Kadir Odaya girerken hala göğsümde bir ağırlık vardı; rüyadan gelen sıcak, tuhaf bir tat. Yüzüm hâlâ solgun, ellerim titreyordu ama adımlarımı kasmaya çalıştım; ayakta durmak, nefes almak bile bazen görev gibiydi. Şirinin sinirleriyle dalga geçmesi, falcının kelimeleri... Hepsi kulaklarımda çınlıyordu. Kaçmak istedim. Rüyadan, o geçmişten, o hengâmeden. Ve en kolay kaçış yolu hep Şirinin yanındandı, ya da öyle sanıyordum. Kapı kapandığında onun gözlerindeki öfkeyle yüzleşmem gerekti. Yüzünde hâlâ kahve kokusu vardı; elindeki bez, mutfağın parlak yüzeyleri, hareketleri... Hepsi gerçekti. Rüyamsa hâlâ içimdeydi; bir bıçak gibi dönüyor, kâbusun öğle vakti sızan dumanı gibiydi. “Dokunma” demişti bana az önce, sanki ben kirliymişim gibi. İşte tam da bu yüzden ona yaklaşmak istedim. Kirden ar

