FRANSE
Leonard’a anlatamamıştım çünkü ona sırrımı tamamıyla söyleyemezdim. O Louis’e bir sürüden ve alfa’nın varisi olmaktan daha iyi bir konum vermeyeceğimizi söylemişti. Tamamıyla hatalıydı. Ben onu kendi varisim olarak görüyordum. Bense bir gün tahtın sahibi olacak kişiydim.
Bunca yıl bir başıma tekrar tekrar küllerimden doğdum. Mecazi anlamda değil. Defalarca öldürüldüm ama tekrar tekrar doğdum. Bunca yıl intikam ateşiyle yanıp tutuştum ama şimdi bir çocuğun gidişi mi benim planı mı tehlikeye atıyordu? Kendimi bir çocuk için deşifre etmeye hazır mıydım?
Kurtların uzun Lycanların onlardan da uzun yaşadıkları doğru ama daha önce hiçbirinin altı yüz on sekiz yaşına bastığını görmemiştim. Yani kimse intikamımın sebebini anlamaz, kabul etmez özellikle de beni tüm kalbiyle desteklemezdi. İşte tam olarak bu sebepten dolayı bütün fikirlerimi, planlarımı ve intikam arzumu kendime saklıyordum. İçimden bir ses anlatırsam Leonard’ın beni anlayacağını söylüyordu. Ama riske atacak lüksüm yoktu. Amacım her şeyin mahvolması değilse tabii.
Bir daha düşündüm de zamanında bu kadar korkutulmuş veya bastırılmış olmasaydım kendimi daha kolay açabilirdim belki.
Leonard... Ona benden bir parça vermiştim. Benden, gücümden, bir parça. Çünkü sevdiğim herkes gibi onu da kaybetmek istememiştim.
Leo’nun ilk doğduğu günü hatırlıyorum da ne kadar güzel bir gündü. Onu görünce büyülenmiştim sanki... Aramızda bir bağ oluşmuştu. Ama bu eş bağı gibi değildi. Daha çok bir aile bağıydı. O güzel bakışları hiç gitmesin hep benle kalsın istemiştim. Ama ona verdiğim güç onu ölümsüz yapmadı... Sadece yavaş yaşlanıyor.
Çalılardan gelen sesle hızla ağaca çıktım. Davetsiz misafirler! Sessizce seslere doğru ilerledim. Kim geldiyse bize yararından çok zararının dokunacağını düşünüyordum.
Sonunda görüş açıma girdiklerinde sinirden köpürdüğümü hissettim.
Alfa ve Luna. Louis’in biyolojik ailesi! Ayrıca yanlarında da Kral ve Prens? Onların burada ne işi vardı? Yanlarındaki büyün o korumalara baktım. Umarım savaşmaya gelmemişlerdir. Çünkü bu uzun bir galibiyet savaşı olur ve uzun şeylerden sıkılırım. Sonra konuşmalarını duymak için daha da yaklaştım. Ardından kokumu almamaları için gücümü kullanmaya başladım.
-Onlar oğlumu, oğlumuzu aldı Kral Richard. Benim güzel oğlum Eric.
Biz hırsız mı olmuştuk şimdi? Ben onu bulup burada getirmemiş olsaydım şu anda yaşıyor olur muydu acaba? Peki ya adını değiştirmelerine ne demeli? Louis’in kendisine Eric denmesine izin vereceğini hiç sanmıyorum.
-Kral Richard sizi anlıyor ama sakin olmalısınız.
Bu araya giren Prens Daniel. Abisinden daha çok “kraliyet işi” yaptığı kesin.
Şimdi bütün bu Lycanlar ve çok sevdiğimiz (!) Alfa ve Luna Louis’i bizden almak için mi geliyordu. Kardeşimi, oğlumu, almak için önce cesedimi çiğnemeleri gerekir. Ama şansa bak ben ölümsüzüm!
Büyük ihtimalle sınırı geçen davetsiz misafirler olduğunu anlayan Karargâhlılar şu an panik içindedir.
Kral ilerledikçe arkasındakiler ve bir yandan da ben ilerliyordum. Louis’i alamayacaklardı. Etrafıma baktığımda Karargaha yaklaştığımızı gördüm.
Sonra bir anda Leonard!! Bir anda Leonard çalılardan Kral’ın önüne atladı.
-İstediğinizi verirsem gidecek misiniz?
Herkes şok olmuştu! Ben de dahil...
Kral onaylarcasına kafasını salladı. Kötü haber Richard siz istediğinizi alırsanız ben sizden kurtulmadan gitmeyeceğim!
Leonard eliyle hafifçe bir işaret yaptı. Çalıların arasından Louis çıktı. Luna hemen öne atılıp ona sarıldı.
-Oğlum. Eric.
Louis’in kafasında neredeyse soru işaretleri çıkacaktı.
-Benim adım Louis, Eric değil! Siz kimsiniz?
Luna hala ona sarılırken derin bir iç çekti.
-Biz senin aileniz. Gerçek ailen.
Louis bir ona baktı sonra bir de kafasını kaldırıp bana baktı. İzin istiyordu. Yada hayır yardım istiyordu. O kadını istemiyordu. Beni istiyordu.
Louis’in ağaca baktığını gören Leo ile göz göze geldik. Gözleri irileşti. Bunu benden gizli yapmayı planlıyordu. Bana yalan söylemişti. Ben hepimizi korumaya çalışırken bana ihanet etmişti.
Leonard’ın bembeyaz olmuş yüzünü gören Kral etrafa bakmaya başladı.
Luna Louis’i sonunda bıraktığında Louis benden onlara doğru döndü.
-Benim zaten bir ailem var teşekkür ederim.
Bu sefer Luna histerik bir kahkaha attı.
-Seni bize elleri ile veren bu adamdan mı bahsediyorsun Eric? Onlar senin ailen değil. Onlar seni sevmiyor bile.
Louis’in gözleri dolmaya başladı. O beni seviyor tamam mı? Leonard beni seviyor. Sullivan beni seviyor. Reina –Leo'nun eşi- beni seviyor. Franse beni seviyor!!
Richard adımı bilmediği için benden bahsettiğini de anlamamıştı. Alfa öne doğru bir adım attı ve Louis’in kolunu tuttu.nGözlerini kıstı ve ona baktı.
-Gidiyoruz. Bundan sonra ben ne dersem o!
Aslında planlarımda yoktu ama bir anda ağzımdan kaçan kahkahamla herkes bana baktı. Beni gören Kral bir anda konuşmaya başladı.
-Dikkatli olun!
Sinirle söylediği bu şeye gülümseyerek cevap verdim. Leo’nun da benden korkmasıyla onlara da düşman olduğumu düşünmeye başlamış gibiydi. Bir anda kraliyet muhafızlaıyla çevrildiğimi fark ettim. Ama umurumda değildi. Gözlerimi Leo’ya çevirdim. Ama gene de hep bir gözüm Louis ve onun kolundan tutan Alfadaydı. Leonard’a ithafen konuşmaya başladım.
-Başına buyruk hareket ettin! Hepimizi tehlikeye attın!
Alfa ve Luna, Louis’i kucaklarına adlığında sinirlerim iyice köpürüyordu. Sonra onlara doğru döndüm. Göz göze geldiğimizde onların da sinirli olduklarını gördüm.
-Louis’i almak istiyorsanız beni öldürmelisiniz!
Bu söylediğimle etraftaki herkes bana dalga geçer gibi bir bakış attı. Louis ve Leo hariç tabi. Louis histerik bir kahkaha patlattığında herkes ona döndü. Benim ölmeyeceğimi biliyordu.
Ama Leonard öne çıktı.
-Onları rahat bırak Franse! Yaptığımız hatayı düzeltmemizin zamanı geldi de geçiyor!
Ne hatasından bahsediyordu. Onu koruyup kollamıştık. Onun yaşamasının sebebi bizken bu bir hata mı olmuştu şimdi. Artık mantıklı düşünemiyordum. Gözümü kan bürümüştü.
Gözlerim kararıyordu. Bana doğru gelen Leonard’ın kolunu ters çevirip ağaca doğru fırlattım. Attığı çığlıktan kolunu kırdığımı anlayabiliyordum. Herkes hiç çaba sarf etmeden Leo’ya yaptıklarımı görünce biraz ürkmüştü.
Alfa öne doğru bir adım attı.
-Boşuna uğraşma bizi yenemezsin!
Ona doğru uzanıp karnına attığım tekmeyle onu biraz ötedeki ağaca doğru fırlattım. Etrafımdaki muhafızlar bana ateş etmeye başladıklarında kendimi bulduğum ilk ağacın arkasına attım. Birkaç yerimden vurulmuş kan kaybediyordum.
Kral geri çekilmemizi fırsat bilmiş bir şekilde Alfa ve Lunayı tahliye ediyordu. Ayrıca onlarla olan Louis’i de.
Kafamın üzerinden uçan okular ve bıçaklara baktım. Bunlar muhafızlarınkiler değildi. Sonra Reinayı gördüm. Eşine zara verdiğimi hissetmişti. Ama ona bunu yapanların ben değil de onlar olduğunu sanıyordu. İşime gelirdi!
Çok kan kaybediyordum. Sonra Alfa’nın sesini duydum.
-Seni öldürmemiz gerektiğini söylemiştin ya. Ölüyorsun Franse.
Hayır! Üzgünüm Alfa ben ölmüyorum. Vücudum hızla kendini yenilemişti. Hemen Reina’dan bir ok ve yay kaptım. Alfa’nın kafasına odakladım ve oku bıraktım. Onu vurduğumda birkaç saniyeliğine sessizlik olmuştu. Sonra ise savaş kaldığı yerden aynı hızla devam etmeye başlamıştı. Tam o sırada Louis’in Leonard’ın yanında olduğunu gördüm. Baygın olan Leo’nun cebinden bir şey alıyordu. Dikkatli bakınca ne yaptığını anladım.
Derin bir nefes aldı. Ardında yerde bulduğu ok ve yayı aldı. Okunun ucunu Leonard’dan aldığı çakmakla ateşe verdi. Şimdi tek isteğim Louis’in oku istediği yere atabilmesi ve bizi yakmaması.
⁓
"Ce n'est pas le feu qui me brûle. L'amour qui me brûle."
"Beni yakan ateş değil. Beni yakan aşk."