Beste, engeline rağmen Çağatay'ın ardına kadar açtığı gönül kapısından içeri girdiğinde oradan çıkmak için kullanacağı kapının yine onun ardına kadar açtığı bir bar kapısı olacağını düşünmemişti. Kendi sebep olduğu bu yıkımı ona mal etmeye hakkı olmadığı için, gidişine bakmayan adamı izledi bir süre kapıdan. Onu tekrar görememe ihtimali içini dondursa da gözlerinden akan sıvıların donmakla bir derdi yok gibiydi. Çağatay'ın ellediği karnı hala eli ordaymışçasına alev gibiydi ve odadan çıkmadan önce giydiği gömleği çenesinden süzülen yaşlarla sırılsıklamdı. Kovulmuştu. Sevdiği adama haklı diyemiyorsa bile haksız hiç diyemiyordu. Duyarak geçirdiği çocukluğundaki umutları, hayalleri, neşeyi ergenliğine denk düşen sessiz yıllarına taşıyamamasının faturasını Çağatay'a nasıl kesebilirdi? Daha f

