Uyanık kaldı. Hayatta kaldı. Günler bir bir geçti. Thor kimi zaman geldi ,büyükçe bir umutla onun bir daha dönmeyeceğini her fırsatta diledi ama bu dilek Tanrı'ya yönelik değildi .Daha çok kendi başına dönen evrene fırlatılan sürekli hiçliğe değecek arzuydu. Eğer bir kez daha gelmezse belki bebeği olmaz.
Birlikte oldular defalarca her biri diğerinin aynısıydı hiçbir fark yoktu, tekrar tekrar batan bir güneş gibi ışıkları yavaş yavaş terk ediyordu aşk ikisinin arasına girmedi bedenleri elektrik alırken, gözler birbirine değmezken tutku orada durdu bu bir parçasını ona vermek ve karşılığında bir şey kaybetmek gibiydi. Bedeni acı içinde ona ait olurken tekrar tekrar dönerek onun ellerinin içinde o büyük avuçlarının sert omuzlarının arasında minicik kalana kadar kayboluyordu. Her bittiğinde yanından kayıp gittiğinde uzandığında çalınmış bir hasta gibi hissediyordu onu buraya getiren o değildi. Ama canını verecek de oydu.
"Ona hiçbir şey vermek istemiyorum. Beni şimdi al Tanrım."
Çok güzel bir dilekti. Ölümlü bir kurtuluş. Artık biliyordu kaç kere uyandığı önemli olmayacaktı. Yavrusu elinden gittiğinde O da ölecekti ve bu bir tamamlanıştı. Artık Tanrı onu yanında istemese bile aynı yerde olacaklardı.
Bugün o gündü. Yokluktan geri dönüp dönmeyeceğine karar vereceği gün. Ailesini ziyarete gidecekti. Hissettigi yalnızlık kapanacaktı tekrar açılana kadar ya da olduğu yerde duracaktı. Onu yok etmeyi bekleyecek. Ve bu kararı kendi vermeyecekti. Yeni bir şey denemek üzereymiş gibiydi. Defalarca kez onlarla bir araya geldi ama bu kez farklıydı. Değişik bir bedende tekrar onlarla bir araya geliyor gibiydi. Acıyla silininen hatıraları canlandırmak tekrar onların varlığını hissetmek içindi. Çıkarken onu gördü. O kendine bakarken onu kovmak istedi. Hala ne yaptığını çözmeye çalıştığını mı sanıyordu? Öyleydi. Yeni bir problem yaratmamıştı tekrar devam ediyordu. Bu ikisinin arkalarını döndükleri bir oyun değildi oyuncular gözlerinin önünde tutkuyla boğuluyorlardı bu her zaman kendini yüksek tutan bir şeydi. Kırılan Bir şey yoktu tekrar eskiye dönmesini isteyeceği bir şey. Leena ve o birlikteydi ve bu umursayacağı bir şey değildi eğer o aptal gibi davranıyorsa onun hiçbir şey çözmediğini sanıyorsa sadece kendiyle oynuyordu. Sonunun nasıl olacağını bilmiyordu Thor onu nereye kadar koruyacakti bunun ne kadar kısa olacağını bilmiyor ama binin sonsuza kadar süreceğini sanıyorsa yanılıyor.
Oradan çıkıp gitti. Ona küfür etmeden kırmadan tekrar geri döneceğini bilerek bir karşılaşmaya daha emin olarak gitti.
Bir şeye ihtiyacı vardı. Arabada bu kadar telaşlı hissetmemek için bir şeye.
.........
Aslanlar yaşıyor.
Vahşi kaplanlar.
Ve onları yönetenler var.
En az kendileri kadar garip bu yaratıkları tek elle yönetenler. Diğerlerini bilmeden tek soylu olduğunu sananlar. Gnese değince parıl parıl parlayan gecede açan kızıl saçlı insanlar. O zaman insanlardı. Herkes böyle düşünüyordu. Ve seçilmiş gibi. Çok zeki çok bildiği her aileden ise zararlı biri çıkmaz. Dünyaya ve toplumların geleceğe getiriyorlardı. Sonra bir şey oldu. Düzen değişti. Birileriyle buluştular. Kardeşleriyle. O dize getirdikleri aslanlar bile farklı ailelere sahip. Tanımasalar bile yanlarından geçtiklerinde dokunmayan ilişmeyen. Onlara saygıyla yaklaştılar, ellerindeki ni paylaştılar, öğrettiler sonra biri çıktı kıskançla ne çok yer kapladiklarini başarılı olduklarını görerek onların 'farklı' olduğunu söyledi. Aynı değillerdi. Ele geçirilmek isteyen onlara iyi davransın. Ama insanlar öyle değildi. Yaşadıkları yerden alındılar güzellikleri onlar için uygun değildi. Sadece kendilerini görmeye alışmış onlar bu türün yanlışlıkla geldiğine inandı. Onları çalıştırdılar. Upuzun saçlarını kestiler. O gözleri yere düştü baktığı kişiye korku getirdi. Onlar ellerinden alınan öz güvenleri ile bir avuç teslim oldular. Diğerleri vuruldu. Hepsi geçip gitti. Acıyla hırsla o gün geldiğinde sustukları her gerçek kardeşleri için avaz avaz bağıracaklar. Bir gün bir kadın bir köle avuçlarını açıp dilenmek için fazla gururlu çalıştığı yerde yemek verilmemis tamam belki bir ekmek. Ama onunla doyamıyor. Başka bir şey istiyor. Daha önce yemediği bir şey. Pelerinini iyice kapatıyor. Ara sokaklar açıldı. İnsanlar geziyor bir şeyler alıyorlar. Kendisi hiçbirine bakmıyor. Bir baykuş gibi tarıyor ve uzakta bir fırın görüyor. Koşmak istiyor bir şeyler kapmak. Ama köşe onu görmüyorken insan gibi davranmalı. İnce bilekleri ağrıyor elbiseyi iyice çekiyor dükkana giriyor. Mis gibi bir şeyler kokuyor.
"İyi günler, ne alırsınız?"
Genç nazik erkek sesi alışık olmadığı bir şey. Şöyle bir bakıyor. Çikolatalı kekler en merak ettikleri. Üzerinde çok leziz görünüyorlar.
Kafasında hızla bir şey düşünüyor. Adamın arasında bir yeri çığlık atarak gösteriyor. Döndüğünde hızla bir kek kapıp kaçıyor. Herkese çarpıyor. İlk kez hiçbir şey için özür dilemiyor. Sadece elindekini özenle tutuyor. Arkasından geldiklerini görürken daha hızlanıyor. Pelerini yere düşüyor. Artık kim olduğunu biliyorlar. Durmamalı. Ama biri sıkıca omzunu tutuyor yere çakıldı.
"Pis hırsız!" Ayağını üzerine koydu. Onu elinden düşürdü. Çamura bulandı. Artık kimse yiyemeyecek. Nefretle dolu gözleri ona bakıyor. Tam bir ayıplama seansı.
Tekrar ona uzanmaya çalışıyor. Koştuğu için daha aç olmalı.
"İğrenç mahluklar! Kim olduğunu tahmin etmeliydim." Fırıncı.
Gözlerini kapatıyor. Yorgun.
Oldukça çirkin bir kız sahnede tek başına. İnsanlar dinliyor heyecanla beyaz önlüklü bir adam yanına geliyor. Kız hemen değişiyor. Daha saygılı daha ufak.
"Bugün ki dersini öğrendin mi?"
"Evet, hırsızlık çok kötü bir şeydir."
"Ve?"
"Onu ancak benim gibi olanlar yapar."
Kız kahkaha atıyor.
"Haha- ben bir zavallıyım. Hırsız. Pis. Kendi yerimi kabul etmiyorum. Günahla dolu. İnsanlar beni affetmemeli ama bu olmaz onlar merhametli. Nazik."
Adam başını sallıyor.
"Kendine bu kadar yüklenme herkes hata yapar." Ama bunu söylerken dönüp gülümsüyor gözlerini kırpıyor. Onu kandırıyor. O aptal bir hırsız o kadar.
*
Kılıcı elinde tutuyor. Elinde henüz gerçek bir kılıç yok. O yüzyılların getirdiği kanların suladığı sadece birine ait olabilecek o düşmanı yok etmeden önce gururunu kazanan silah. Bu bir yerden alınmış bir silahtı. Ucuz değildi, en değerli madenlerden dövülmüştü ağırlığı herkesin kaldıramayacağı kadar yine de tarihte yapacağı soykırımı bununla yapmak istemezdi. Evet çokça insan öldürecekti. Ya da yaratık. O bir kızıl oğlandı. Kaçmış kurtulmayı başarmış be belki intikamla geri dönecek gizli muttefiklerden biriydi.
Onları görmezden geldiler.
Şimdi o yapacaktı. Kestiler, sıra burada. Acı verdiler, daha fazla gelecek.
Babası. Bir zamanlar kızılların lideri oturuyor. Donmuş. Elinde en güçlü silahıyla. Bu nasıl olmuş bilinmiyor evrende saklı sırlardan biri ama onlar gibi uzun süre saklı kalmayacak bu sefer çok yakınında.
Tek önemsediği şey taht. Yeniden babasına vermek. Bu dünyaya gerçek sahipleri atmak. Dünyada düzen varsa burada kötüler kazanmamalı. Babasının önünde eğildi. O görmese bile sevgi dolu okşayışını hatırladı.
"Tekrar döneceğim baba." ayağa kalktı. Kılıcı eline uydu. Bu kılıç yaratıldığı yerden daha güçlüydü. Onu tutan eller şimdi inançlıydı.
Bu satrançta küçük bir parçaydı.
*
Vanadis geri dönmek istiyordu. Bu aptalcaydı. Sonuna gelinen bir oyunda kurallara itiraz etmek gibi. Ama bunu istiyordu. Ne çok düşünmüştü. Ve bu yüzden şimdi vazgeçmek üzereydi. Onları görmeye olan ihtiyacının yanına sinsice korki geldi. Ve onu gördüklerine sevinmezlerse ya onu özledileri gibi ozlemedilerse gibi. Geriye dönmek için yalvarmak istese bile ayakları önlerine gitti. Annesiyle babası oradaydı. Koşmak istiyordu onlara sarılmak. Yüzlerinden bir şey çıkmıyordu ama mutluydular. Bazı kurallar vardı kimse olmasa bile sanki duruyormuş gibi saygılı olmak. Bağırmamak gülmemek fasla olan hiçbir şeye kaçmamak. Bugüne kadar korudu. Gerçek bir soylu gibi. Hadi. O uzak mesafeyi yavaş kapat. Yapmadı. Koşmaya başladı. Onlar kızsa bile. Annesinin kollarına kavuştu. Beklediği gibi olmadı. Onlar birbirlerini özlemişlerdi. Babası ikisini kucakladı. Bu gece burada kalacaktı. Onların yanında. Sevgili kocasının buna aldırış etmeyeceğine emindi.