"Evlen benimle."

1501 Words
Beş yıl sonra… Yazgül Doğanlı… Kulağımda inci küpeler, boynumda zarif, pırlanta taşlarla süslü kelebek figürlü kolyem var. Saçlarım, özensiz fakat hoş duran bir topuz şeklinde; kulaklarımın kıyısından firar eden birkaç asi tutam boynuma doğru dökülüyor. Madonna yaka, bordo renkli elbisem vücudumu adeta sarıp sarmalayarak kıvrımlarımı ortaya çıkarıyor. Göz makyajım abartısız; dudaklarımda ise elbiseme uygun şekilde sürülmüş bordo renkli rujun izi duruyor… Güzel göründüğümü düşünüyorum. Hayır, aslına bakılırsa oldukça güzel görünüyorum. Çünkü bu gece için özenle giyinip süslendim. Arkadaşlarımla birkaç haftadır görüşemiyoruz. Bazen hepimizin günlük rutini yoğun olabiliyor. Ne zaman bir araya gelmek gibi bir fikir ortaya atsak, ya birimizin ya da birkaçımızın işi çıktığı için erteleniyor. Ama nihayet bu gece hepimiz bir araya gelebiliyoruz. Yani… ben, öyle sanıyorum. Grup konuşmasında yaptığımız plana göre Gallada’da buluşacağız. Şık bir mekân ve boğaz manzarası oldukça etkileyici. Bunun yanı sıra yemeklerini de seviyoruz. Daha öncesinde de birkaç kez orada buluşmuşluğumuz var. Yani özel bir gün olmasa da mekânın ambiyansına uyum sağlamak için bu kadar süslenip püslendim de diyebilirim. Oraya vardığımda karşılaşacağım sürprizden bihaber, arkadaşlarımla vakit geçirecek olmanın hevesi ve heyecanını yaşıyorum. Mekâna vardığımda ise o güne kadar aklımın ucuna dahi getirmediğim bir şey oldu. “Yaz? Benimle evlenir misin?” Şık, lacivert renkli takım elbisesinin içinde önümde diz çöken adam; masmavi gözleri, kumral saçları, yakışıklı suratıyla mahcup ama kendinden emin bir tavır sergileyerek gülümserken gözlerimin içine beklentiyle bakıyor. Yakışıklı, hem de fazlasıyla… Gözlerinin güzelliği bir yana, çok güzel gülüyor. Her iki yanağında da derin mi derin iki gamzesi var. Dışarıdan bakıldığında soğuk görünen siması, konuşurken bile içe gömülen o gamzeler sayesinde yumuşuyor ve onu olduğundan daha tatlı bir çizgiye zorunlu olarak çekiyor. Alperen… Adı gibi karakteri de güçlü bir adamdır. Onu; hırslı, ne istediğini bilen ve istediği şeyi almak için hamle yapmaktan çekinmeyen bir insan olduğunu bilecek kadar iyi tanıyorum. Çünkü en belirgin özelliklerinden biri budur ve bu özelliği, kariyer basamaklarını üçer beşer tırmanmasını sağlayan etkenlerden biri. Ailesinin atadan, deden zengin olması da var tabii, ama eminim Alperen birçok şeyi emek vererek almayı tercih ediyor. Ve bu adam şimdi de beni mi istiyor? İstanbul Boğazı’nın kıyısında, Gallada’nın tam ortasında, onca kalabalığın arasında önümde diz çökmüş… bana evlenme teklif ediyor… Gelgelelim, benim bedenimdeki her bir hücre çığlıklar atarak kaçmam için alarm veriyor. Hızlanan kalbimden sebep burnumdan aldığım nefesler boğazımı yakıyor. Oysa ben… bir dakika öncesine kadar onunla havadan sudan konuşuyor, diğer arkadaşlarımızın bize katılmasını bekliyordum… Devam etmeden önce size bir soru sormak istiyorum: Beş yıl öncesini hatırlıyor musunuz? Hani İsra ablamın düğününde olan o aptal olayı? Yaptığım hatayı? Hayatımın, kalbimin içinden geçen o alçak insanı? Demek hatırlıyorsunuz… İnanın, bu beni biraz olsun rahatlattı. Çünkü ben de hâlâ hatırlıyorum. Unutmak için çok uğraştım, onu kafamdan tamamen silmek için gerçekten çok çabaladım, ama bir türlü mümkün olmadı. Ne yazık ki… Bir dakika! Öyle hemen aklınıza kötü şeyler getirmeyin, lütfen. Çünkü düşündüğünüz gibi değil. Olmayacak da! O zamanlar onu sevdiğimi sanmıştım, biliyorum. Hatta acımdan saçlarıma kıyacak, kesip atacak kadar da aptaldım. Ama zaman geçtikçe bunun bir yanılsama olduğunu anladım. O… hayatımda asla yeri olmayan, bırakın sevmeyi, dönüp bakmaya bile tahammül edemediğim bir adamdı ve doğrusunu söylemek gerekirse hep öyle kalmalıydı. Her insan hata yapar. Ben de ona inanarak büyük bir hata yaptım. Gerçi bu sayede hayatım boyunca unutamayacağım bir ders aldım. Sanırım unutamadığım şey aslında o değil; aldığım ders… bilemiyorum. Belki de bu yüzden ondan sonra aşk adına hayatımda kimse olamadı. “Aklına ben geleceğim.” Bana en son beddua eder gibi söylediği şey bu olduğundan mı emin değilim, ne zaman biri benimle ilgilenmeye kalksa, tıpkı söylediği gibi aklıma o geldi. Evet, tahmin ettiğiniz gibi; Alperen önümde diz çöküp, keman eşliğinde romantik bir evlenme teklifi yaparken de aklımı meşgul eden kişi o… Olmaz olası Toprak Kıraç… Aradan geçen beş yıla rağmen paramparça ettiği kalbim düzelmiş değil. Kanayan yerleri iyileşti sayılır; fakat iğne batığını andıran o hafif sızı hâlâ oralarda bir yerlerde… Alperen’e gelince… Hayır, o benim sevgilim değil. Ciddiyim, bırakın sevgiliyi, ona en ufak bir umut dahi vermediğime eminim. Uzun zaman öncesinde tavırlarıyla benden hoşlandığını ima etmişti. Ben de hiç vakit kaybetmeden gerekli olan o arkadaşlık çizgisini aramıza net bir şekilde çekmiştim. Buna istinaden şu an yaptığı şeyin ne denli büyük bir saçmalık olduğunu siz düşünün! Yaşadığım ani şoku hızla üzerimden atıp düşünmeye ara verirken, restoranda bulunan ve en az Alperen kadar beklenti dolu bakışlarla bizi izleyen yabancılara şöyle bir göz gezdirdim. “Rezillikten başka bir şey değil!” Aklımdan geçirdiğim tek şey bu olsa da ne kendimi ne de Alperen’i gerçek anlamda rezil etmeye niyetli değildim. Dudaklarımı birbirine kenetleyip, dizlerimi bükerek çömeldim. Alperen’le yüzlerimiz hizalanırken, doğrudan deniz mavisi gözlerini izledim. O ise bana bakmaya ve yüzündeki umut dolu tebessümü olduğu yerde tutmaya devam etti. Ellerimi uzatıp onun ellerini tuttum. Yüzük kutusunu nazik bir tavırla kapatırken, “Üzgünüm,” diye fısıldadım. “Bunu yapmamalısın.” “Yaz, lütfen…” Gözlerinin içinde gördüğüm kararlılığı silmeden mırıldanırken o, ellerini bırakmadan ayaklandım ve tekrar masamızdaki yerimizi almak için ikimizi de yönlendirdim. Kemancı kız, çalmaya başladığı romantik şarkıyı Alperen’in işaretiyle yarıda kesip uzaklaştı. Etrafımızdaki insanlar da bir terslik olduğunu anlamış olacaklar ki meraklı bakışlarını bizden çektiler. İkimiz de yeniden karşılıklı oturduğumuzda, usul bir nefes alarak öne doğru eğildim. “Ne yapıyorsun?” dedim, meraklı ve bir o kadar rahatsız olmuş bir sesle. “Bu ne demek oluyor, Alperen?” Alperen, gülümsemesini genişletirken gamzeleri daha da derinleşti. “Evlen benimle,” dedi, sanki bakkaldan iki adet çiklet istiyormuş gibi duyulan rahat bir sesle. “Ne yaptığım yeterince açık değil mi? Sana evlenme teklif ediyorum.” Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken kaşlarımın çatılmasına engel olmadım. “Bu bir şaka, değil mi?” dedim. Sırtımı dikleştirip girişe doğru bakındım. “Hiç komik değil! Böyle şeylerden hoşlanmadığımı biliyorsunuz! Neredeler? Alya mı yoksa Gizem mi ayarladı bu aptal şakayı?” Alperen, masada duran ve ne zamandır sıktığımı bilmediğim yumruğumu tutarak konuştuğunda yeniden ona bakmak zorunda kaldım. “Hayatım boyunca hiç bu kadar ciddi olmamıştım ben… Evlen benimle, Yaz. Seni istiyorum, her şeyden çok…” dedi. Elimi hızla çekip tutuşundan kurtarırken, “Hayır!” diyerek söyleyeceklerini yarım bıraktım. Gözlerimi kapatıp birkaç saniyeliğine kendime zaman tanıdım. O an yaşanan her şey yanlış olduğu kadar gerçekti ve benim bir an önce buna son vermem gerektiği kesindi. “Neden?” dedi Alperen. Yüzündeki gülümseme yerini karşı konulamaz bir ciddiyete bırakmıştı. “Hayatında kimse olmadığını biliyorum. Benim de yok. İkimiz de ne istediğimizi, ne istemediğimizi biliyoruz. Sevgili olayları, takılmalar… İkimiz için de anlamsız zaman kaybından ibaret şeyler. Ayrıca, ne kadar uyumlu olduğumuzu inkâr edemezsin…” Tamam, kabul ediyorum. Evlenmek gibi bir niyetim ya da tekrar âşık olacak kadar güçlü, kırılmamış bir kalbim olsaydı eğer, muhtemelen Alperen’i tercih ederdim. O… evlenilecek mükemmel erkekler listesinde ilk sıralarda yer alabilir. Ayrıca, onun da söylediği gibi, ne denli uyumlu olduğumuzu kesinlikle inkâr edemem. Fakat… sadece arkadaş olarak! Dahası, sanki evlilikten değil, iş anlaşmasından bahsediyor gibi! “Alperen, kes artık şunu!” diyerek yeniden denedim. “Gerçekten sınırı aşıyorsun. Hoşuma gitmiyor!” “Tamam, üzgünüm.” Alperen ellerini teslim oluyormuş gibi öne doğru uzatırken, sesini yumuşattı: “Haklısın, şaşırmış olmalısın. Seni anlıyorum, ama başka şansım yoktu. Ne kadar ciddi olduğumu sana göstermem gerekiyordu. Senden öylesine bir ilişki istemiyorum, Yaz. Ömür boyu yanımda olmasını istediğim kadının sen olduğundan eminim.” Alperen uzun cümlelerle konuşurken, benim gözlerim masanın yüzeyine takılı kalarak daldı. Ömrünün geri kalanını tek bir kişiyle geçirmek… Bu istek, içimde o kadar korkunç bir his uyandırdı ki yutkunamadım… “Doğru değil,” dedim, zar zor kendime gelip yeniden onun gözlerine bakabildiğimde. “Ne bu yaptığın, ne de isteğin doğru değil. Böyle bir şeyin parçası olmak istemiyorum. Benim için değerli bir arkadaşsın, evet, ama bundan fazlası olamaz. Eğer beni yanlış anlamana sebep olacak bir şey yaptıysam, özür dilerim. Lütfen, bu konuyu bir daha açılmamak üzere kapatalım.” Sakin bir tavırla çantamı alıp ayaklandım. Bir süre ikimiz de öylece birbirimizin gözlerine baktık ve en sonunda ben, “Üzgünüm,” diyerek son noktayı koyup oradan uzaklaştım. Çıkış kapısına ulaşmak üzereydim ki Alperen bana yetişti. “Yaz, bekle!” dedi. Elini ince belime koyup önüme geçerken, “Bu şekilde gidemezsin. Gitmemelisin. Konuşalım, lütfen!” Sakinliğimden ödün vermeden, başımı olmaz dercesine iki yana salladım ve bir adım yana geçerek yürümeye devam ettim. Alperen’in pes bir nefes bıraktığını ve “Kahretsin!” diyerek tısladığını işittim. Nihayet dışarı çıktığımda valeden arabamı getirmesini çoktan istemiştim. “Bunu yapamazsın!” Alperen, yeniden yanıma geldiğinde kolumu sert bir tavırla tutarak beni kendine doğru çekti. İtiraf etmeliyim, bunu ondan beklemezdim. Normalde çok… Nazik ve sınırlarını bilen bir adamdır. “Konuşmadan gitmene izin vermeyeceğim!” dedi. Kalbimin kriz geçirecekmiş gibi hızlandığını hissettim. Tabiri caizse elim ayağım sinirle titredi. Evet, eski ben olsaydı çoktan tokadı onun suratına indirdiği gibi küfür etmeye başlardı… Ama o, eski ben ÖLDÜ… yeni Ben’e “Merhaba” deyin… “Kolumu bırakır mısın, lütfen?” Onun gözlerinin içine bakıp sakin ve ricacı bir sesle konuştuğumda Alperen’in gözleri şokla açıldı. Sanki o an kolumu tutan kişi kendisi değilmiş gibi kendi elinin tutşuna baktı. Gerçekten şaşırmış gibi görünen bir hali vardı… “B-ben…” Kendini savunacaktı sanırım, bir açıklama yapacaktı, yani en azından deneyecekti. Fakat hemen arkamdan yükselen erkek sesi sadece Alperen’in konuşmasını değil, adeta atmosferi de sonlandırdı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD