Şirin Semih gitti. Hani gitti de aslında gitmedi. Salonda bıraktığı çerez kırıntıları, yarım kalmış cips poşeti, masanın üstünde hâlâ duruyordu. O çocuk sanki evi değil beynimi dağıttı. Ben filmi açtım ama filmle alakalı tek bağım, ekranda hareket eden adamın saçlarının biraz güzel olması. O kadar. İnan bana, film dediğin bir noktadan sonra sadece televizyonun sol köşesinde çıkan saat için izleniyor. Canım sıkıldı. Öyle böyle değil, depresyon gecesi moduna girdim. Ama eksik bir şey vardı. Hani filmlerde olur ya; kız üzülür, yağmur yağar, camdan bakar, bir şişe şarap açar. E ben de camdan baktım ama yağmur yoktu, şişe desen hiç yoktu. İçki yok! Kahretsin. Yani ben nasıl kafayı bulacağım? Limon kolonyası mı içeyim yani? İnsanın depresyonu bile burada lüks, ben böyle köyde depresyon yaşamak

