Alparslan’ın başparmağı, Tuana’nın yanağından süzülen o tek damla yaşın bıraktığı ıslaklığı teninde eritirken, parmak uçlarına sızan o sivil sıcaklık Yüzbaşı’nın göğsünde aylardır kilitli duran son kapıyı da menteşelerinden sökmüştü. Genç kadının o titreyen nefesi, kışla lojmanının gri duvarlarına çarpan radyo melodisinin son tınılarına karışıyor, oda ilk kez ölümün ya da intikamın değil, yaşayan iki insanın sinsi silsilesine ev sahipliği yapıyordu. Alparslan elini yavaşça geri çektiğinde, Tuana başını hafifçe yana eğip adamın o nasırlı avcuna doğru sığınmak isteyen o anlık refleksini son anda dizginledi. İçindeki o büyük fırtına dinmişti belki ama ayların biriktirdiği o köklü kırgınlık, o gurur kırıklığı bir çırpıda buharlaşacak kadar hafif değildi. Geriye doğru yarım adım atarak araların

