Baran’ın gidişinden sonra malikâneye çöken o ağır, boğucu
sessizlik, gece yarısı bahçede büyük bir fırtınaya gebeydi. Aslan
ile Derin arasındaki görünmez bağ her geçen saniye daha da
geriliyor, elektrikli bir gerilimle havayı dolduruyordu. Cansel ise
bu tehlikeli yakınlığı fark etmiş, kıskançlığın pençelerini iyice
çıkarmıştı. Nefret ve arzu, malikânenin taş duvarları arasında
dans ediyordu.
Gece Yarısı - Konak Bahçesi
Derin, odasındaki yalnızlığa bir dakika daha dayanamadı. Kalbi
göğsünde deli gibi çarpıyordu. Üzerinde ince, beyaz bir gecelik
vardı; ipek kumaş tenine yapışmış, dolgun göğüslerinin hatlarını
ve kalçalarının kıvrımını belli belirsiz ortaya çıkarıyordu.
Ayakları çıplaktı, serin mermer zeminden bahçeye süzülürken
her adımda kalçaları hafifçe salınıyordu. Bahçe loş ışıklarla
aydınlatılmıştı; denizin dalgaları iskelenin ayaklarına vururken
ay ışığı suyun üzerinde gümüş rengi yansımalar yaratıyordu.
Aslan iskelenin ucunda tek başına duruyordu. Siyah gömleğinin
üst düğmeleri açıktı, kaslı göğsü hafifçe parlıyordu.
Sigarasından derin bir nefes çekti, dumanı yavaşça savurdu.
Omuzları geniş, kolları damarlı ve güçlüydü; her hareketinde
kasları belirginleşiyordu. Derin’in yaklaştığını hissetti ama
arkasını dönmedi. Sadece sesi gecenin karanlığında derin ve
erkeksi bir tınıyla yankılandı.
“Uyuyamadın mı Sancaktar kızı?” diye sordu, sesi pürüzlüydü.
“Abini gördün, sesini duydun… Yine de o yatak dar mı geldi
sana?”Derin yanına kadar geldi. Aralarında sadece birkaç adım
mesafe kalmıştı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, göğüsleri her
nefeste hafifçe inip kalkıyordu. İnce geceliğin altından meme
uçları sertleşmiş, kumaşa sürtünerek tahriş oluyordu. “Neden
izin verdin?” diye fısıldadı, sesi titrek ama kararlı. “Baran abim
adamlarıyla kapına dayandığında onları geri çevirebilirdin.
Neden o kapıyı açtın Karadağ?”
Aslan yavaşça döndü. Gözleri yorgundu ama o bakışlar Derin’in
üzerinde dolaşırken karanlık bir ateşle parlıyordu. Derin’in
bedenini baştan aşağı süzdü; geceliğin altına gizlenen dolgun
kalçaları, ince beli, boynundaki hafif ter damlalarını fark etti. Bir
adım attı, aralarındaki mesafeyi kapattı. Şimdi o kadar
yakındılar ki, Aslan’ın sıcak nefesi Derin’in dudaklarına
değiyordu. Sigara kokusuyla karışık erkeksi bir koku sardı
etrafını.
“Çünkü bir abinin kardeşini merak etmesi, dünyadaki en haklı
öfkedir Derin,” dedi, sesi kalınlaşmıştı. “Ben o öfkeye saygı
duyarım ama sınırımı aşarsa da cevabını veririm. Abin sınırda
durmayı bildi, ben de kapımı açtım. Bu kadar.”
Derin acı bir gülümsemeyle baktı. Dudakları hafifçe aralandı, dili
istemsizce alt dudağını ıslattı. “Cansel’e çok kızdın o saati attığı
için… Sadece senin sözün çiğnendi diye mi, yoksa o saatin
benim için ne demek olduğunu bildiğin için mi?”
Aslan bir adım daha attı. Şimdi bedenleri neredeyse değiyordu.
Göğüsleri Aslan’ın sert göğsüne sürtünüyordu. Derin’in nefesi
kesildi; bacaklarının arası ani bir sıcaklıkla doldu. Aslan’ın eli
yavaşça kalktı, parmakları Derin’in çenesini nazik amasahiplenici bir tavırla tuttu. Başparmağı dudağının kenarına
değdi, hafifçe bastırdı. “Bu evde neyin kıymetli olup olmadığına
ben karar veririm Derin,” diye mırıldandı, sesi neredeyse fısıltı
halindeydi. “Cansel haddini aştı, ben de gerekeni yaptım. Kimse
benim çatım altındaki bir şeye benden habersiz el süremez.
Buna sen de dahilsin.”
Derin’in vücudu titredi. Aslan’ın parmakları boynuna kaydı,
hafifçe okşadı. Tenleri birbirine değdikçe elektrik akımı gibi bir
şey geçti aralarından. Derin’in iç çamaşırı ıslanmaya başlamıştı;
bacaklarını hafifçe birbirine bastırdı ama bu sadece hissi daha
da artırdı. Aslan’ın gözleri dudaklarına kilitlendi. Bir an, ikisi de
biliyordu ki bir öpücükle her şey değişebilirdi. Ama Aslan geri
çekildi, parmaklarını çekti. Derin ise dudaklarını ısırarak
arkasını döndü ve hızlı adımlarla odaya kaçtı. Kalçaları her
adımda sallanıyordu; Aslan arkasından bakarken dişlerini sıktı.
Sabah - Mutfak / Gerginlik
Sabah olduğunda Derin mutfağa indi. Üzerinde dar bir şort ve
askılı bir tişört vardı. Göğüsleri tişörtün altında serbestçe
sallanıyordu, meme uçları hafifçe belli oluyordu. Cansel çoktan
oradaydı. Elinde bir bardakla tezgaha yaslanmıştı. Dar bir
sabahlık giymişti; kumaş belini sıkıca sarıyor, dolgun kalçalarını
ve derin dekoltelerini ortaya çıkarıyordu. Gözleri nefret doluydu
ama yapay bir sakinlik takınmıştı.
“Gece yarısı bahçede kocamla ne fısıldaşıyordun sen?” diye
tısladı, sesi zehir gibi. “Esirliğin bitti de göz koymaya mı
başladın?”Derin tezgaha yaslandı, kalçalarını hafifçe geriye iterek durdu.
“Senin kocam dediğin adam, dün gece senin attığın o saati dert
ediyordu Cansel. Belki de sorun bende değil, senin Aslan’ın
dünyasındaki yerindedir.”
Cansel bardağı sertçe tezgaha bıraktı. Göğüsleri öfkeyle inip
kalkıyordu. “Sen kendini ne sanıyorsun? Bu evde senin sadece
adın var, hükmün yok! Aslan seni sadece bir borç için burada
tutuyor!”
Tam o anda Aslan kapıda belirdi. Üzerinde sadece siyah bir
eşofman altı vardı; üstü çıplaktı. Kaslı göğsü, karın kasları ve V
hattı açıkça görünüyordu. Kollarındaki kaslar gerilmişti. Sesi buz
gibiydi ama gözleri Derin’in bedeninde dolaşırken karardı.
“YETER!” diye gürledi. “Cansel, kahvaltıyı terasa kurdur. Derin,
sen de geliyorsun. Beraber yiyeceğiz.”
Cansel dişlerini sıktı, ama Aslan’ın bakışları altında sesini
çıkaramadı. Derin ise Aslan’ın çıplak gövdesine bakmaktan
kendini alamadı. O geniş omuzlar, sert karın kasları…
Bacaklarının arası yine ısındı. Hızla başını çevirdi.
Kahvaltı - Beklenmedik Haber
Terasta masa hazırdı. Güneş tenlerini ısıtıyordu. Aslan
gazetesini okurken Cansel hırsla tabağıyla oynuyordu. Derin
karşısına oturmuştu; bacak bacak üstüne atmış, şortu
kalçalarını iyice ortaya çıkarıyordu. Aslan aniden sessizliği
bozdu.
“Dün gece dalgıçlar iskelenin altını taradı. Saat bulundu.”Derin’in gözleri parladı, ayağa fırladı. Göğüsleri tişörtün altında
zıpladı. “Ne? Gerçekten mi?”
Aslan sakin bir tavırla devam etti, ama bakışları Derin’in
bedeninde geziniyordu. “Temizleniyor. Camı çatlamıştı, tamir
ediliyor. Akşam elinde olur. Bir daha odaya kimseyi sokma,
kapını kilitlemeyi öğren.”
Cansel sandalyeyi gürültüyle geriye itti. Göğüsleri öfkeyle kalkıp
iniyordu. “İnanamıyorum sana Aslan! Benim attığım şeyi geri mi
getirtıyorsun? Bu kızın anıları benim huzurumdan daha mı
önemli?”
Aslan bakışlarını Cansel’e dikti, ama eli masanın altında
Derin’in dizine hafifçe değdi. O dokunuş Derin’in tüm bedenini
elektriklendirdi. Parmakları dizinin iç kısmına kaydı, hafifçe
okşadı. Derin’in nefesi kesildi, bacaklarını sıkıca kapattı ama bu
sadece ıslaklığı artırdı. Aslan sesini alçaltarak, “Senin huzurun,
benim evimdeki eşyaya el sürmekle sağlanmıyor Cansel. Bir
daha sakın… sakın benim onayımla duran bir şeye dokunma.
Kahvaltını bitir ve odana çekil,” dedi.
Cansel hışımla kalktı, kalçalarını sallayarak uzaklaştı. Aslan’ın
parmakları Derin’in dizinde bir saniye daha kaldı, sonra çekildi.
Derin’in yanakları kızarmıştı.
Akşam - Saatin Dönüşü
Akşamüstü çalışma odasının kapısı açıldı. Aslan elinde kadife
bir kutuyla çıktı. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı, kollarını
sıvamıştı; damarlı kolları ortaya çıkmıştı. Kapıda bekleyen
Derin’e yaklaştı. Derin’in üzerinde yine ince bir elbise vardı;
belini sarıyor, göğüs dekoltesini derinleştiriyordu. Aslan kutuyuuzattı. Derin açtı; gümüş saat pırıl pırıl parlıyordu, “tık tık”
çalışıyordu.
Derin saati kulağına dayadı. Gözleri kapandı, dudakları
aralandı. “Çalışıyor… Sen bunu çalıştırdın. Neden yaptın bunu
Aslan?”
Aslan ceketini giyerken yaklaştı. Elleri Derin’in beline dokundu,
hafifçe sıktı. Vücutları birbirine değdi. Derin’in göğüsleri Aslan’ın
göğsüne bastırıldı. “Çünkü o saatin durması kimseye bir şey
kazandırmıyor Derin,” diye fısıldadı, nefesi Derin’in kulağına
değiyordu. “Zaman aksın ki, kimin nerede durduğunu daha iyi
görelim. Borçlu kalmayı sevmem. Şimdi git, o sesle uyu.”
Parmakları Derin’in belinden aşağı kaydı, kalçalarının üst
kısmını hafifçe kavradı. Derin’in nefesi hızlandı. Bacaklarının
arası zonkluyordu. Aslan’ın sertliği karnına değdi; ikisi de
hissetti. Bir an hareketsiz kaldılar. Sonra Aslan geri çekildi, ama
gözlerindeki arzu apaçıktı.
Gece Yarısı - Derin’in Odası (İç Ses)
Derin yatağında uzanmıştı. Üzerinde sadece ince bir külot ve
askısız bir sütyen vardı. Saat başucunda tik-tak sesiyle
çalışıyordu. Gözleri tavandaydı, ama eli istemsizce göğüslerine
kaydı. Parmakları meme uçlarını okşadı, hafifçe sıktı. Zevk
dalgası vücuduna yayıldı.
İç sesi: “Saat çalışıyor… 20 yıl sonra ilk kez abimin kalbi bu
odada atıyor gibi. Aslan… Onu çözemiyorum. Bir yanda bizi diri
diri gömenlerin oğlu, diğer yanda gece yarısı dalgıç çıkartıp
anılarımı kurtaran adam. Cansel haklıydı, bu saat uğursuzluk
getirdi. Çünkü içimdeki o saf nefret, bu saatin ritmiyle beraberbozulmaya başladı. Celladıma teşekkür etmek istemiyorum ama
kalbim neden bu kadar gürültülü çarpıyor?”
Eli aşağı kaydı, külodunun içine girdi. Parmakları ıslaklığını
buldu, klitorisini dairesel hareketlerle okşadı. “Aslan…” diye
inledi sessizce. Bacakları açıldı, parmakları içeri girdi, ritmi
saatin tik-tak’ıyla eşitledi. Göğüsleri inip kalkıyordu, meme uçları
sert ve hassastı. Orgazm yaklaştığında Aslan’ın adını fısıldadı,
vücudu titreyerek boşaldı. Saati göğsüne bastırdı, terli tenine
değdi ve huzurla gözlerini kapattı.
Aynı dakikalarda Aslan bahçede, iskeledeydi. Üstü çıplaktı,
sadece eşofman altı vardı. Sertliği hâlâ belliydi. Gökyüzüne
bakarken Derin’in bedenini, o dolgun göğüsleri, ıslak
dudaklarını düşündü. Dişlerini sıktı.