2.Bölüm: Dedikodular

1645 Words
“Levent! Levent, beklesene oğlum!” Alper arkadaşının dikkatini çekmek için bağırmak zorunda kalmıştı. Levent parmaklarını dalgalı kahverengi saçlarının arasından geçirdi ve yanına ulaşan arkadaşına baktı. Alper ile ilkokuldan beri arkadaşlardı. Harika bir araştırmacıydı ve şirket için önem arz eden istihbaratları toplama konusunda bir numaraydı. Holdingin insan kaynakları müdürü olsa da şirket için çok önemli gizli işleri de yapıyordu. Levent, babaannesinin yerine geçmesi için ona yardımcı olacak daha iyi birini bulamazdı. Şimdiye kadar şirketin büyümesi yararına yaptıkları birçok işte muhteşem bir ekip olmuşlardı. Tamam, belki henüz babaannesi Aliye Hanım ve iş dünyasındaki diğer köpekbalıkları kadar iyi değillerdi ama aradaki farkı kapatabilmek için canla başla çalışıyorlardı. “Evet, ne var?” Levent arkadaşına kendisinin patron, onun da çalışan olduğunu hatırlatmak için sert bir cevap vermişti. “Birkaç şey. Faruk Dereli yine aradı,” dedi Alper, Levent’in kaşlarını çattığını fark ederek. “Ne istiyormuş?” “Kredi.” Levent ruhsuz bir kahkaha attı. “Bu adam bizimle dalga mı geçiyor? Bir daha ararsa ona Akif Toprak’ı kızdıran biriyle işimizin olmayacağını söyle. Başka?” “Yeşeren Umutlar Derneği’nin daveti yarın gece.” Levent içini çekerek “Ah yine mi?” diye soludu. Bu davet yılda bir kez iş dünyasının seçkin isimlerini bir araya toplayarak yardıma muhtaç ailelere yardım etmek başlığı altında yapılsa da daha çok çeşitli iş insanlarının bir araya gelerek kaynaşma, yeni anlaşmalar için zemin hazırlama, fikir alışverişinde bulunma, yeni projelerine yatırım bulma gibi daha maddi isteklerini karşılamak içindi. Babaannesi Aliye Hanım bir zamanlar bu derneğin yönetim kurulunda olduğu için bu yardım gecesinde şirketlerinin de katkısı olması çok önemliydi. Dolayısıyla yeni varis olarak kendisinin de orada hazır bulunması gerekiyordu. Onu rahatsız eden bu geceye katılacak olması değildi. Onu rahatsız eden, donuk ve solgun karısıyla birlikte katılmaya mecbur olmasıydı. Serra Esen… Levent Aliye Hanım’ın mantığını bir türlü anlayamıyordu. Serra basit bir öğretmendi. Karesilerin, Toprak Holding’in veya Tekinsoyların kızlarıyla, gelinleriyle rekabet edebilecek bir kadın değildi. Levent’in onların güç seviyesine ulaşabilmesi için onlar gibi köklü, soyu sopu belli olan güçlü bir kadına ihtiyacı vardı. Babaannesinin onu koltuğa oturtabilmek için hızlıca evlendirme isteğini anlıyor fakat seçimini neden Serra’dan yana kullandığını anlayamıyordu ama anlaşma böyleydi. Babaannesini tatmin edecek güçlü bir sebep sunmadan ondan boşanamazdı. İş dünyasının bu acımasız ve hızlı hayatında Serra gibi vasıfsız bir kadınla sıkışıp kalmıştı. “İyi, Serra’ya haber ver. Konumu ve saati bildir,” diye iç geçirdi Levent isteksizce. Alper onun bu duygusuz tavrı karşısında yüzünü buruştursa da emrine itaat edip hemen Serra’ya gerekli bilgileri mesaj attı. Cevap gelene kadar birkaç dakika geçmişti. Beklemek değilse de aldığı yanıt oldukça tuhaftı. Alper’in kaşları çatılınca Levent “Ne oldu?” diye sordu. “Kendini iyi hissetmiyormuş, katılamayacağını söylüyor.” Levent rahat bir nefes alıp “Güzel,” diye mırıldandı. Ona katlanmak zorunda kalmayacağı için mutlu görünüyordu. Alper rahatsızlıkla “Levent, ya hastaysa hiç merak etmiyor musun? Gidip ona bir bakman gerekmez mi?” diye sormak zorunda hissetti kendini. “Eğer hastaysa kendine bir taksi çağırabilir, değil mi?” diyerek Alper’i geçiştirdi Levent ve ekledi: “Kız kardeşime yarın gece bana eşlik etmesi için haber ver. Bu gece Aliye Hanım için önemli, yalnız gitmeme sinirlenebilir.” “Tamam.” Alper durumu normal karşılayamasa da itaat etmesi gerektiği için kabullenmişti. Yine de bu durumun başlarına dert açabileceği ile ilgili endişe içindeydi. * Levent arabasından inip kardeşinin kapısını açarak inmesine yardım etti. Aralarında birkaç yaş fark olmasına rağmen neredeyse ikiz olabilecek kadar benziyorlardı. Leyla, her zaman olduğu gibi çarpıcı elbisesi, ışıltılı elmas mücevherleri ve kusursuz makyajıyla muhteşem görünüyordu. Hali, tavrı, zarafeti ve kusursuz vücuduyla ailesini gururlandıracak ve kim olduğunu herkese fark ettirecek kadar asil görünüyordu. Levent keşke Serra da hiç değilse Leyla’nın yarısı kadar iyi olsaydı diye iç geçirdi. Arabadan gelen hafif bir öksürme sesiyle Levent gözlerini devirdi. Nasıl da unutmuştu? Hemen elini Meryem’e de uzatıp onun da araçtan inmesine yardımcı oldu. O da tıpkı Leyla gibi ışıltılı bir elbise ve safir bir kolye takıyordu. Ailesinin imkanları kendileri kadar iyi değildi ama konu giyinmeye geldiğinde Meryem de Leyla’dan geri kalmıyordu. Her ne kadar Levent sadece Leyla’nın gelmesini tercih edecek olsaydı da Meryem yine Leyla’nın peşine takılmanın bir yolunu bulmuştu. Levent için asistanı olarak Meryem’in de burada olması sorun değildi. Meryem Levent’in sol koluna, Leyla da sağ koluna girdiğinde zarif ve ağır adımlarla patlayan flaşlar eşliğinde kırmızı halıda yürüdüler. Arkalarından Alper de onları takip ediyordu. Davet için her zamanki gibi büyük ve gösterişli bir resepsiyon salonu tercih edilmişti. Şehrin muhteşem manzarası geniş pencerelerden büyüleyici bir şekilde görünüyor, göz dolduruyordu. Levent insanlarla selamlaşarak dolaşırken kızlar da ona eşlik ediyor, gerektiğinde insanlarla tanıştırılmayı bekliyorlardı. Ancak en uygun tavır onlara hitap edilmedikçe sessiz ve sakince beklemeleriydi. Bu Serra’nın her zaman uyduğu bir kuraldı ama Leyla ve Meryem buna pek aldırış etmediler. Konukların yadırgayan, şaşkın ve belki tiksinti dolu bakışları Levent’e de uğramıştı. Davet salonunda ilk turunu atan Levent, Akif Toprak’ın karısı Melda ile birlikte orada olduğunu görünce şaşırdı. Bu onların normal olayı değildi. Çift genellikle çocuklarıyla böyle davetlere katılamıyordu. Bu yüzden daha çocuk dostu etkinliklerde boy göstermeyi tercih ediyorlardı. Akif Toprak, iş takvimi yüzünden zamanının çoğunu yurt dışında geçiren biri olduğu için Levent onu selamlama fırsatını kaçırmak istemedi. “Akif Bey, sizi görmek ne güzel!” “Levent! Nasılsın?” Akif Toprak konuşurken Levent’in arkasında gördüğü iki kadına garip bir ifadeyle baktı. Levent bunu fark edince onları tanıtmak için arkasına döndü. “Kız kardeşim Leyla ve Asistanım Meryem Hanım.” Meryem Levent’in kendisini saygıyla tanıtmasının ardından cilveli bir tavırla, “Ah, merhaba efendim,” diye cevap verince Akif Toprak’ın dik bakışlarına maruz kalmıştı. Karısı Melda ise bu yılışık tavır karşısında bir şey söylemeden Levent’e dönerek “Serra seninle gelmedi mi?” diye merakla sordu, diğer iki kadını dışladığını hissettirmekten çekinmeyerek. Levent şaşkınlıkla, “Kim? Aa, hayır. Hastaydı bu yüzden evde kalmak zorunda kaldı,” diye yanıtladı. “Umarım ciddi bir şeyi yoktur. Onunla sohbet etmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Son görüşmemizin üzerinden sanki yıllar geçmiş gibi hissediyorum.” Leyla, “Pek eğlenceli biri sayılmaz,” diyerek gözlerini devirdiğinde yengesinin arkasından konuşması Melda Hanım’ı şaşırtmış ve rahatsız etmişti. Alaycı bir tavırla “Tabii görümce olmak bunu gerektirir, değil mi?” deyip güldü. Leyla umursamazca omuz silkse de düştüğü durumdan dolayı biraz utanmıştı. Akif Toprak, kız kardeşini uyarması için Levent’ten bir tepki beklemişti ama o sessiz kalmayı seçti. Melda ve kocası kısa bir an bakıştılar. “Lütfen ona iyi dileklerimi ilet ve iyileşir iyileşmez görüşmek istediğimi bildir.” Levent belli belirsiz başını sallarken Akif Bey, karısını koluna takıp çoktan uzaklaşmaya başlamıştı. Akif Toprak geçmişte Karaormanlı Holding ile iş birliği yapmaya sıcak baksa da artık bundan kaçındığını belli etmekten hiç çekinmiyordu. İki güçlü holdingin çıkarları çatıştığında doğacak rahatsız edici durumlar için böylesinin daha iyi olacağını düşünüyordu. Endişelerini ailesiyle de paylaşmış ve onların da onayını almıştı. Levent bara doğru ilerledi ve sıradaki rotasını belirleyene kadar her zamanki içkisinden sipariş etti. Uzun bir gece olacağa benziyordu. Leyla ve Meryem’i diğer davetli kadınlarla tanışıp kaynaşması, daha geniş bağlantılar kurması için gönderdi. Kardeşi Leyla bu gibi durumlarda usta sayılırdı ve karısı gibi yetersiz de değildi. Çabalarını desteklemek için elinden geleni yapacağına emindi. * Levent geceden ayrılırken “Deniz üstü köpürür, hey canım rinanay rina rina nay!” diye bir türkü mırıldanıyordu. Onun öylece trafiğin ortasına doğru yürümesine engel olan şey, Alper’in anlık bir refleksle onu yakalamasıydı. Levent’i yoldan uzaklaştırdı ve limuzin gelene kadar da bırakmadı. Sonunda gelen aracın şoförüne dönmeden önce Levent’i hızlıca arabaya soktu. “Hangi cehennemdesin! Arabayla geziyor muydun? İhtiyacımız olduğunda hemen gelmen gerekiyordu.” “Ö-özür dilerim efendim,” diye kekeledi şoför. “Bu benim ilk gecemdi.” “Bahane de duymak istemiyorum özür de. İşini doğru düzgün yapacaksın,” diye kükredi Alper. “Ta-tabi efendim,” diye zorlukla yanıt verdi korkmuş olan şoför. “Beyefendinin nesi var?” “Hiç… Hiçbir şey. Sadece biraz sarhoş. Bak onun eve sağ salim, olaysız ve kimseye yakalanmadan girdiğinden emin olman gerek, anlaşıldı mı? Başka sorun istemiyorum.” “Peki ya hanımlar efendim?” “Onlarla ben ilgileneceğim. Dediklerimi unutma.” Alper, şoför gittikten sonra şakaklarını ovuşturarak içini çekti. Umarım Levent’in bu rezil halini kimse görmeden durumu toparlayabilmişimdir diye düşündü. Leyla ve Meryem’i arabaya getirirken daha ihtiyatlı davrandı. Endişelerinde de haksız sayılmazdı. Bütün bir gece boyunca Levent’in arkasından dönen dedikoduları dinlemek zorunda kalmıştı. Herkes Levent’in neden eşiyle değil de sekreteriyle bu davete geldiğini merak ediyordu. Konuklardan biri, “Bu kadın sekreterse ayakkabılarımı yerim,” diye alay etti. Bir diğeri “Bu kadın kalem kağıtla ilgilenen sekreterlere pek benzemiyor anlarsınız ya,” diyerek dalga geçti. “Eline aldığı tek kalem patronununki olabilir.” Elini ağzına kapatarak kendi müstehcen şakasına gülen kadına etrafındaki kadınlar da eşlik ediyordu. “Siz ciddi misiniz? Peki ya karısı?” “Onu hiç gördünüz mü? Gayet zarif biri fakat aralarında bir romantizm olduğunu sanmıyorum. Adamın da karnını bir yerlerde doyurması gerekiyor.” “Ah, eğer gerçekten durum böyleyse karısı için çok üzüldüm.” “Ah, yapma şekerim. Haberi bile yoktur ama olsa bile öyle kadınların tek umursadığı şey istediği kadar para harcayabilmektir. Bunu sorun edeceğini sanmam.” Tüm kadınlar iç çekerek asil bir şekilde karısıyla boy gösteren Akif Toprak’a döndüler. “Allah’ım tıpkı bir model gibi. Üstelik de sadece karısı ve çocuklarıyla ilgileniyor. Örnek bir aile babası.” “Ne kadar da mutlu görünüyorlar!” “Sizce Levent Karaormanlı’nın karısı gerçekten hasta mı yoksa Levent Bey metresiyle karısını aynı ortama sokmak istemediği için mi onu getirmedi?” Levent, Serra’nın hasta olduğunu söylese de birçok kişi buna inanmamıştı ve etrafta böyle konuşmalar fısıldanıp duruyordu. Levent’in karısıyla pek de ilgili olmadığı gerçeği bir kesim tarafından zaten fark edilmişti. Serra’nın da topluluğa nadiren karışması bu söylentileri güçlendiriyordu. Meryem’in tüm gece sülük gibi Levent’in peşinde gezmesi ise tüm bu olayların tuzu biberi olmuştu. Akif Toprak ve karısının Levent, Leyla ve Meryem ile olan sohbetine tanık olanlar da vardı. Akif Toprak’ın asaletiyle Levent Karaormanlı’yı nasıl bastırdığının, onun şirketi yönetirken asla Toprak Holding’e rakip olamayacağının, Akif Bey ve karısının Levent’i nasıl küçümsediğinin dedikoduları salonu sardıkça Levent stres ile kendisini içkiye vermişti ve gecenin sonunu talihsiz bir şekilde sarhoş olarak getirmişti. Alper derin bir iç çekti. Uzun bir hafta olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD