi, Atmaca başkomiserime,Atmaca kanından bir kuşburnu veriyorum, Bu ara çok vitaminsiz kaldın başkomiserim. Bizim memleketin kuşburnusu, sana özel demledim sakın kimseye deme ha! deyip büyük cam fincanı önüme bıraktıktan sonra geldiği hız ve neşesiyle odadan çıktı. Daha çaydan bir yudum almamıştım ki içeriye telaşla Ayla girdi. Başkomiserim Aslı Sabah 5:45'e uçak bileti aldı bankacılık ve rezarvasyon sistemlerine düştü. İlk adımı demek Aslı attı. Uçuş nereye? Maldivler. Tatil mi sence ? Suçlu iade anlaşması olmayan ülkeyi seçerek biraz göze battı. başkomiserim. Ayla sen hep teknik takipte kal kızım, senin için direk ben yaptım demesi lazım herhalde... Ama başkomiserim ben Aslı'nın tek başına yapabileceğine inanmıyorum. O yapmadı ki zaten! azmettirici Aslı , Asıl suçlu Serdar! Siz yine avı yakalamışsınız! sadece buraya gelmesi kalmış. Hadi Ayla bilgisayarının başına geç çabuk... ~~~~~~~~~~ O gece şehir sessizliğe gömülmüşken telsizlerimiz hiç susmadı; her hareketimiz kayıt altındaydı. Ben masamda otururken Eren kulaklıkla içeri daldı, yüzündeki ifade uykusuz ama kararlıydı. — Atmaca, Serdar otogara gitti. Sivil ekiplerimiz peşine düştü, şimdi otogarda yakaladılar. Doğrudan merkeze getiriyoruz. — dedi, nefesini kontrol edercesine. Telefon elimde titredi ama sesi susturdum. Her şey planlandığı gibi akmalıydı; paniğe ve aceleye yer yoktu. Hemen telsize düğmeye bastım: — Serdar merkezde teslim alındıktan sonra bana bilgi verin. Kimseyle görüşmesine izin yok, avukat talebi olursa prosedür uygulanacak. — Emrim netti, sesi keskinçe yankılandı. Eren kafa salladı, hızla çıktı. Yarım saat geçmeden tekrar rapor geldi; Serdar emniyete getirildi, nezarette bekletiliyor. — Başkomiserim, Aslı evinden Serdar ile eş zamanlı şekilde alındı, nezarette kendisi. İkisini yan yana görünce ekipteki herkesin omuzlarından bir ağırlık kalktı gibi oldu; ama ben biliyordum ki bu sadece başlangıçtı. Eren bana kısa bir rapor verdi: — Aslı gayet soğukkanlı, itiraz yok. Serdar daha önceki panik hâlini koruyor; konuşmak istemiyor ama huzursuz. İkisi de sorguya hazır. Eren sen Benimle geliyorsun! ikimiz Serdar'ı. sorgulayacağız. Nisa, Aslı sende! Sadece birinden itiraf almamız yeterli... ~~~~~~SERDAR'IN SORGUSU Kapıyı açıp içeriye girdiğimizde, Serdar oturduğu sandalyede daha da küçülmüştü sanki. Eren masa ya doğru ilerleyip elinde ki ses kayıt cihazını, ve dosyadaki fotoğrafları Serdar'ın göreceği şekilde bırakmıştı, fotoğrafları gör ve asla inkar etme demenin bir yoluda buydu. Çektiğim sandalyeye oturup Serdar'a baktığımda, herşeyi itiraf etmeye hazır bir çift göz gördüm. Nabza göre şerbet verip oyalanmadan bu işi bitirip asıl suçluları cezaevine göndermek istiyordum. Kaç para verdi sana ? 2.5 milyon başkomiserim! Gözlerini yere dikmişti sorguya geldiği ilk gün gibi. yüzüne bakmıyor, kendini benden bu şekilde saklıyordu. Daha sert bir şekilde yüzümü kulağına yaklaştırıp : demek senin aşkının ederi 2.5 milyon ha serdar ? anlat çabuk nasıl yaptın ? Be...ben yapamam dedim. Aslı ısrar etti eğer sen yapmazsan başkası yapacak senin intikamında içinde kalacak sen yaparsan hem intikamını alacaksın hem paranı dedi... İlk başta reddettim ama olmadı zayıfmışım ben, iradesiz,şerefsizin tekiymişim. Kendi ellerimle kırdım boynunu. Filmler de izlediğim gibi bir anda çevirdim ve oracıkta öldü. Sonrasında bahçede ki ağaca götürdüm astım. Ben onun aşkından deli olurken, o kendini evli adamlara peşkeş çekti. Eren'in masaya vurduğu yumrukla irkildi Serdar! yüzünü hızla bana döndü. .Seni Eren'e teslim etmeyeceğim merak etme cezanı doya doya çekeceksin. Eren çöz şunu direkt nöbetçi mahkemeye sevk et Aslı'yıda elimizdeki delillerle birlikte gönderin nöbetçi mahkemeye azmettirici olarak yargılansın. Emredersiniz Başkomiserim. Eren kapıya yönelip tam kapıyı açacakken bir anda Nisa içeri girdi. Başkomiserim Aslı KARACA konuşmama hakkını kullanıyormuş. Gerekli ifadeyi buradan aldık delillerle birlikte ikisinede cezaevi yolu göründü kendini uğraştırma direkt sevk kağıdını imzala ve yolla ... Emredersiniz Başkomiserim! Sorgu odasından odama giden yol sanki 1 yıl uzaktaydı bedenim Osman abinin demesi gibi güçsüz düşmüş olmalı, Kendimi hiç bu kadar yorgun hissettiğimi hatırlamıyorum. Gerekli prosedürü, mahkeme sevk kağıtları imzaladıktan sonra odamdan ceketimi ve çantamı almak için girdiğimde masamda ki küçük kağıt dikkatimi çekti, ekipten biri ben sorgudayken not bırakmış diye kağıdı elime alıp okudum. Yazan not ekibe ait olamazdı. Notun üstünde : BU ŞEHİRDE ÖLEN HER KADIN,SENİ SONA YAKLAŞTIRIYOR ATMACA!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD