BöBölüm 2
Uzun bir yürüyüşten sonra, Paulo genç kızı bir ağaca dayadı ve tekrar dudaklarına yapıştı, genç kızın aklını başından alıp, bir şey düşünmesini engelleyene kadar öptü onu ve sonra eli yavaşça ve ürkütmeden genç kızın teninde dolanmaya başladı. Lilian, ancak tüm düğmeleri açılan gömleğinin açıkta bıraktığı göğüslerine değen büyük ve sabırsız elleri hissettiğinde neler olduğunu kavrayacak kadar kendisine gelmişti.
‘’PAulo!’’dedi onu ittirmeye çalışırken ürkmüş bir sesle.
‘’Şşş’’ dedi itiraz eden genç kıza Paulo. ‘’Lütfen, beni geri çevirme Lili.’’ Genç kızın başını avuçları arasına aldı ve dudaklarına minik bir öpücük kondurdu. Neler olduğunu beyni hala idrak edemeyen Lilian, sadece kendini tehlikede hissediyordu.
‘’Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi?’’ diye sordu PAulo ve onu tekrar öptü.
‘’Evet.’’diye fısıldadı Lilian. Sesinde hafif bir şüphe kırıntısı vardı.
‘’Sana yanlış bir şey yaptım mı?’’ baş parmaklarıyla genç kızın yüzünü hafifçe okşadı.
Genç kız, başını iki yana salladı. Nazik her davranış kararında bir kırılma daha yapıyor ve Lilian, ona inanıyordu. Onu sevdiğini onlarca defa söylemiş ve onu bir çok defa da öpmüştü. Lilian, ona inanıyordu. Ona hep güzel sözler söylüyordu ve hayatını onunla birlikte geçirmek isteğinden emindi. Hem zaten ona ne gibi bir zarar verebilirdi ki. Bir anda kendisini tekrar onun büyük elleri altında hissetti ama bu defa ona karşı çıkmayacaktı.
PAulo, genç kızdaki teslimiyeti fark edince göğsü heyecandan kabardı ve dudaklarına çılgın bir açlıkla yapıştı. Dakikalar sonra genç kız, etekleri beline toplanmış, yaprakların üzerinde yatıyordu. Ve Paulo, tüm ağırlıyla genç kızın üzerine uzanmıştı. Lilian’ın acı dolu çığlığı ağaç dallarındaki kuşları ürküttü.
Lilian, ne olduğunu anlamadan her şey olup bitmişti. Kendini nasıl hissettiğinin bile farkında değildi. Lilian, nasıl olupta temiz kalabildiğine şaşırdığı kıyafetlerini üzerini tekrar giyinmeye çalışırken Paulo, ona kendisinden sonra gitmesini söylemişti. Lilian, şimdi kasıklarında hafif bir sızıyla yürümeye çalışıyordu. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştı ama Paulo onu çok mutlu ettiğini söylemişti. İlk anlarda belki kendi de çok mutlu olmuştu.
Bozkıra PAulo’dan bir saat sonra varmıştı. Annesi, meyve şırası yapan genç kızlara zamanında katılmadığı için onu azarlamıştı. Ama önce yanaklarının neden bu kadar kırmızı olduğunu ve neden heyecanlı göründüğünü sormuştu. Annesinin aldığı tek cevap umursamaz bir omuz silkme olmuştu. Lilian, göstermeye çalıştığı kadar umursamaz değildi tabii. Eteklerini toplayarak meyveleri ezen genç kızların yanına seğirtti hızla.
Babası Luc Besson, Kermit topraklarının kralı Roman Durand’ın en iyi ve sadık askerlerinden biriydi. Luc, Roman’a asla karşı gelmez, ağzından çıkan her bir söze bir emir gibi bakardı. Roman, acımasız ve güçlü bir kraldı ve başarısının temeli acımasızlığından kaynaklanıyordu. Lilian da annesi Camile ve her bir Kermit halkı gibi krallık için hizmet ediyordu.
Lilian, işlerini bitirdiğinde akşam olmuştu. Kale merdivenlerinin basamaklarını hızla çıkmaya başladığında kalbi göğsünden dışarı çıkacakmış gibi atıyordu. PAulo belki bu akşam babası ve kral Roman’la görüşebilirdi. Roman, birkaç kez eş değiştirmiş olmasına karşın bir çocuğu olmamış ve artık bundan vazgeçmişti. Lilian’ın en az kendi kızını seveceği kadar seviyordu. Bir de Joseph vardı….Roman’ın tüm krallığı bırakmak istediği varisi. Kendi çocuğu değildi ama tüm krallığı ona emanet edecek kadar güveniyordu onun gücüne. Joseph’in babası krallığın savaşçılarından biriydi fakat bir savaşta kalbine giren bir ok onun hayatla bağlantısını kesmişti. Roman, o günden sonra Joseph’in tüm sorumluluğunu üstlenmiş ve onu bir prens gibi yetiştirmişti.
Lilian ve ailesi de Joseph gibi kalede yaşıyorlardı ve yemeklerini kralla birlikte yiyorlardı. Büyük bir klanın lideri olan PAulo’da akşam yemeğinde misafir olarak masada bulunacaktı ve Lilian, bu akşam bir şeylerin değişeceğinden oldukça emindi. Paulo’yu seviyordu, Paulo’da onu seviyordu.
O akşam değişen tek şey Paulo’nun acilen gitmesi gerektiğiydi. Gitmeden önce bir fırsatını bulup Lilian’la yalnız kaldıklarında ona Lilian için geri döneceğini ve her şeyin çok güzel olacağını söylemişti. Fazla beklemesi gerekmeyecekti sadece birkaç ay, Paulo klanında her şeyi düzene sokana kadar. En azından Paulo Lilian’a böyle söylemişti.
Lilian’ın yastığı tüm akşam boyunca akıtmamak için uğraştığı gözyaşlarıyla ıslatmıştı o gece. Bu son gözyaşı değildi Paulo için akıttığı. Onun neden gitmesi gerektiğini anlıyor ama gittiği için kalbinde açılan hüzne ve gözyaşlarına engel olamıyordu. Bir kaç ay beklemek genç kız için çok zor olacaktı.
PAulo’nun gidşinin ardından gelen her gün Lilian için ayrı bir heyecan içinde geçmişti. Hergün onun için yeni bir umut , beynini ve duygularını tamamen dolduran ayrı bir rüya alemi demekti. Paulo’nun geleceği günü düşlüyor, söyleyeceklerini, ona nasıl bakacağını, ne giyeceğini düşünüyor, evlenecekleri günün her ayrıntısını beyninde tartıyor, tartışıyor ve sonra hayali bir mutluluk yüzünde kocaman bir gülümseme oluşturuyordu.
Geçen her gün ve gittikçe uzayan zaman, hiç gelmeyen ama delice bir sabırsızlıkla beklenen haberler genç kızın içine şüphe tohumları ekmeye başlamıştı yavaş yavaş. Yüzündeki saf ve çocuksu mutluluğun yerini endişeli ve korku dolu bakışlar almaya başlamıştı. Kararlı bekleyiş mekanizması usulca çöküyor, Paulo’nun başına bir şey gelmiş olmasından korkuyor sonra eğer böyle bir şey olsaydı ailesi muhakkak bu haberi alır düşüncesine sığınıyor ve korkusunun üzerine su serpmeye çalışıyordu.
Bir süre sonra Lilian, Paulo’dan bir haber almıştı. Ailesinin sevinçle karşıladığı bu haber genç kızın dünyasını başına yıkmış ve umutlarını söndürmüştü. PAulo, evleniyordu ve kral Roman’a en iyi savaşçılarının eşliğinde bir davetiye yollamıştı. Lilian, bu özel haberci askerleri ve pusulayı görmemişti. Ama annesi ,babasından duyduklarını ballandırarak anlatmış genç kızın açılan yarasının üzerine kızgın yağ dökermişçesine canını yakmıştı.
Şok ve acı genç kızın tüm bedenini buz kestirmişti. Soğuk kanlı durmaya ve ağlamamaya çalışmış bunu ancak odasına gidene kadar başarılı olabilmişti. Paulo, evleniyordu. Ve gelin, Lilian olmayacaktı….
İlerleyen zamanda genç kızın yüzündeki büyüleyici gülümsemenin yerini yapmacık bir dudak kıvırması almıştı. Herkesle iyi geçiniyor, her söyleneni yerine getiriyor ve bir kukla gibi insanların onu yönlendirmesine izin veriyordu. Böylelikle hiç kimse onun içindeki derin yarayı anlamayacaktı. Genç kız oyununu başarıyla gerçekleştirdiğini sanıyordu ama etrafındaki herkes mutsuzluğunun farkındaydı. Kimsenin onun üzerine gitmemesinin tek nedeni krallığın çökmek üzere olmasıydı. Kral, savaşçılar ve halk endişeliydi. Savaşçılar, girdikleri savaşlarda yenilgiye uğramıştı ve toprakların büyük bir kısmı artık Kermit’e ait değildi. Bir çok savaşçı kaybedilmiş ve kaybetmeye devam ediliyordu. Bunlardan biri her an Lilian’ın babası veya kardeşi gibi sevdiği Joseph olabilirdi.
Lilian, kendi çökmüş dünyasının dışına şöyle bir bakış attığında kendi önemsiz sorunundan çok daha büyük sorunları ve halkın daha derin yaralarının olduğuna tanık olmuştu. Acı kabuğunu çatlatmış ve halkla birlikte mücadeleye ve çalışmaya başlamıştı. Herkes, Kermit ve geleceği için çalışıyordu. Bu arada Lilian, gün geçtikçe güzelleşiyor, güzelliği dilden dile dolanmaya başlıyordu. Bunun farkında olmayan tek kişi kendisini deli gibi çalışmaya adamış Lilian’dı. Bozkırdaki yetişme ve ergenlik çağına gelmiş bir çok erkeğin aklını ve rüyalarını süsleyen tek isimdi.
Fakat Lilian’ın kimseyle evlenmek gibi bir niyeti yoktu. Olsa bile bunun imkansızlığını biliyor fakat bunun için üzülmüyordu. Geçmişinde yaşadığı acı deneyim ona insanlara özellikle de erkeklere güvenmemesini onlardan uzak durmasını öğütlemişti ona. Erkeklerle gülüşüyor, konuşuyor ama asla onlara kur yapmıyor ve onların kendilerine gösterdikleri farklı ilgiye karşılık vermiyordu. Eğer bir gün birini sevecek ve güvenecek olsa bile evlenmesi yine de imkansızdı. Evleneceği gün takmak zorunda olduğu ve masumiyetinin nişanesi olan gümüş başlığı takamayacaktı. Hayatının sonuna kadar işlediği günahın bedelini ödeyecekti. Belki günah işlerken yaptığı veya izin verdiği şeyin günah olduğunun farkında değildi ama daha sonra ona nelere mal olacağını öğrenmişti. Paulo ile yaşadığı şeyin ne olduğunu kavramıştı. Lilian’a göre o anlarda sevdiği erkeği mutlu etmişti. Paulo’ya göre….Paulo, sadece Lilian’ı kullanmıştı.
Lilian, sonsuza kadar evlenemeyecek, bir yuva sahibi olamayacaktı. Zaten buna isteği de yoktu. Ama hiçbir düşüncesi onun gittikçe daha çok güzelleşmesini engellemiyordu. Ve bu güzelliğinin başına büyük bir bela olacağı aklının köşesinden bile geçmiyordu. On yedi yaşında bedeni tam bir olgunluğa erişmiş, yüzü bakılamaya doyulamayacak kadar güzelleşmişti.
Lilian, kışa hazırlık yapan KErmit halkıyla birlikte meyve ve ekinlerin topluyor, onların kaynatılmasında mutfak hizmetlilerine yardım ediyor, keçilerden sağılan onlarca kilo sütü peynir yapmayı öğreniyor öğrendiklerini hemen uygulamaya koyuluyordu.. Hatta kış için kurutulmak üzere kesilen ve derisi yüzülen hayvanların temizlenmesinde bile yardımcı oluyor, yaptığı işin ağırlığından şikayet etmiyordu.