Karan, şirket toplantılarından birine daha katılmış, büyük masanın başında oturuyordu. Önündeki belgeleri incelerken, sert yüz hatlarında her zamanki otoriter ifade vardı. Yanındaki yöneticiler, onun tek bir kelimesini bile kaçırmamaya çalışarak dikkatle dinliyordu. Ancak Karan’ın aklı, işten çok başka bir yerdeydi. Şirin. Onun atölyesiyle nasıl meşgul olduğunu, sabah kahvaltıyı bile unutarak tuval başına geçtiğini biliyordu. Kendi dünyasını yaratırken nasıl kaybolduğunu izlemek, Karan için büyüleyici bir şeydi. Ama bugün içinde garip bir his vardı. Sanki bir şeylerin değişmekte olduğunu sezmişti. O sırada Şirin, atölyesindeki büyük tuvalin önünde duruyordu. Günlerdir üzerinde çalıştığı resmi tamamlamak üzereydi. Renkler, dokular ve çizgiler her şey kusursuzdu ama… Gözleri, tablodaki f

