BU NASIL İŞ?

2068 Words
Ertesi sabah Elif, gayet mutlu bir şekilde okulun yolunu tutuyor. İki hafta öncesine ait tüm sıkıntılar bir anda uçup gitmiş sanki. Artık genç kadın onu hatırlamıyor bile. Çünkü insana en iyi gelen şeylerden biri ilgi ve değerdir. Elif de bu güzelliği yakaladığını düşünüyor kendince. Mert gibi kendinden çok yukarıda biri ile çok büyük şeyler yaşayamayacağını elbet biliyor, aklı henüz kendini terk etmemişti. Fakat yine de ondan gördüğü nezaket oldukça içini okşuyor genç kadının. Tanıştıkları o kötü gündeki gibi kendisine tepeden bakmamış, sıradan bir erkek gibi olmuştu yanında. Ta ki o gazeteci ortaya çıkana dek. Elif, o gazeteciye de kızıyor çünkü resmen oldukça hoş bir iletişimin yarıda kalmasına neden olmuştu. Acaba o bunun farkında mı? Hiç sanmıyor. Çünkü bir olay kişilerin önceliklerine göre değerlendirilir. Belki tesadüfen oradaydı başka bir haber için ve kendilerini görünce de haber ayağıma geldi diye düşündü. Fırsatları değerlendirebilmek önemlidir. Gazetecinin tam da bunu yaptığından emin. Ülkede kendilerinden çok daha büyük olaylar bile kısa sürede unutulduğunu göre, Mert'in uyarısı olan haklarında yapılabilecek magazin haberleri de uzun ömürlü olmayacaktı. Bir iki gün insanlar konuşur, sonra unutulur nasıl olsa. Adının onun adıyla anılması gururunu okşuyor ama gerçekçi kalmakta kararlı. Öyle olmalı çünkü. Eskilerin dediği gibi davul bile dengi dengine! Hem bu tür insanları özel yaşamları bile şirketlerine endekslidir. Yani bir gün Mert evlenmeye karar verse bile bu iş ailenin en yüksek yararı düşünülerek yapılacaktı. Elif, ılık güz mevsimi sabahında bu düşüncelerin rahatlığında hiç acele etmeden caddede yürüyor. Erken çıkmıştı evden, annesi bile bu kadar hızlı hazırlanıp çıkabildiğine şaşmıştı ama nedense kendine bir şey söylememişti. Ona da hak vermiyor değil Elif. Annesinin kendinden başka kimsesi yok, doğal olarak kadın kızını yaşamının merkezine oturtmuştu. Bazı halleri de hep bundan kaynaklanıyordu. Elif'in eve neşeli veya keyifsiz dönüşü, yorgun halleri onun için hep önemli bir gündemdi. Elif, yavaş yavaş yükselen güneşin parlak ışığında uzaktan okulu görüyor. Güneş sanki okulun çatısına yapışmış gibi duruyor. Hoş bir görüntü ama sadece maddiyatı iyi olanların yaşayacağı bir yer. Kendi eğitim hayatını düşündüğünde bu atmosferden ne kadar uzak ve zor olduğunu anımsıyor acı acı gülümseyerek. Annesinin üzerine titremesi dışında hiç şımartılmamıştı Elif. Sanki hep çabucak büyümeye zorlanmıştı hayat tarafından. Varlığını bildiği ama kendilerini hiç arayıp sormayan babasını bile o haliyle kabullenmişti zaman içinde. O da kendinden bekleneni yapmış, annesinin nasıl yıprandığını görüp yaşayarak vaktinden önce büyümüştü. Galiba hayatındaki tek sorumsuzluğu üniversite yıllarının son aylarında yaşadığı aşktı. Ama insanın bazı duyguları kontrol etmesi imkansız ki! Söz dinlemeyen kalp bazen hiç olmayacak birine kapılabiliyor. İnsan sonunda çok üzüleceğini bilse de geri dönemiyor. İşte sevmek, aşk öyle bir his ve Elif de onu acı yüzlerinden biriyle tatmıştı. Yaşamının dümenini aşkına bırakmış, o ne istediyse yapmış ve hep onun istediği gibi olmaya çalışıp kendinden pek çok taviz vermişti Elif. Tatlı hayallerinin sonu felakete varmıştı. İşte o an anlamıştı bazılarının aynı babası gibi sorumsuz olduğunu. Fakat onca yaşananın ardında kendine bir anda yabancılaşan Murat'ı anlayamamıştı. Aylarca hayatı paylaştığın bir kadına nasıl birden onu tanımıyormuş gibi davranabilirsin?! Ama bunu yaptı, hiç suçluluk veya sorumluluk hissetmeden hayatından çekip gidiverdi. Elif bir an dolan gözlerini durduramıyor ama artık şimdide olduğunun hatırlayıp kendini topluyor. Zaman zaman bu oluyor, geçmişi tekrar tekrar yaşamak çok can acıtıcı. Belki ondan Mert'in dünkü sıcak yaklaşımı kendini etkilemişti. Uzun vakit sonra başka bir erkekten etkilenmek, ondan insanca bir yaklaşım görmek iyi gelmişti ruhuna. Yavaş yavaş yaklaştığı okulun geniş, demirden ve süslü çubuklar şeklindeki bahçe kapısının önüne varıyor. Dikkat çekici bir sessizlik var bugün. Okulun bahçesi durgun, fırtına öncesi sakinliğe benziyor. Kadın bunun üzerinde fazla durmuyor, kendi kuruntusu olduğuna karar veriyor. Öğrencilerin henüz daha uykulu olduğuna yoruyor bu hali. Keşke hep böyle sakin olsalar! Okul binasına doğru ilerliyor, banklarda oturan öğrencilerin bir kısmı boş boş bakınıyor çevresine. Bunların bazılarının burada ne işim var diye düşündüklerinden emin. Öğrenci psikolojisi, daha doğrusu gençlik. İç kapıya yaklaştığında Efe'yi fark ediyor. Çocuk kapının kenarındaki ağaçlardan birine dirseğini dayamış Elif'e alaycı bakışlar atıyor. Elif, önce ne olduğunu anlayamıyor, onun bu tavrını hadsiz hallerine veriyor ve hızla yanından geçip gitmek istiyor. -"Hoca vallahi sana çok üzülüyorum!" diyen çocuk, yüzüne yerleştirdiği arsız gülümsemesi ile genç kadına bakıyor. Elif hiç beklemediği bu tuhaf cümle karşısında bir an duraklıyor. Bir şeyler de söylemesi lazım: -" Bu ne demek şimdi?!" diye çıkışıyor Efe'ye. Efe istifini hiç bozmadan yanıtı veriyor: -"Ağabeyim bir kadını kafaya taktı mı vay o kadının haline aha ha ha!" -"Sen nasıl kokuşuyorsun böyle öğretmeninle?! Hadsiz!" -"Kızma hoca, ben sadece seni uyarıyorum, gerisi sana kalmış! Onu hayatına giren onlarcasından birisin sadece, hevesini alınca da seni terk edecek aha ha ha!" -"Susssss! Haddini bil ve okula gir, biraz sonra ders başlayacak!" Elif, inatla çocuğun yanında bekliyor. Efe onun kararlılığını görünce aynı rahatsız edici gülüşü ve tavrıyla sınıfa doğru yürüyor. Elif bir süre onun arkasından bakıyor. Bu çocuğun durumu çok vahim diye düşünüyor. Herkesle istediği gibi konuşabileceğini sanıyor ki bu yanılgı başına çok iş açar. Efe'nin uzaklaştığından emin olduktan sonra kendisi de içeriye doğru ilerliyor. Bu kez de müdür ile burun buruna geliyor. Orta yaşlı adamın yüzünde değişik bir ifade ile Efe'ninkine benzeyen alaycı bir gülüş var. -"Günaydın Elif Hanım! Öncelikle etkinlikteki başarınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Performansınız gayet iyi!" derken yüzündeki gülüş daha bir yapışkan ve rahatsız edici oluyor. Elif bir an yerinde kalıyor. Garip bir tonlamayla söylenen performans sözcüğü aklına takılıyor. Sadece etkinliği kastetmediğini, ucundan kenarından Mert'e bir gönderme yaptığını anlıyor. Bazı şeyler nasıl bu kadar hızlı duyuluyor anlamıyor Elif. Ama anlamazdan geliyor: -"Teşekkür ederim müdür Bey, gereğini yapmaya çalıştım." -"Emeklerinizin karşılığı bugün hesabınıza yatacak ama inanın kariyer adımlarınız muhteşem!" -" Bu ne demek şimdi müdür bey?!" diyen Elif endişeyle bekliyor alacağı yanıtı. Adam pişkin pişkin konuşuyor sonra: -"Akıllı insanları severim. Gerçi skandal kurumlar için iyi değildir ama ben takılmıyorum bu konuya çünkü reklamın iyisi, kötüsü yoktur aha ha ha!" Elif, adamın densizliğine için için kızıyor ama bu hali belli etmesi ekmeğine yağ sürer. Anlamıyor gibi yapıyor yine, halk tabiriyle salağa yatıyor genç kadın. Nasıl olsa bir iki güne her şey unutulur diye düşünüyor. -"Derse girmem gerek, iyi günler müdür bey!" deyip adamın yanından hızla uzaklaşıyor. Onun anlamlı bakışları, tavırları ve sözleri gerçekten çok sıkıcı geliyor genç kadına. Elif hızlı adımlarla oradan uzaklaşıp öğretmenler odasına giriyor. Derse gitmeden evvel dosyasını ve kitaplarını almak istiyor. Normal zamanlarda da ara sıra kaynayan bir cadı kazanını andıran bu odaya hiç ısınamamıştı geldiğinden beri. Sadece dolabını kullanması gerektiğinde giriyor öğretmenler odasına. Fakat bu sabah bir değişiklik var sanki. Öğretmenler tam kadro kendisini bekliyor gibi. Şöyle bir gözlerini gezdiriyor odada her zamanki bir gün olarak düşünüyor o sabahı da ama onların yüzündeki ifade aynen müdürün hallerine benziyor. İşte bunun üzerine bilmediği bir şey olduğunu anlıyor. En genç olanlardan biri yanına yaklaşıyor ve fısıldar gibi konuşuyor kendisiyle: -"Aferin kız sana! Böyle devam, turnayı gözünden vurdun ha!" Haddini aşan kadın elindeki telefondan düne dair bir paylaşımı gösteriyor Elif'e. Mert ile kendinin o restauranttaki anlarına ait bir kare. Başlık kan dondurucu:" Sosyete palyboyunun son aşkı!" Elif ne diyeceğini bilemiyor, yüzü kıpkırmızı. Bu kadar çabuk bir haber oluşturulması ve sanki başka önemli bir şey yokmuş gibi de hemen gündeme oturup yayılması oldukça kötü geliyor Elif'e. Kesin öğrenci velilerinin ve kısa bir vakit içinde öğrencilerin de duyacağını düşünmek sinirlerini geriyor. Elif hiç konuşmadan dosyasını alıp çıkıyor öğretmenler odasından. Sırtında diğer öğretmenlerin delici bakışlarını hissediyor iliklerine kadar. Sabahki neşesi bir anda uçup gidiveriyor, yerini aşırı bir kaygı alıyor. Elif, insanların olaylara bazen bilindik bazen de hiç bilinmedik tepkiler verdiğini biliyor. O an tek korktuğu, Bu durumun işine yansıması. Oysa dünkü yemek teklifi kadına çok masum gelmişti. Aynı iş yerinde çalışanlar bunu zaman zaman yaparlar. Ne var ki bunda?! Bu konuda asıl sonucu belirleyen insanların hırsları ve kıskançlıkları. Belki de kendini ona layık görmeyenler canını yakmak için her yolu deneyecekler. Sıradan bir kadın Mert Şanlı'nın yanında olamaz, hiç yakışmadı diyecekler ama böyle bir teklif kendilerine yapılsa koşa koşa gidecek pek çoğu! Elif, yaşamın bu acımasızlığının da farkında fakat bazen olacaklardan kaçamazsınız, sadece yaşamak zorunda kalırsınız ki az önce kulağına fısıltı şeklinde zehrini akıtan genç kadın da onlardan sadece biri. Bu tür insanlar görünüşte sizin adınıza sevinmiş gibi davransalar da içleri tam aksi yönde kaynar. Neden bu şans ona geldi? Ben ondan daha çok hak ediyorum, hem bu okulda ondan daha çok çalışmışlığım var, ondan daha güzelim üstelik, gibi gibi değişik hastalıklı düşünceleri yaşarlar içlerinde. Elif, bunları da biliyor. Kadın kısmı böyle çok ilginçtir. Bazen kadının en büyük düşmanı yine bir kadındır. Gardını almalı ve ayaklarını yere sağlam basmalı! Ayrıca kadının kendine gösterdiği paylaşımın detaylarıyla okumak istiyor. Acaba haklarında neler yazılmış? Elif birden dersi olan sınıfın kapısıyla burun buruna geliyor. Bir adım daha atsa yüzü kapıya çarpacak. Birkaç saniye yerinde durup kendimi toparlama çalışıyor, normal görünmeli öğrencilerine. İş ve özel yaşam birbirine karışmamalı. Sonra tıpkı bahçe kapısından okula girdiği an hissettiğini duyumsuyor yeniden. Sınıftan hiç ses gelmiyor. Normal şartlarda kapı açık olur, mutlaka birkaç öğrenci de kapının önünde itişip kakışır, diğerleri de hep bir ağızdan konuşurlar. Çok dikkat çekecek kadar sessiz sınıfın kapısını açıyor ve sınıfa giriyor. Her öğrenci yerinde oturuyor ve dikkatle kendisine bakıyor. Işık hızıyla yayılan o sosyete haberini biliyorlar mı acaba? Derken gözü orta sıranın en arkasında oturan Efe'ye takılıyor. Bu işte kesinlikle onun parmağı olduğuna inanıyor. Buz gibi bakışlar atıyor çocuğa ama o hiç üzerine alınmıyor. Bir ağa edasında yayılmıştı sırasına, bir kolu sandalyesinin arkalığına dayalı, aynı yüzsüz gülümsemesiyle oturuyor yerinde. İyice gevşetilmiş kravatı, gömleğinin üstten açık üç düğmesi ile oldukça isyankar ve hadsiz üstelik! Elif, masasına geçiyor, en ciddi haliyle defteri imzalayıp yoklama alıyor. Bunlar olurken Efe hiç istifini bozmuyor. Hatta arada bazı öğrenciler dönüp ona bakıyor ve aralarında aynı gülüş devam ediyor. Elif bir an önce derse başlamak istiyor ve ders kitabını açıyor: -"Çocuklar sayfa seksen altıyı açalım, şiir konusundan devam edeceğiz. Orhan Veli'den güzel bir şiir, "Anlatamıyorum". Kim okumak ister?!" -" Ben okuyayım hoca! Aşk güzeldir!" diyen Efe tüm sınıfın kahkahalarla gülmesine neden oluyor. -"-Derste olduğunu sana hatırlatırım! Sen okuma, zaten doğru dürüst okumayı da beceremiyorsun!" sözleriyle Elif ilk savaş oklarını atıyor çocuğa. Efe bir an kızarıp bozarsa da hemen topluyor kendini ve anlamlı bakışlar atıyor sınıfa. -"Tuana şiiri bize okur musun?" diyen Elif ders kontrolünü sağlıyor. Bir ara sınıfı ele geçirdiğini sanan Efe, yüzünü buruşturuyor ve kollarını sırasına dayayıp uyku moduna geçiyor bir zaman sonra. Elif onun bu halinden memnun olmasa da ortalığı karıştırmaması için bugünlük onu görmezden geliyor. Dersin sonrası her zamanki gibi geçiyor ve teneffüse çıkıyorlar. Elif, kendini bahçeye atıyor, göğsü daralıyor adeta, iş yerinde böyle bir baskı altında kalmak zorluyor sinirlerini. Kantinin bahçeye açılan kapısının orada bulunan, öğretmenlere ayrılan iki masaya yaklaşıyor ve bir sandalye çekip oturuyor. Eli sabırsızlıkla çantasındaki telefona gidiyor. Kendine gösterilen haberin bulunduğu sayfaya giriyor. Fotoğraf öyle net ki! Mert ile konuşurken, hatta Mert kendine doğru eğilmiş hafiften. Kısa haberi okuyor sonrasında:"Sosyetenin gözde bekarı yine yakalandı. Pek çok gönül ilişkisi yaşayan Mert Şanlı'nın bu macerasının ne kadar süreceği merak konusu. Ayrıca yanındaki hanımefendinin kendi çevresinden olmadığı da dikkat çekiyor. Mert Şanlı acaba halkın arasına karışmaya mı karar verdi?! " Elif, Bu satırlarla kalbinin incindiğini hissediyor. Sanki birilerinin sıradan günlerini renklendirmek adına oraya konmuş bir figüran. İçinde sevgiyle karışık, ani bir öfke kabarıyor ve bu işin çok uzamaması için dua ediyor içinden. Zorlu bir yaşam kavgasının içindeyken, her şeyi tam insanların eğlencesi olamaz! Neşeyle başladığı günün tadı daha sabahtan kaçıveriyor ve tüm gün de öyle sürüyor. Son dersten kaçar gibi çıkıyor genç kadın. Bir an önce evine gidip, odasına kapanıp herkesten kurtulmak istiyor. Ana caddeye çıktığı an bir kadın atlıyor adeta önüne. -" Ne zamandan beri Mert Şanlı ile berabersiniz?! Evlilik görünüyor mu yolun sonunda?!" Mesleğe yeni başlamış, genç ve hırslı bir muhabir duruyor Elif'in karşısında. Elif sadece ona bakıyor ve yeniden yoluna devam etmek için bir adım atıyor. Genç gazetecinin sesi hâlâ duyuluyor, kendini bir süre takip ettiğini anlıyor ve oldukça geriliyor. Kolunda sert bir temas hissediyor derken. Kim olduğunu öğrenmek için dönüp baktığında Mert'i görüyor bu sefer karşısında. -"Merhaba!" diyen adam bir şeyin farkında değil gibi. -" Beni rahat bırakır mısınız lütfen!!" -" Ne oldu?" Elif, geriye dönüp gazeteciyi işaret ediyor ona ve ardından öfkeyle dolu konuşuyor genç adama: -"Herkesin yaşamı sizinki gibi dört dörtlük değil! Kimsenin eğlencesi olmaya niyetim yok! Çalışmak zorundayım ve bu saçma şey benim hayatımı zorlaştırıyor! Beni rahat bırak!" Elif, hızla sırtını genç adama dönüyor ve koşar adımlarla oradan uzaklaşıyor. Engelleyemediği birkaç damla yaş yanaklarına süzülüyor. Bu zayıf halinden, bazılarının kendini kolayca kullanabileceğini sanmalarından nefret ediyor. Sonuçta dünyaya gelirken şartları biz belirleyemiyoruz. Kimisi Mert gibi bolluk içine düşüyor bu dünyaya kimisi de kendi gibi dert içine! Adaletine yandığımın dünyası diye başlayıp saydırıyor içinden bir süre. Artık tek istediği kendini yatağına atıp doya doya ağlamak ve içindekileri temizlemek. Yine çok yorgun ve tükenmiş hissediyor kendini.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD