Zeliş'in Anlatımından Devam
Araba uzaklaşırken önümdeki adamlar bana doğru bir adım daha atıp yola indiklerinde geriye doğru bir adım daha attım.
"Yeni yıl eğlencemiz neyseki hâlâ bizimle." diye mırıldandı biri.
Adamla konuştuğum için onlar aramızdaki mesafeyi kapatmıştı. Arkamı döndüğüm anda kaçmama fırsat bile vermeyeceklerdi. Buna emindim.
"Kaçışın..." diye mırıldandığında asfalttan tiz bir ses yankılandı ve az önceki adam arabasını geri geri hızla sürüp bu tarafa doğru geldiğinde adamlar da ona döndü.
Kaçmaya fırsat bulamadılar, adam arabanın arkasıyla onlara vurduğunda gürültülü bir ses yankılandı ve geri çekildim hızla.
Gözlerim şoktan fal taşı gibi açılmıştı. Ne oluyordu?
Araba hâlâ çalışırken camını indirip başını çıkarıp arkaya bakındı. "Ula! Bir şeye çarptım."
"Bir şey dediğin bir insan! Hatta iki insan!"
"Olabilir." diye mırıldanıp kafasını içeri aldı ve öne aldı arabayı, adamları görüp dehşetle onlara bakarken adam arabadan indi. "Görünmez kaza."
"Ambulansa haber ver, yaralılar."
"Onlar seni rahatsız ediyordu, fazla mı iyimsersin sen?"
"Evet, beni rahatsız ediyorlardı ama ölmelerini istemiyordum." ikisi de kanlar içindeydi.
Ve bu adamın kaza yapmadığı apaçık belliydi.
"Ben ölmelerini isterim. Çünkü küçük hanım bugün sana yarın başkasına. Daha fazla nefes almalarına gerek yok?" dedi, sorarcasına kaşlarını kaldırarak.
"Yargıç mısın sen? Polis falan çağırırdık."
Gerçi... Ben çağıramazdım ama o çağırabilirdi. "Yargıçtan çok Azrail demeni tavsiye ederdim." deyip bir adım attı bana. "Kadına ve çocuğa sarkıntılık edenlerden nefret ederim. Şimdi..."
"Sana teşekkür etmemi bekleme benden."
Taciz kadar birini bir saniye olsun düşünmeden ezmek de psikopatça bir hamleydi. Bu yüzden bu adamdan da usul usul uzaklaşsam çok iyi olacaktı.
"Teşekkürünü isteyen yok." deyip kuşkuyla yüzüme baktı. "Polisi aramayacak mısın?"
"Hayır." diye mırıldanıp geriye doğru bir adım attım.
"Neden? İkisi de ağır yaralı."
"Sonra ararım ben." deyip arkamı döndüğüm gibi adımladım hızla ama anında yetişip kolumu tuttu.
"Gel bakalım yalancı buraya." dediğinde şok olmuştum. "Neyden kaçıyorsun, bu kez sadece doğruları duymak istiyorum."
"Bir şeyden kaçtığım falan yok." deyip adamları gösterdim. "Onlar işte, onlardan kaçıyordum!"
"Tacize uğramak üzere olduğun için mi? Yoksa bana yalan mı söyledin?"
"Sana neden yalan söyleyeyim ki?"
"Onu da konuştuğunda öğreneceğim." dediğinde başımı iki yana salladım.
"Yalan falan söylemedim. Beni rahat bırak." diye mırıldanıp elinden kurtulmaya çalıştığımda diğer elimi de tuttu ve beni kendisine çekti.
İtiraz etmek için dudaklarımı araladığım esnada havai fişekler patlayınca başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Gökyüzü güzeldi, çok güzel. Ama gel gör ki ben yeni yıla bilmediğim bir şehirde, bilmediğim bir adamın ellerindeyken giriyordum.
"Bırakır mısın artık beni?" deyip başımı eğdiğimde bakışlarını üzerimden bir saniye olsun ayırmadığını fark ettim.
Ve bu korkunçtu.
"Benim çok iyi bir özelliğim vardır, yalanın kokusunu bir kilometre öteden alırım." deyip başını eğdi. "Ve sen yalan söylüyorsun."
"Yalan falan söylemiyorum." dedim aceleyle. "Tamam, tamam kaçtım ama hem onlardan hem de ailemden."
"İşte şimdi açılmaya başladık. Devam et bakalım."
"Sana hayat hikayemi anlatacak değilim. Bırak beni, bırak yoksa seni gerçekten polise şikayet edeceğim."
"Korkutmadı tehditin." dedi sakin bir tavırla. "Kaza mahallinde çok durulmaz. Gidelim." deyip bir elimi bıraktı ama diğer elimi bırakmadı.
Arabasına doğru çekiştirdiğinde diğer elimle onun elini tuttum. "Bırak, bırak beni nereye götüreceksin?"
"Mümkünse konuşmaya? Çünkü sana hiç güvenmedim ve bırakmaya niyetim yok." dedi.
"Ben de senin gibi bir katil soyluya güvenmiyorum zaten. Bırak beni!"
"Tabi, mümkünse eğer..." sakinliği canımı sıkıyordu ama dert etmedim. Eline vurup ondan kurtulmaya devam ederken arabanın kapısını açıp içine doğru ittirdi. "Uslu dur."
"Ya..." dedim sıkıntıyla. "Valizim parkta kaldı, bari onu alayım."
"İçinde önemli bir şey var mı?"
"Kıyafetlerim var."
"Çok da önemli değil." diye mırıldanıp kapıyı kapattı ve açamadan kilitledi.
Kıyafetlerim neden önemsiz olsun ki? Bu adam ne yapmaya çalışıyor?
Kapıyı açıp arabaya bindikten sonra tekrar kilitledi. "Kemerini tak."
"Nereye gidiyoruz?"
"Korkma, seni de ezmeyeceğim. Sadece konuşacağız."
"Burada konuşsak olmuyor mu?"
"Polisler mi gelsin istiyorsun sen?" deyip arabayı çalıştırdı. "Kemerini tak, bir daha tekrar etmem."
Mecburen kemerimi taktığımda arabayı çalıştırdı ve tanımadığım bir adamla yolculuğa çıkmak zorunda kaldım.
~ ~ ~ ~ ~
Sessiz geçen bir yolculuğun ardından deniz kenarına gelip arabayı tam denizi izleyebileceğim bir yere bıraktığında kemerimi açtım.
"Arabadan inmek yok." dedi tok bir sesle. "Burada konuşuyoruz, sonra seni gitmek istediğin yere götürürüm."
Başımı salladım. En azından beni bırakacağını söylemişti.
Söylemişti söylemesine ama sanki gidecek yerim kalmıştı ya...
"Valizimi neden orada bıraktın ki?"
"Çoktan almışlardır zaten, burası İstanbul. Bilmiyor musun?"
"Çalmışlar mıdır?"
"Yerinde yeller esiyordur." deyince başımı eğdim. Haklıydı sonuçta. "Kimsin? Kimden kaçıyorsun?"
"O adamlardan işte." dedim. "Parkta oturuyordum, sarkıntılık ettiler."
"Neden parkta valizinle oturuyordun, merak ettiğim bu."
"Neden bu kadar ilgilisin bu konu hakkında?"
"Senin için iki kişiyi ezdim, bırak da bileyim."
"Ölmüşler midir?"
"Umarım." dediğinde bir an için ona baktım. Oldukça ciddi görünüyordu. Öldürmekten korkmadığı aşikardı.
"Tamam, pekala." deyip tekrar önüme döndüm. "Ben kaçtım, evimden kaçtım ve İstanbul'a geldim."
"Neden?"
"Çünkü beni zorla evlendirmek istediler, ben de sevdiğim adamla beraber İstanbul'a kaçmaya karar verdim."
"O nerede şimdi?"
"Henüz gelmedi." dedim, utançtan yerin dibine girecektim, parmaklarımla oynarken lafa girdim tekrar. "Ailelerimiz şüphe etmesin, aynı anda kaçmayalım dedi. O kaldı, ben geldim ama günlerdir yalnızım burada. Ve korkuyorum da..." diye mırıldandım, gözlerim doldu. "Ondan haber alamıyorum. Başına bir iş geldi mi bilmiyorum." dediğimde sesim titredi.
"İsmini ver araştırayım." dediğinde ona döndüm.
Bana neden iyilik yapsın ki? Hem de daha yeni tanımışken?
"Gerek yok." deyip önüme döndüm. "Kalsın, ben bir şekilde ona ulaşırım zaten." dedikten sonra ellerimin tersiyle gözlerimi ovuşturdum.
"Öyle olsun."
"Ben artık gidebilir miyim?"
"Nereye gideceksin?"
"Hastaneye."
"Orada kalıyorsun değil mi?"
Başımı salladım. "Fatih, yani benim sevdiğim adam. O gelene kadar orada kalacağım."
"Hiç mi paran yok?"
Çenem titredi. "Biraz vardı ama onu da çaldırdım." dedikten sonra göz yaşlarıma hakim olamadım. "Gelir gelmez soyuldum resmen, günlerdir..." diye mırıldanıp ellerimle yüzümü kapatıp ağlamama engel olmaya çalıştım.
Sakin ol kızım, sakin ol. Hiçbir şey yok, bunlar gelip geçici günler. Bir gün hepsini tatlı bir tebessümle hatırlayacaksın.
Fatih gelsin de, bir şekilde hallederdik ne de olsa...
"Tamam, sen sakin ol." Adamın sesini duyunca yüzümü silip ellerimi yüzümden çektim ve içimi çektim.
"Ben biraz hava alabilir miyim?" dedim, araba kilitli mi diye baktım ama açıktı. Fırsattan istifade hızla arabadan inip bir kaç adım attım ve denize yaklaştım.
O da arkamdan inmişti. "Çok yaklaşma, düşersen köpek balıkları yer seni." dediğinde dalgalı denize bakıp sonra ona döndüm.
Yabancıyım ya cahil sandı. "Burada köpek balığı yok."
"Emin misin?" deyip kaşlarını kaldırdığında bir an için şüpheye düşüp geriye doğru bir adım attım.
"Beni o adamlardan kurtardığın için teşekkür ederim ama senin yüzünden kıyafetlerimden oldum."
"Merak etme, seni böyle başı boş bir şekilde bırakacak değilim. Sevdiğin gelene kadar otelde kalırsın."
"Paramı çaldırdım dedim az önce, duydun değil mi?"
"Senden para isteyen olmadı." diye mırıldandı ellerini cebine yerleştirirken.
Ama bu da benim kabul edebileceğim bir şey değildi. "Ben başımın çaresine bakarım. Sen gidebilirsin." deyip kollarımı bağladım.
"Gitmiyorum, seni otele götüreceğim. Bir başına sokakta kalmana izin vermem."
"Ben de senden izin almadım." dediğimde nefesini bıraktı ve aramızdaki mesafeyi kapattığında başımı çevirip ona baktım.
"Beni dinle, gecenin bir yarısı sokakta ya da hastanede kalamazsın. Burası tehlikeli bir şehir ve bu gece başına gelen şey bir kez daha gelebilir. O yüzden inat etme, benimle otele gel. Bir oda tutalım sana."
"Neden bana yardım ediyorsun?"
"Param çok." dedi omuzlarını kaldırıp. "Ve dediğim gibi, gecenin bir yarısı burada kalmana müsaade etmem. Sen değil, bir başkası da olsa aynı şeyi yapardım." dediğinde önüme döndüm.
Zaten arabasına bir kez binmiştim. Bir daha binebilirdim.
Otele gelirsek... "Bir şartla." deyip ona döndüm. "Parayı bir kaç içinde ödeyeceğim sana."
"Kabul." diye mırıldanıp arabasına doğru adımladı. "Gel hadi." dediğinde mecbur peşinden adımladım.
Umarım yanlış bir karar vermemişimdir.
~ ~ ~ ~ ~