GECENİN GÖLGESİNDE

1320 Words
Baran’ın gidişinden sonra malikâneye çöken o ağır, boğucu sessizlik, gece yarısı bahçede büyük bir fırtınaya gebeydi. Aslan ile Derin arasındaki görünmez bağ her geçen saniye daha da geriliyor, elektrikli bir gerilimle havayı dolduruyordu. Cansel ise bu tehlikeli yakınlığı fark etmiş, kıskançlığın pençelerini iyice çıkarmıştı. Nefret ve arzu, malikânenin taş duvarları arasında dans ediyordu. Gece Yarısı - Konak Bahçesi Derin, odasındaki yalnızlığa bir dakika daha dayanamadı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Üzerinde ince, beyaz bir gecelik vardı; ipek kumaş tenine yapışmış, dolgun göğüslerinin hatlarını ve kalçalarının kıvrımını belli belirsiz ortaya çıkarıyordu. Ayakları çıplaktı, serin mermer zeminden bahçeye süzülürken her adımda kalçaları hafifçe salınıyordu. Bahçe loş ışıklarla aydınlatılmıştı; denizin dalgaları iskelenin ayaklarına vururken ay ışığı suyun üzerinde gümüş rengi yansımalar yaratıyordu. Aslan iskelenin ucunda tek başına duruyordu. Siyah gömleğinin üst düğmeleri açıktı, kaslı göğsü hafifçe parlıyordu. Sigarasından derin bir nefes çekti, dumanı yavaşça savurdu. Omuzları geniş, kolları damarlı ve güçlüydü; her hareketinde kasları belirginleşiyordu. Derin’in yaklaştığını hissetti ama arkasını dönmedi. Sadece sesi gecenin karanlığında derin ve erkeksi bir tınıyla yankılandı. “Uyuyamadın mı Sancaktar kızı?” diye sordu, sesi pürüzlüydü. “Abini gördün, sesini duydun… Yine de o yatak dar mı geldi sana?”Derin yanına kadar geldi. Aralarında sadece birkaç adım mesafe kalmıştı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, göğüsleri her nefeste hafifçe inip kalkıyordu. İnce geceliğin altından meme uçları sertleşmiş, kumaşa sürtünerek tahriş oluyordu. “Neden izin verdin?” diye fısıldadı, sesi titrek ama kararlı. “Baran abim adamlarıyla kapına dayandığında onları geri çevirebilirdin. Neden o kapıyı açtın Karadağ?” Aslan yavaşça döndü. Gözleri yorgundu ama o bakışlar Derin’in üzerinde dolaşırken karanlık bir ateşle parlıyordu. Derin’in bedenini baştan aşağı süzdü; geceliğin altına gizlenen dolgun kalçaları, ince beli, boynundaki hafif ter damlalarını fark etti. Bir adım attı, aralarındaki mesafeyi kapattı. Şimdi o kadar yakındılar ki, Aslan’ın sıcak nefesi Derin’in dudaklarına değiyordu. Sigara kokusuyla karışık erkeksi bir koku sardı etrafını. “Çünkü bir abinin kardeşini merak etmesi, dünyadaki en haklı öfkedir Derin,” dedi, sesi kalınlaşmıştı. “Ben o öfkeye saygı duyarım ama sınırımı aşarsa da cevabını veririm. Abin sınırda durmayı bildi, ben de kapımı açtım. Bu kadar.” Derin acı bir gülümsemeyle baktı. Dudakları hafifçe aralandı, dili istemsizce alt dudağını ıslattı. “Cansel’e çok kızdın o saati attığı için… Sadece senin sözün çiğnendi diye mi, yoksa o saatin benim için ne demek olduğunu bildiğin için mi?” Aslan bir adım daha attı. Şimdi bedenleri neredeyse değiyordu. Göğüsleri Aslan’ın sert göğsüne sürtünüyordu. Derin’in nefesi kesildi; bacaklarının arası ani bir sıcaklıkla doldu. Aslan’ın eli yavaşça kalktı, parmakları Derin’in çenesini nazik amasahiplenici bir tavırla tuttu. Başparmağı dudağının kenarına değdi, hafifçe bastırdı. “Bu evde neyin kıymetli olup olmadığına ben karar veririm Derin,” diye mırıldandı, sesi neredeyse fısıltı halindeydi. “Cansel haddini aştı, ben de gerekeni yaptım. Kimse benim çatım altındaki bir şeye benden habersiz el süremez. Buna sen de dahilsin.” Derin’in vücudu titredi. Aslan’ın parmakları boynuna kaydı, hafifçe okşadı. Tenleri birbirine değdikçe elektrik akımı gibi bir şey geçti aralarından. Derin’in iç çamaşırı ıslanmaya başlamıştı; bacaklarını hafifçe birbirine bastırdı ama bu sadece hissi daha da artırdı. Aslan’ın gözleri dudaklarına kilitlendi. Bir an, ikisi de biliyordu ki bir öpücükle her şey değişebilirdi. Ama Aslan geri çekildi, parmaklarını çekti. Derin ise dudaklarını ısırarak arkasını döndü ve hızlı adımlarla odaya kaçtı. Kalçaları her adımda sallanıyordu; Aslan arkasından bakarken dişlerini sıktı. Sabah - Mutfak / Gerginlik Sabah olduğunda Derin mutfağa indi. Üzerinde dar bir şort ve askılı bir tişört vardı. Göğüsleri tişörtün altında serbestçe sallanıyordu, meme uçları hafifçe belli oluyordu. Cansel çoktan oradaydı. Elinde bir bardakla tezgaha yaslanmıştı. Dar bir sabahlık giymişti; kumaş belini sıkıca sarıyor, dolgun kalçalarını ve derin dekoltelerini ortaya çıkarıyordu. Gözleri nefret doluydu ama yapay bir sakinlik takınmıştı. “Gece yarısı bahçede kocamla ne fısıldaşıyordun sen?” diye tısladı, sesi zehir gibi. “Esirliğin bitti de göz koymaya mı başladın?”Derin tezgaha yaslandı, kalçalarını hafifçe geriye iterek durdu. “Senin kocam dediğin adam, dün gece senin attığın o saati dert ediyordu Cansel. Belki de sorun bende değil, senin Aslan’ın dünyasındaki yerindedir.” Cansel bardağı sertçe tezgaha bıraktı. Göğüsleri öfkeyle inip kalkıyordu. “Sen kendini ne sanıyorsun? Bu evde senin sadece adın var, hükmün yok! Aslan seni sadece bir borç için burada tutuyor!” Tam o anda Aslan kapıda belirdi. Üzerinde sadece siyah bir eşofman altı vardı; üstü çıplaktı. Kaslı göğsü, karın kasları ve V hattı açıkça görünüyordu. Kollarındaki kaslar gerilmişti. Sesi buz gibiydi ama gözleri Derin’in bedeninde dolaşırken karardı. “YETER!” diye gürledi. “Cansel, kahvaltıyı terasa kurdur. Derin, sen de geliyorsun. Beraber yiyeceğiz.” Cansel dişlerini sıktı, ama Aslan’ın bakışları altında sesini çıkaramadı. Derin ise Aslan’ın çıplak gövdesine bakmaktan kendini alamadı. O geniş omuzlar, sert karın kasları… Bacaklarının arası yine ısındı. Hızla başını çevirdi. Kahvaltı - Beklenmedik Haber Terasta masa hazırdı. Güneş tenlerini ısıtıyordu. Aslan gazetesini okurken Cansel hırsla tabağıyla oynuyordu. Derin karşısına oturmuştu; bacak bacak üstüne atmış, şortu kalçalarını iyice ortaya çıkarıyordu. Aslan aniden sessizliği bozdu. “Dün gece dalgıçlar iskelenin altını taradı. Saat bulundu.”Derin’in gözleri parladı, ayağa fırladı. Göğüsleri tişörtün altında zıpladı. “Ne? Gerçekten mi?” Aslan sakin bir tavırla devam etti, ama bakışları Derin’in bedeninde geziniyordu. “Temizleniyor. Camı çatlamıştı, tamir ediliyor. Akşam elinde olur. Bir daha odaya kimseyi sokma, kapını kilitlemeyi öğren.” Cansel sandalyeyi gürültüyle geriye itti. Göğüsleri öfkeyle kalkıp iniyordu. “İnanamıyorum sana Aslan! Benim attığım şeyi geri mi getirtıyorsun? Bu kızın anıları benim huzurumdan daha mı önemli?” Aslan bakışlarını Cansel’e dikti, ama eli masanın altında Derin’in dizine hafifçe değdi. O dokunuş Derin’in tüm bedenini elektriklendirdi. Parmakları dizinin iç kısmına kaydı, hafifçe okşadı. Derin’in nefesi kesildi, bacaklarını sıkıca kapattı ama bu sadece ıslaklığı artırdı. Aslan sesini alçaltarak, “Senin huzurun, benim evimdeki eşyaya el sürmekle sağlanmıyor Cansel. Bir daha sakın… sakın benim onayımla duran bir şeye dokunma. Kahvaltını bitir ve odana çekil,” dedi. Cansel hışımla kalktı, kalçalarını sallayarak uzaklaştı. Aslan’ın parmakları Derin’in dizinde bir saniye daha kaldı, sonra çekildi. Derin’in yanakları kızarmıştı. Akşam - Saatin Dönüşü Akşamüstü çalışma odasının kapısı açıldı. Aslan elinde kadife bir kutuyla çıktı. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı, kollarını sıvamıştı; damarlı kolları ortaya çıkmıştı. Kapıda bekleyen Derin’e yaklaştı. Derin’in üzerinde yine ince bir elbise vardı; belini sarıyor, göğüs dekoltesini derinleştiriyordu. Aslan kutuyuuzattı. Derin açtı; gümüş saat pırıl pırıl parlıyordu, “tık tık” çalışıyordu. Derin saati kulağına dayadı. Gözleri kapandı, dudakları aralandı. “Çalışıyor… Sen bunu çalıştırdın. Neden yaptın bunu Aslan?” Aslan ceketini giyerken yaklaştı. Elleri Derin’in beline dokundu, hafifçe sıktı. Vücutları birbirine değdi. Derin’in göğüsleri Aslan’ın göğsüne bastırıldı. “Çünkü o saatin durması kimseye bir şey kazandırmıyor Derin,” diye fısıldadı, nefesi Derin’in kulağına değiyordu. “Zaman aksın ki, kimin nerede durduğunu daha iyi görelim. Borçlu kalmayı sevmem. Şimdi git, o sesle uyu.” Parmakları Derin’in belinden aşağı kaydı, kalçalarının üst kısmını hafifçe kavradı. Derin’in nefesi hızlandı. Bacaklarının arası zonkluyordu. Aslan’ın sertliği karnına değdi; ikisi de hissetti. Bir an hareketsiz kaldılar. Sonra Aslan geri çekildi, ama gözlerindeki arzu apaçıktı. Gece Yarısı - Derin’in Odası (İç Ses) Derin yatağında uzanmıştı. Üzerinde sadece ince bir külot ve askısız bir sütyen vardı. Saat başucunda tik-tak sesiyle çalışıyordu. Gözleri tavandaydı, ama eli istemsizce göğüslerine kaydı. Parmakları meme uçlarını okşadı, hafifçe sıktı. Zevk dalgası vücuduna yayıldı. İç sesi: “Saat çalışıyor… 20 yıl sonra ilk kez abimin kalbi bu odada atıyor gibi. Aslan… Onu çözemiyorum. Bir yanda bizi diri diri gömenlerin oğlu, diğer yanda gece yarısı dalgıç çıkartıp anılarımı kurtaran adam. Cansel haklıydı, bu saat uğursuzluk getirdi. Çünkü içimdeki o saf nefret, bu saatin ritmiyle beraberbozulmaya başladı. Celladıma teşekkür etmek istemiyorum ama kalbim neden bu kadar gürültülü çarpıyor?” Eli aşağı kaydı, külodunun içine girdi. Parmakları ıslaklığını buldu, klitorisini dairesel hareketlerle okşadı. “Aslan…” diye inledi sessizce. Bacakları açıldı, parmakları içeri girdi, ritmi saatin tik-tak’ıyla eşitledi. Göğüsleri inip kalkıyordu, meme uçları sert ve hassastı. Orgazm yaklaştığında Aslan’ın adını fısıldadı, vücudu titreyerek boşaldı. Saati göğsüne bastırdı, terli tenine değdi ve huzurla gözlerini kapattı. Aynı dakikalarda Aslan bahçede, iskeledeydi. Üstü çıplaktı, sadece eşofman altı vardı. Sertliği hâlâ belliydi. Gökyüzüne bakarken Derin’in bedenini, o dolgun göğüsleri, ıslak dudaklarını düşündü. Dişlerini sıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD