SİMRA
Dediğini yapmıştı 3 gündür sadece odaya yemek için gelen kadın dışında kimse gelmedi. Geldiğim günden itibaren ikinci gün pencerenin yanına tek kişilik bir koltuk getirildi. Odaya girip çıkan kadın sürekli Fransız balkonu olan camdan baktığım söylemiş olmalı diye tahminim vardı.
Buda demek oluyorki karan buraya gelmesede halla beni yakından takip ediyor. İnadımı sürdürüp ağzıma tek lokma yemek sokmamıştım. Tüm gün sigara ve su tüketiyordum. Bu da zayıflamam neden olmuştu. Şimdiden neredeyse üç veya dört kilo vermiştim. Üçüncü gün akşam saatlerine doğru yemeğimi getiren kadın tekrar gelip yemeyi bıraktı.
Bir kaşık bile yemekten yine yemedim. Bir kaç saat sonra tabakları almak için tekrar odaya girdi. “ Hanımefendi yemek yemeneye devam ederseniz güçten düşeceksiniz.” Sabahtan beri yerimden kalkmamıştım.
Karşımdaki nefes kesici olan orman manzarasını izleyip duruyordum. İleriye doğru resmen iki tane heybetli dağlar vardı. Bir yandan da kendimi bu devasa ev de sıkışıp kalmış hissediyordum. Kadın cevap vermeyeceğimi fark edip tekrar gitti.
Havanın kararması dana sonra bir süre geçmişti. Odanın kapısında anahtar sesini duydum yeniden. Bakışlarım oraya kayınca içeriye giren adam tanıdım. Buraya ilk getirilirken karanın yanındaki adamdı. Karan kadar olmasada uzun ve kaslıydı. Kahverengi saçlara sahipti ve gözleri kehribar torundaydı.
Sert yüz hatları vardı. Bana doğru yürümeye başlayınca kaşlarım çatılmaya başladı. Direnmeye ve vurmaya çalışıyordum bir yandan da beni nereye götürdüğüne dair söyleniyordum. Bir kaç sağlam yumruk geçirmiştim. Ama adam bunlardan pek etkilenmişe benzemiyordu.
Adam ağzını tek bir kelime bile açmak için kulanmadı. Bu direnişlerim arasında iki kat aşağı indik. Genişçe iki kapısı olan bir odaya girdik. Girdiğimiz yer salona benziyordu. Modern gri renkli bir oturma grubu vardı. Lüks olduğunu tahmin ettiğim kocaman bir televizyonda vardı odanın tam ortasında.
Ama beni en çok etkileyen şey iki kocaman sürgülü kapının arkasında yukarıdan izlerken gördüğüm havuza açılıyor olmasıydı. Arkadaki manzara buradan bir başka güzel gözüktü gözüme. Çekiştirilerek bahçe ya açılan kapıdan geçirildim. Sonra durduk gözüm ormana kaydı ağaçların sıklığı ve karanlığı beni çekiyordu resmen.
Sol tarafta bir masada karanın oturduğunu fark etim. Önünde bir viski şişesi iki bardak birde içinde çoğu söndürülmüş sigaralar olan bir küllük vardı. Adamın dokunuşlarından kurtulunca ne kadar gerildiğimi fark ettim. Tutuğum nefesimi verip gerginlik ile kasılan kaslarım rahatladı. Karan hamlem karşısında kaşları çatıldı. Sonrasında hızlıca ifadesini düzelti.
Beni süzdü şişeyi kaldırıp içinde buz olan bardaklardan birine kehribar renkli sıvıyı döktü. Rahat bir oturuşa geçti gözlerimin içine odaklandı.” Otur”dedi. Sadece kadehi önüme doğru itmek için bedenini kaldırmıştı.
Bir kaç adımda masaya yaklaştım sandalyeyi çekip oturdum. İçi sıvı dolu bardağı kavrayıp dudaklarım arasına götürdüm. Bir kaç yudum aldım içkinin sertliğini direk fark ettim. İçtiğim içki bünyemin alışık olduğu ucuz içkilere hiç benzemiyordu.
Hiç bir şey demedi sadece içtik ben bitirdikçe o yenisini doldurdu. Kendi kadehide benim le aynı oranlarda bitiyordum. Tamamen sessizlik hakimdi. Son kadehi bitirdim beynim uyuşmaya başladığını anladım. En ufak hareketimde çevremde ağırdan tekip ediyordu.
Karanın dudağının kenarında hafif bir sırıtma fark ettim. Lanet olsun istediği buydu tekrar kadehi dolduracağı zaman kadehin üzerine elimi koydum.
Pek nazik hissettirmeyen bir tutuş ile tutup çekti. Hamlesinin sonuda, zaferi kadehin dolu olmasıydı. Şişeyi yerine koydu gülümsedi “iç “ tek kelimelik bir emirdi. Kafamı olumsun anlamda saldım daha fazla içersem kesin çok kötü bir şekilde sarhoş olucaktım. Bunun üzerinde 3 gündü yemek yememin payıda büyüktü.
O an fark ettiği gerçek ile kaşlarım çatıldı. Sözcükleri tutamadım ağzımda. “Beni yemek yemediğim için cezalandırıyorsun.” Sırıtı bunu sakladığı bir sır olmadığını gösterdi. Ardından lafını yeniledi “iç” alkolün verdiği etki ile hırslandım. Muhtemelen ayık kafam ile bu hamleyi asla yapmazdım.
Önümdeki bardağı kafama diktim. Bir daha koydu bende bir daha diktim. Gözlerim bayıklaştı işte şimdi sıçtım. “Kediyi tanıyor musun. Kim nerde kiminle iş birliği yapıyor.” Laflar ağızımdan dökülmeye başladı hiç bir kelimemi kontrol edemedim.
“Fazlaca yakından tanıyorum aslında. Amacı babandan intikam almak. Sokakta bilgi toplayacağı çok insan var. Birini sende tanıyorsun hatta.” Siktir bunu dememeliydim onu demire yönlendir memeliydim.
Dudaklarımı yaladı gözlerine odaklandım tekrar konuşmaya başladım. “Biliyor musun baban kediye çok büyük acılar çektirmiş. Kimliğini sana söyleyemem ona söz verdim. İntikamı bittiğinde zaten kurtulacaksın ondan.” Lafımın sonunda güldüm resmen deşiklerim hoşuma gidiyordu.
Aynı şey karan için geçerli olmadığını yüzüne bakınca fark ettim. Sorasında tekrar lafı o aldı. “Neden onu bu kadar koruyorsun. Sevgilim veya takıntılı bir erkek arkadaş olsaydı seni aradı. Ama hayır seni tek merak eden kişi demirdi otlarımı satım bilgi toplayan herif. Bir yakınlığınız var şaşırtıcı şekilde yakın bir zamanda seni tanımadığınıda söylemişti.”
Yüzünde bir aydınlanma gördüğüme yemin ede bilirim. Ama o kadar dikkatim dağınıktı ki buna odaklanamadım. “Gidip yata bilirsin bundan sonra yemeklerini ye ki evimden ceset olarak gitme sana yazık olur.”
Ayağa kalktım bir adımla yalpaladım yere tam düşüyordum ki karanın koları etrafımı sardı. Beni gelin tutuş ile kaldırdı. Bir şeyler hakında söyleniyordu o an kelimelerine hiç odaklanamadım. Parfümünün kokusu burnuma doldu çok güzel bir kokuydu kokunun kaynağına boynuna burnumu dayadım. Hiç bir hareketimi kontrol edemiyordum.
İkinciye bile düşünmüyordu. Önce içeriye girdik sonra merdivenlerden çıktık. Kulağıma kapını açılma sesi geldi sonrada kapanma. Beni yatağa bıraktı yüzünüzün arasında bir kaç santimden fazla mesafe yoktu. Dudağımı yalayıp nefesimi tutum.
Karan nın bakışları dudaklarımda kaydı. Sonra sıcak ve yumuşak dudaklarını hissetim.