v

3586 Words
Saat 3'e geliyordu, termosumdaki çayımdan bir yudum alıp dürbünden etrafı kontrol ettim. Yaklaşık üç saattir buradaydım, uykum gelmemişti ama hava soğumuştu.. soğuğa dayanıklıydım ama titrememe engel olamıyordum. Bizimkiler parkın oraya kurdukları çadırda uyuyorlardı, arkamda hissettiğim hareketlilikle minarenin girişine çevirdim silahı. Bora'yı görmemle indirdim silahı ve elindekilere baktım, elindeki kahve bardağını uzattı bana. "Yorulduysan baronu geçirebilirim yerine." kafamı iki yana sallayıp uzattığı bardağı aldım elinden, çayım soğumuştu sıcak kahve içimi ısıtabilirdi. "İyiyim, fazla uyumayı sevmem zaten öğlen uyuduğum uyku fazlasıyla yetiyor." kaşlarını çattı hafifçe ve montumun önünü kapattı. "Asker üşümez güneş, tir tir titriyorsun." gözlerimi devirdim. "Üşümüyorum, sadece titrememe engel olamıyorum." sıkıntılı bir nefes verip bacaklarımı bacaklarının arasına aldı, ellerimi de avuçlarının içine alıp ısıtmaya başladı. Afallayarak bakıyordum ona bunu neden yaptığını anlayamamıştım. "Bora.." bana baktı, devam etmem için bekliyordu. "Gerek yoktu hem iyiyim ben." kaşlarını çattı hafifçe. "Buz gibi olmuşsun Lir, baronla yer değiştir." bende çattım kaşlarımı. "İyiyim, bırak uyusun adam saatlerdir nöbet tutuyor." o da çattı kaşlarını. "Emrime karşı mı geliyorsun?" onu sinirlendirerek ikna edemezdim, hafifçe gülümsedim. "Yeni bir gün, yeni bir soru hakkı.. soru sormayacak mısınız komutanım?" afallayarak baktı bana, konu değiştirmekte üstüme yoktu.. gözlerini kısarak baktı bana. "Neden bu kadar acelecisin? gören de sorularımı yanıtlamak için can atan bir kadın sanacak seni." gözlerimi devirdim. "Madem sen sormuyorsun o halde ben soruyorum, nerelisin?" tek elini elimden çekip kahvesinden bir yudum aldı ve tekrar koydu elini elimin üzerine. "Günlük soru hakkını basit sorularla harcama derim." alayla güldüm ve yüzümü yüzüne yaklaştırdım, onunla nasıl alay ettiğimi görmesini istiyordum. "Ben istediğim zaman ağzınızdan laf alabilirim komutanım, basit sorularla başlamak istedim." kaşları çatılırken bacaklarımı sıktı bacaklarıyla. "Yine fazla cüretkarsın, bu sefer nereme tekme atacaksın?" gözlerimi kaçırdım ondan, tekrar hatırlatmasa olmaz mıydı? "Komutanım ben o gün için sizden ö..." alayla gülüp kafasını iki yana salladı. "Gerçekten sağlam bir tekmeydi, hala unutamıyorum ama özrünü dilemiştin zaten.. ayrıca ağrı kesici için de sağ ol." gülmemek için sıktım kendimi, bunu anlamış olacak ki kaşlarını çatarak baktı bana. "Eğer seni minareden sallandırmamı istemiyorsan gülme Lir." daha fazla kendime engel olamayıp kahkahayı patlattım, gözleri yine gülüşümde belli belirsiz gülüyordu. Ellerimi sertçe sıktığında acıyla inledim ve gülmeye bir son verdim, gözlerine baktım.. yine içi gülüyordu. "Kusura bakmayın komutanım ama.. bu itirafı sizden almayı beklemiyordum." sinirle bir nefes verdi. "Ankara." dedi birdenbire, anlamayarak baktım ona. Adama nerelisin diye sordun ya Lir, sana cevap veriyor işte. Demek Ankara'lıydı, başımla onayladım onu. "Kimsin sen Lir, neden bu kadar gizli tutulacak bir hayatın var?" burukça gülümsedim, dedem yüzündendi.. nedenini bende bilmiyordum ama o gizli kalmasını istemişti. "Pek merak edilecek birisi değilim aslında, dosyamın neden gizli tutulduğunu bilmiyorum ama sanırım dedem özellikle istedi. Ressam olduğum için olduğunu düşünüyorum, beni gizli tutmak istiyor. 25 yaşındayım, ikizim var bir tane.. aslen Trabzon'luyum ama Türkiye'de yaşamadım hiç.. sadece dedemi ziyarete geliyorduk kardeşimle. Yaklaşık 7 yıldır Türkiye'de yaşıyorum." bütün ciddiyetiyle beni dinliyordu. "Peki ya annen baban?" gözlerimi kaçırdım ondan, onlardan bahsetmeyi pek sevmezdim ama aramız düzelmişken onu yanıtsız bırakmak da istemiyordum. "Annem İngiliz vatandaşı, babam ile evliliği gizli tutuluyor.. yani hem pr için hem de güvenlik için. Bu yüzden kardeşimle iki kimliğimiz var, Daphne Jones.. lz'nin ressamıyım ama bu gizli tutuluyor. LZ'nin açılımı ismimin ve soyadımın baş harfleri, o tabloların sahibinin ben olduğu bilinmiyor." ellerimi huzursuzca kıpırdattım, bu konudan hoşlanmadığımı anlamıştı ama aklındaki soruları yanıtlamak istiyordu. "Babandan bahsetmedin." omuz silktim. "Büyükelçi." dedim düz bir sesle, elini çeneme götürüp ona bakmamı sağladı. "Neden ailenden bahsederken huzursuz oluyorsun?" burukça gülümsedim, bu kadar soru fazlaydı. Ona burada oturup geçmişimi gerçekleri anlatamazdım, Yankı'yla bile konuşmazdım bu konuları pek. "Bence bu kadar kaytarma yeter, ben görev yerime geçeyim." ellerimi ellerinden çektim ve silahımı elime aldım. Vay canına.. gerçekten titreme geçmişti, bunu nasıl başardı hiçbir fikrim yoktu ama iyi gelmişti. Bacaklarımı da bacaklarından kurtarıp silahın dürbünüyle etrafı kolaçan ettim, adamları telsizden konuşturmuştuk. Başta ikna olmayacak gibi görünseler de Hakan'ı onlarla biraz baş başa bıraktıktan sonra hepsi kabul etmişti. Vurulan adam bile güzel rol yapmıştı, camidekileri de ara ara kontrol ediyorduk. Kadınlar yemek yapıp karınlarını doyurmuşlardı, etraf temiz görünüyordu. Bora hala yan tarafımda oturuyordu, gözlerini kapatıp dinlendiriyordu. "Temiz." dedim onu bilgilendirmek için kafasıyla beni onayladığında etrafı gözetlemeye devam ettim. Bora saatlerce yanımda bekledi, gitmesini söylemiştim ama gitmemişti benimle burada beklemişti. Ne gariptir ki titremem tekrar baş göstermemişti, Bora sanki bana bir büyü yapmıştı ve hala büyünün etkisindeydim. Saat 6'ya yaklaşırken köyün 5 kilometre ilerisinde bir hareketlilik fark ettim, hızla kafamı aşağı eğerken Bora'ya baktım. "Üsteğmenim hareketlilik var." Bora gözlerini açıp hızla yanıma geldi ve silahın dürbününden hedefe baktı, ağzının içinde bir küfür mırıldanırken elini kulaklığına götürdü. "Tim uyan, 3 dakika içerisinde buradalar. Herkes konumlansın, avcı yerine keskin ne yapman gerektiğini biliyorsun." herkes ayaklanırken Bora ile minareden aşağı indik, herkes uyuyordu. Bora muhtarı uyandırırken bende kadınları uyandırıyordum, birlikte camiden çıkarken avcı koşarak minareye çıktı. Duman ve baron da yerlerini alırken bizde Bora'yla köyün girişine duvarın arkasına yerleştik. "Avcı sayı istiyorum." baron köyün girişine yaklaştıklarında bombaları patlatacaktı. "25 saydım komutanım." telsizden neden konuşmamışlardı acaba, şüphelenmiş olabilirler miydi? "Kara şüphelenmiş olabilirler, arkayı kontrol etmem gerek." kafasıyla onayladı beni. "2 dakika sonra buradasın, avcı ilk atışı yapmadan burada ol." kafamla onu onayladığımda dikkatli bir şekilde köyün arka tarafına doğru ilerledim tam tahmin ettiğim gibi arka tarafta yaklaşık 15 kişilik bir kalabalık köye doğru geliyordu. "Arka taraftan geliyorlar, 15 kişi saydım." Bora'nın küfürü kulaklarıma dolarken duvarın arkasına konumlandım. "Avcı önce keskin nişancıları ve roketatarı vuruyorsun, baron köye girdikleri an patlatıyorsun bombaları. Ben güneşin yanına geçeceğim, duman ile birlikte konumlanın avcı sen işini hallettikten sonra aşağı inip destek vereceksin onlara." hepsi Bora'yı onaylarken Bora çoktan yanıma gelmişti, bana baktı göz ucuyla. "Dikkatli ol güneş." gülümsedim. "Sende kara." o da bana hafifçe gülümseyip avcının atışını bekledi, avcı ilk kurşunu attıktan sonra hızlı bir şekilde kafalarımızı çıkarıp teker teker hepsini indirmeye başladık, ben sağ taraftakileri alırken Bora sol taraftakileri alıyordu. Önce arabanın tepesindeki adamı vurmuştum, araba köyün girişine yaklaştığında dün gece yerleştirdiğimiz bombalar patladı teker teker. Bora ile aynı anda duvarın arkasına saklanıp iyice çömeldik, Bora beni kendisine çekmiş üzerime kapanmıştı. Bu hareketi beni sinirlendirse de onunla kavga etmeyi sonraya bıraktım. Tekrar kafalarımızı çıkardığımızda sağ çıkan adamlar kaçmaya çalışıyordu, kaçan adamları teker teker indirdikten sonra Bora kulaklığına dokundu. "Durum ne?" ön tarafta hala silah sesleri susmadığı için birlikte ön tarafa doğru ilerliyorduk. Arka tarafa baktım son kez, yaralı birisi bize doğru silahını doğrultmuştu.. hızla Bora'nın üzerine kapanırken omzumda bir sızı hissettim, bu diğer kurşun yaraları gibi yanımı yakmamıştı. Bora ile yere düşerken, canımın yanmaması için beni kendisine bastırmıştı. Kaşları çatılırken silahıyla bizi hedef alan adamı indirdi, omzum acıyordu ama belli etmedim. "Bombaya uzak mesafedeler, yaklaşmıyorlar." dumanın sesiyle ikimizde yerden kalkıp kontrollü bir şekilde konumlandık, hepimiz adamları tek tek indirdik omzumdaki sızıyı yok saymaya çalıştım. Fazla kötü değildi ama yakıyordu. Silah sesleri kesildikten sonra hepimiz derin bir nefes aldık, yere çökerken Bora da benim gibi yanıma çöktü. "Avcı, yukarı çık ve sağ kalan var mı kontrol et. Duman ve baron sizde avcıya yardım edin." hepsi Bora'yı onayladıktan sonra Bora sinirli bakışlarını bana çevirdi. "Kendini bana siper etmek ne demek güneş!?" benim de kaşlarım çatılırken ona döndüm sinirle. "Asıl senin benim üzerime kapanıp kendini siper etmen ne demek kara!?" gözlerinden ateş saçıyordu adeta. "Ben senin komutanınım, burada hepinizin canı bana emanet. Beni uyarmak yerine kendini bana siper edemezsin!" benim de gözlerim ateşle yanarken ona döndüm tamamen, o da aynı şekilde döndü bana. "Vakit yoktu, sana söyleyene kadar o kurşunu sırtına yiyecektin!" ayağa kalkıp kolumdan tuttu sertçe ve ayağa kaldırdı beni, acıyla inleyerek kolumu kurtardım ondan. Kolumu hareket ettirince omzum acımıştı. Gözlerindeki ateş anında kaybolurken endişeyle baktı bana. "Vuruldun mu?" elini koluma dokundurup kontrol etmeye başlamıştı. "Önemsiz.. sadece sıyırdı gayet iyiyim." beni kucağına alıp boyumuzu eşitlemek için duvarın üzerine oturttu ve üzerimdekileri çıkarmaya başladı, gözlerindeki endişe büyürken beni duymuyor gibiydi. "Kara iyiyim, sadece dokununca acıdı biraz." gerçekten duymuyordu beni, yeleğimi çıkarıp üzerimdeki kamuflajın tek kolunu çıkardı.. üzerimde sadece braletim vardı. "Kara" dedim durması için ama hala duymuyordu beni, eline dokundum. Gözleri beni bulduğunda yeni fark ediyordu sanki beni. "Nerede yaran?" kamuflajımın kolunu tekrar üzerime geçirmeye çalışırken durdurdu beni. "Lir seni burada tamamen soymamı istemiyorsan yaranı göster bana." sesi emrediciydi, kamuflajımın kolunu çıkarıp kafamı yana yatırdım ve omzumu gösterdim. Bütün kolum kan olmuştu, Bora'nın gözleri yarama odaklanırken çantasını aldı ve içindeki ilk yardım malzemelerini çıkardı. "Karargaha bir dönelim göstereceğim sana kendini bana siper etmek ne demekmiş." çantasından çıkardığı antiseptiği yaramın üzerine dökerken acıyla inledim, kaşları çatılırken refleksle koluna dokunmuştum. Hakan Giray ve Mert etrafı temizleyip yanımıza geliyorlardı, vurulduğumu görünce hepsi panikle geldi yanımıza. "Nasıl oldu bu güneş?" Hakan'ın sorusuyla Bora'nın kaşları mümkünmüş gibi daha çok çatıldı. "Hanımefendi kendisini bana siper etti." bende çattım kaşlarımı, Bora büyük bir ciddiyetle yaramı temizlerken Hakan'a baktım. "Siper etmedim, onu uyaracak vaktim yoktu ve bende onunla birlikte kendimi yere attım. Minik bir sıyırık sadece, abartıyor." ölümcül bakışlarını bana çevirdiğinde masum masum güldü. "Yani.. sağ olun komutanım da.. abartıyorsunuz bence." elindeki pansuman pamuğunu yarama bastırdığında acıyla inledim. Hakan Giray ve Mert bıyık altından gülerken Hakan müdahale etti. "Kara.. bırak ben halledeyim." Bora bana attığı ölümcül bakışları Hakan'a da attığında Hakan susmak zorunda kaldı. Acının daha katlanılabilir bir hale gelmesi için alt dudağımı dişlerimin arasına aldım ve ısırdım, Bora'nın bakışları kısacık da olsa dudaklarıma kaymıştı. "Etrafı temizlediniz mi duman?" Giray ve Mert etrafı toplamaya, yola çıkmak için hazırlanmaya başlamışlardı. "Hallettik, helikopter yolda." Bora yaramı sardıktan sonra kolumu yavaşça kamuflajıma geçirdi. Dokunuşu o kadar yumuşaktı ki onun gibi sert birisinden bu kadar nazik bir dokunuş beklemiyordum. Beni braletimle görmelerini takmamıştım, askerdim ben her duruma hazırlıklıydım ve kadın olmam onların yanında soyunmama engel olamazdı. Askerlikte cinsiyet fark etmiyordu, Bora işini bitirdikten sonra düğmelerimi teker teker bağladı ve yeleğimi tekrardan giydirdi bana. Kaskıma vurdu hafifçe. "Düş önüme." duvardan atlayıp sırt çantamı almaya çalıştım ama izin vermedi, sırt çantamı Giray'a verdi. Giray çantamı önüne takarken hamile kadınlar gibi elini beline koydu. "Oğlum.. 9 ay karnımda taşıdığım yetmedi bir de kucağımda taşıttırıyorsun pes valla pes.. seni doğuracağıma taş doğursaymışım keşke." hepimiz gülerken Bora sabır dilenircesine sallarken barona baktı. "Camidekilere haber ver, bağladığımız adamları da alıp gel." baron onu onaylayıp camiye doğru ilerledi. Avcı önde Hakan diğer tarafta ben ortada Bora arkamdaydı, helikopterlerin bizi almaya geleceği yer bulunduğumuz yere 5 dakika uzaklıktaydı. Hakan'ın yanına gittim, pancar çorbasını yapacağımı söylemeliydim ona.. hepimiz çok açtık. "Lahanalar gelmiş bu sabah akşama hazırlarım." Hakan heyecanla bana baktı. "Bu kadar çabuk mu?" bu hali o kadar yüreğime dokunuyordu ki, Yankı'nın dedemlere gittiğimizdeki halleri geliyordu aklıma. "Bu hallerin kardeşimi hatırlatıyor bana, o da babaannemin yanına her gittiğimizde senin gibi heyecanlanırdı." gülümsedi ve silahıyla etrafı kontrol etti. "Kara abartmaya bayılır, fazla kafana takma." omuz silktim ama canım yanmıştı, omzumdaki yarayı unutmuştum. "Kontrol manyağı bir adamdan bahsediyoruz, sanırım biraz da gururlu ve bay ukala." Hakan'ın sırıtışı genişlerken bana baktı göz ucuyla. "Çoğu zaman bu huyları hayatımızı kurtarıyor ama, merak etme biraz esip gürledikten sonra normale dönecektir." umarım bu durum bir an önce biterdi çünkü sabrım tükeniyordu. "Dedikodu yapacağınıza görevinizin başına dönün, güneş yerine." Bora'nın ciddi sesi yüzümü buruşturmama neden olmuştu, tekrar yerime döndüğümde Bora yanıma geldi. "Karargaha döndüğümüzde burnundan getireceğim bunların hepsini." dudağımı büküp masum masum baktım ona. "Bora.. bak ben yapmam gerekeni yaptım, daha kötü bir durumda olabilirdik. Bana ne kadar kızarsan kız yine olsa yine aynısını yapardım, durumu zorlaştırmak yerine bi..." "Sağ ol.. yani.. bu durumda olmana hala sinirliyim ama beni ittirmeseydin daha kötü bir durumda olabilirdik." afallayarak bakıyordum ona, öyle ki şaşkınlıktan olduğum yerde kalakalmıştım. O da durup bana baktı ve pis pis sırıtıp yeleğimden tutup çekiştirdi beni. "Bora.. sen iyi misin?" hala yaşadığım şoku üzerimden atamamışken birlikte buluşma noktasına doğru yürüyorduk. "İyiyim Lir.. sen iyi misin?" benimle dalga geçiyordu resmen, helikopterin olduğu yere geldiğimizde Hakan ve Mert teröristlerin ve Bora'ya saldıran adamın bindiği helikoptere binerken Giray ben ve Bora da diğer helikoptere binecektik, Giray önden giderken Bora beni kucağına alıp helikoptere bindirdi. Yerime otururken Bora da yanıma oturmuştu, gözleri bendeydi. "Gider gitmez hastaneye gidiyorsun." kafamı iki yana salladım. "Önce Yiğit albayın yanına gitmemiz gerek, ayrıca Caner halleder." bana baktı kötü kötü ama umursamadım pek onu, saat 12'ye geliyordu eve gidip uyumak istiyordum bir an önce. Helikopter piste indikten sonra Giray önden indi, bende inerken Bora beni kucağına aldı ve indirdi beni helikopterden. Hakan ve Mert adamları teslim ederken Bora beni Caner'in yanına götürdü, onunla tartışacak halde değildim. "Kendi başıma yürüyebilirim Bora, kucağında taşımana gerek yok." Caner'in odasının önüne geldiğimizde yeşil gözlerini bana dikti. "Kaçmaman için küçük bir önlem, iyi olduğunu bilmem gerek." nöbetçi asker kapıyı açtı, Caner şaşkınca bize bakarken Bora beni sedyeye bıraktı yavaşça. Caner panikle ayaklanıp yanıma geldi. "Bir sorun mu var?" gözlerimi devirip Caner'e baktım. "Omzundan vuruldu, hastaneye gidilmesi gerekiyor mu bak." Caner üzerimdeki yeleği çıkarırken bende kamuflajımın düğmelerini çözüyordum, Caner kamuflajımı tamamen çıkarıp yaramın üzerindeki sargıyı açtı yavaşça. "Çok iyi pansuman yapılmış, hastanelik bir şey yok sadece dikiş atmam gerek." Bora'ya baktım gözlerimi devirerek. "Yalnız uyuşturucu yok yanımda, malzemelerde yarın gelecek." Bora kafasını iki yana salladı. "Hastaneye gidiyoruz." ondan önce davranıp Caner'e baktım. "Uyuşturmadan da dikiş atabilirsin, daha önce de yapmıştın." Bora'nın kaşları çatılırken Caner anında itiraz etti. "Saçmalama kızım, Yankı bu sefer kesin öldürür beni." Bora Yankı'yı tanımıyordu, kaşları anında çatılmıştı zaten. "Yankı bu durumdan haberdar olmayacak Caner, iki tane dikiş için hastaneye yorma beni." Caner itiraz edecekken kötü kötü baktım ona. "Emirlerime karşı gelme Caner, at şu dikişi." Caner bir şey demeden çekmeceden çıkardığı malzemelerle yanıma geldi. "Neden zorluk çıkarıyorsun?" Bora'nın ciddi sesiyle ona döndüm, omuz silktim ama acıyla inledim tekrar. Gerçekten bazen akılsız olduğumu falan düşünüyordum, omzumdaki yarayı unutup omuz silkiyordum. Bora sıkıntılı bir nefes verip yanıma oturdu ve ellerimi tuttu. "Gerçekten sana akıl sır erdiremiyorum, daha en ufak harekete dayanamıyorsun bir de kalkmış uyuşturmadan dikiş at diyorsun." Caner yaramın etrafını temizlerken Bora'nın elini sıktım, dişlerimi dudağıma geçirmiştim. "Bunu iltifat olarak kabul ediyorum üsteğmenim." iğneyi omzuma geçirirken daha çok sıktım elini, gıkım çıkmıyordu. "Rüyanda kavga ettiğin kişi Yankı mıydı?" Caner sırıtarak baktı bana. "Oo desene yakında büyük bir kavga geliyor, ee kim terk ediyor evi?" kaşlarımı çatarak baktım Caner'e. "Yorum yapacağına işini yap, Yiğit albay bekliyor." Caner susacak gibi görünmüyordu, dudağımı daha çok ısırırken Bora'nın bakışları dudağımdaydı. "Yapma.. kanatıyorsun." acıdan onu dinleyecek halde değildim, tek elini elimden çekip dudağıma dokundu. Bu hareketi beklemediğim için afallamıştım, ama Caner'in beni bu durumdan çekip kurtarması da uzun sürmemişti. Acıyla inleyerek Bora'nın elini tüm gücümle sıktım, tırnaklarım etine girmişti resmen. Dudaklarımı bükerek baktım ellerine, kesin iz kalacaktı. "Ben.. refleksle oldu özür dilerim." sorun yok der gibi salladı kafasını, Caner işini bitirdikten sonra omzumu sardı Bora da kamuflajımı giymeme yardım etti. Ayaklanıp gidecekken Caner durdurdu beni, elindeki eldiveni çıkarıp çöpe attı. "Bu olanlar aramızda kalacak değil mi?" sırıtıp kafamla onayladım onu, ikimizin de iyiliği için kimseye söyleyemezdik. Yankı da dedem de amcamlar da canımızı okurdu, Bora ile odadan çıktıktan sonra Yiğit albayın odasına gidip operasyon ile ilgili bilgi verdik. Hepimiz yorulduğumuz için erkenden eve gidecektik, otoparka geldiğimizde arabam yerinde yoktu. Sahi diğerleri de yoktu, Bora arabasına doğru yürürken bana baktı. "Gelmiyor musun sarı?" nereden çıkarmıştı onunla geleceğimi, hala olduğum yerde beklerken yanıma gelip kolumdan tuttu ve arabasına doğru çekiştirdi beni. "Arabam nerede?" anahtarını cebinden çıkarıp kilidi açtı, kendi şoför kapısına giderken bana bakıyordu. "Bizimkileri acil bir yere gönderdim, senin arabayla geldikleri için onunla gittiler." arabanın kapısını açıp bindim, sahi bir askere göre arabası son derece pahalıydı. Benimkinden farkı zırhlı olmaması ve iki kişilik olmasıydı, ilk günler bana söyledikleri geldi aklıma. Arabamı torpille aldığımı iddia etmişti. "İlk günler arabamı torpille aldığımı iddia etmiştin." gözlerini bana çevirdiğinde çoktan çıkmıştık yola. "Senin arabanda son derece pahalı." gözlerini kıstı. "Bana torpil ile aldığımı ima etmeyeceksin herhalde." gözlerimi devirip kafamı iki yana salladım. Herkesi kendi gibi sanıyordu herhalde bu adam. "İnsanları tanımadan yargılamam.." sırıttım. "Senin aksine insanları dinlemeyi tercih ediyorum." kaşları çatılırken gözünü yoldan çekmiyordu. "Tek işim askerlik değil." onu konuşmaya ikna etmişken bu anı kaçıramazdım, her şeyin başına gitmek istiyordum. Neden bu kadar emin konuştuğunu beni dinlemeden yargıladığını merak ediyordum. "Neden bana torpille geldiğimi ima edip durdun kara?" gözlerini yoldan ayırıp bana baktı, kısacık bir anda olsa pişmanlık geçti gözlerinden ama hemen toparladı belki de ben yanlış görmüştüm. "Benim iznim olmadan girdin time ve dosyana erişim sağlayamıyorum bile. Bu beni yeterince çıldırtırken sadece dedenin ve amcalarının albay olduğunu öğrendim, ben sandım ki dosyanın gizli tutulmasının sebebi sana yapılan torpiller. Hala hakkında yeterince şey bilmiyorum ama.. torpille burada olmadığını biliyorum." onun tarafından bakıldığı zaman sonuna kadar haklıydı, böyle düşünmesi kaçınılmaz olurdu. Tanımadığı güvenmediği bir kadını ekibine sokuyordu sonuçta, sadece timdekileri değil vatanını da düşünüyordu eğer yetersiz ve güçsüz olsaydım operasyonu tehlikeye atardım. Dosyamın gizli olması beni güvenilmez birisi de yapıyordu aynı zamanda, hakkımda hiçbir şey bilinmiyordu ve gizlice bilgi aktarımı yapıyor da olabilirdim. "Nasıl anladın peki bunu?" parmakları direksiyonu daha sıkı kavrarken gerildiğini anlayabiliyordum, gözlerini tekrar yola çevirdi. "İkinci gün.. tuvalette ağladığında, benden özür dilerken karşımda bana hayal kırıklığıyla bakıyordun. Sen buraya kendi emeklerinle geldin ama dosyanın gizli olması kurcalıyordu kafamı. Daha sonra Mert şu ressamlık işini anlatınca.. taşlar biraz daha oturdu kafama." bende gözlerimi ondan çekip yola baktım. "Beni anlamana sevindim." kafasını iki yana salladı, eve yaklaşmıştık. "Seni anlayamıyorum Lir, sanırım hiçbir zaman da anlayamayacağım." gözlerimi kısarak baktım ona, sanırım yine laf sokacaktı. "O nedenmiş?" bana baktı, yeşil gözleri lacivert gözlerimdeydi. "Çok başkasın çünkü, tanıdığım kimseye benzemiyorsun sanki bir gizemsin ve seni çözmeye çalıştıkça yeni bir gizem çıkıyor karşıma bu döngü sonsuza kadar böyle gidecekmiş gibi hissediyorum." kıkırdayıp kemerimi çözdüm. Gözleri gülüşüme kayarken o da çözdü kemerini ve birlikte indik arabadan, diğerleri hala gelmemişti. "Bu kadar acil ne işin vardı?" birlikte bahçe kapısından girip dış kapıya doğru yürüdük, anahtarımı çıkaracakken o benden önce davranıp açtı kapıyı. "Özel bir iş diyelim." daha fazla irdelemedim, evlerimizin olduğu kata geldiğimizde cebimden anahtarımı alıp kapıyı açtı ve geçmem için bekledi. "Omzuna dikkat et, bir şeye ihtiyacın olursa beni ara ama bir şeye ihtiyacın olmasın çünkü dinlenmen gerek." ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim ve kafamla onayladım onu. "Sağ olun komutanım ama Ceren gelir şimdi, o yardım eder bana." kafasıyla beni onaylayıp kendi evine gitti, kapıyı kapatıp telefonumu çıkardım ve Ceren'e gelmesi için mesaj attım. Mutfaktan yemek kokuları geliyordu, Caner işimiz bittiğinde yemekleri hazırlaması için mesaj atmıştı ona. Kara lahanalar gelmişti, mutfağa geçmeden önce duşa girmeliydim. Ceren yaralı olduğumu görürse anında yetiştirirdi Yankı'ya bu yüzden ona lahanaları doğrama görevlerini verirken bende duşa girmeliydim. Çok geçmeden zil çaldığında kapıyı açıp Ceren'in girmesi için bekledim, bana gelip sarılacakken durdurdum onu. "Hop dur orda, operasyondan geldim ve çok pisim diğerleri birazdan gelir lahanaları yıkayıp doğrama görevini sana veriyorum. Duşa girip hemen geliyorum." elini alnına götürüp bana selam verdi. "Emredersiniz komutanım." sırıtıp kafamı iki yana salladım, kesinlikle deliydi bu kız. Hoş.. akıllısı beni bulmazdı zaten, Ceren mutfağa giderken arkasından seslendim. "Bak gösterdiğim şekilde doğra, gece gece Trabzon'a gitmek istemezsin." Ceren kıkırdayarak beni onaylarken odama gittim ve üzerimdekilerden kurtulup duşa girdim, biraz zorlanmıştım ama başarmıştım bence. Duştan sonra üzerime gri eşofman altımı ve beyaz tişörtümü giydim, saçlarımı kurutmadan Ceren'i kontrole gittim mutfağa ona öğrettiğim gibi doğramıştı gerçekten. Doğradığı lahanaları tencereye koyup haşlanması için bırakırken Ceren beni salona çekiştirip oturttu ve saçlarımı balıksırtı örmeye başladı. "Nasıldı kuzum operasyon, anlatsana biraz." boş ver der gibi kafamı salladım ama salladığıma anında pişman oldum. "Lir kafanı sabit tut!" Ceren bazen tam bir cadıya dönüşebiliyordu. "Operasyon işte neyini anlatayım, Yankı'yla konuştum.. geleceğini söyledi ama büyük bir kavga edeceğimizi de söyledi. Rüyamda da kavga ediyormuşuz, çocuklar söyledi." Ceren bileğindeki kirazlı tokayla örgümü bağladı. "Desene yakında büyük bir kavga edeceksiniz, acaba evi kim terk edecek?" sıkıntılı bir nefes verip bacaklarımı kendime çektim ve sarıldım, canımın yanacağı kesindi. Ayağa kalkıp mutfağa gittim ve çorbayı hazırlamaya başladım, Bora acıkmış olmalıydı yemekleri hemen götürmeliydik çorba biraz gecikecekti artık. "Ceren herkes acıkmış olmalı, yemekleri saklama kabına koyar mısın?" Ceren yanıma gelip yemekleri saklama kaplarına koymaya başladı, zil çaldığında bizimkilerin arabamın anahtarını getirdiğini tahmin ediyordum. Ceren kapıyı açarken Hakan'ın sesi geliyordu kapıdan, çorbanın malzemelerini ekleyip kapıya yöneldim. Hakan elindeki anahtarı bana uzattı, elindeki anahtarı alırken Ceren yemekleri veriyordu ona. "Çorba biraz gecikecek gibi duman, hepimiz acıktık karnınızı doyurun hemen." Hakan yine o çocuksu heyecanla güldü, diğerlerinin yemeğini de götürecekti akşam da acıkacakları için fazla yapmıştı Ceren yemekleri. "Sağ ol Lir, zahmet etmeseydin keşke ya.." gözümle susması için işaret verdim, Ceren yaralandığımı bilmeyecekti. Hakan da anlamış gibi konuyu değiştirdi hemen. "Eline sağlık Ceren." ona göz kırpıp mutfağa işimin başına döndüm, çorbayı pişirmeye bırakırken yorgunluktan bayılmak üzereydim. Dedemi arasam iyi olabilirdi, operasyon sonrası hep onu arardım çünkü telefonumdan numarasına dokunup açması için beklemeye başladım. Ceren'de televizyondan bir şeyler izliyordu, dedem ikinci çalışta açmıştı hemen. "Benim güzeller güzelim nasılsın?" gülümsedim normalde benimle asla böyle konuşmazdı sadece operasyondan döndüğüm zamanlarda böyle konuşurdu. "İyiyim dedem sen nasılsın?" arkadan babaannemin 'nasılmış?, selam söyle' sesleri geliyordu. "Ula hatun dur da kız daha yeni açtı telefonu.. iyi geçmiş her şey bir şeyin var mı?" dedeme yalan söylemeyi sevmezdim, Yiğit albaya özellikle dedeme bir şey söylememesini istemiştim ufak bir sıyırıktı zaten. "Sence olsa bu kadar rahat konuşur muyum dedem? Gayet iyiyim ben asıl sen anlat nasılsınız?" dedemi sinirlendirdiğimin farkındaydım ama konuyu başka türlü kapatmazdı. "Ula bana bak sivri kafalı, dedenle doğru konuş." kıkırdadım ve mutfağa gidip çorbayı kontrol ettim. "Haklısınız komutanım kusura bakmayın ama napayım siz yetiştirdiniz beni. Nasılsınız dedem?" dedem güldü, ona benzemem hoşuna gidiyordu. "Sesini duyduk daha iyi olduk sivri kafalı, diğer sivri kafalı delirtmiş yine seni. Yine ne dedi sana?" dedem nereden duymuştu ki bunu? Caner'in yada Ceren'in bir şey söylediğini düşünmüyordum. "Nereden duydun?" dedenin öğrenemeyeceği şey mi vardı Lir. "Senin durumunu merak etmiş bilgi almak için aradı beni, o sıra kaçırdı ağzından." gözlerimi devirdim, Yankı kendi ayağına sıkmıştı. "Biliyorsun bizi dede, ara sıra ederiz kavga ama ertesi güne yine aynı oluruz. Yankı yine bir şeyler karıştırmış ama anlatmıyor bana, yanıma gelince anlarım derdi ne." dedem kendi kendine söyleniyordu. "Lahana çorbası yaptım şimdi, babaannemi öp yerime." babaannemin arkadan sesi geliyordu, onunla da konuştuktan sonra telefonu kapattım. O kadar yorgundum ki çorbayı götürme işini Ceren'e bırakmıştım, karnımı bile doyurmadan odama gittim ve kuzucuklu pijamalarımı giyip yatağa girdim uykunun huzurlu kollarına teslim ettim kendimi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD