Tatlı bir Piknik 🧺

1171 Words
Göl kenarındaki yürüyüşün ardından arabayı bıraktıkları yere geri döndüler.Işıl arabanın bagajından özenle hazırladığı piknik sepetini çıkardı. “İşte sürprizim! “ dedi gözleri parlayarak. “Şimdi bunu açma sırası sende, Ada!” Ada biraz şaşırdı, ama merakla sepete uzandı. Kutunun içi özenle hazırlanmıştı: minik bir piknik seti, renkli peçeteler ve göle uygun küçük şişelerle dolu bir set. “Aman Tanrım, sen her şeyi düşünmüşsün!” diye gülerek karışık hayranlık ve şaşkınlıkla mırıldandı Ada. Eren ve Ela da heyecanla sepete yaklaştılar: “İnanılmaz, gerçekten her şeyi planlamışsın!” dedi Ela. “Hem eğlence hem de pratik!” diye ekledi Eren. Işıl kıkırdayarak: “ Ne de olsa hafta sonu macerası, her şey eksiksiz olmalı! “ Ada sepetten çıkanları bir yandan incelerken, içten içe arkadaşlarının bu neşesi ve enerjisiyle moral bulduğunu fark etti. “Tamam, hadi bakalım, piknik için doğru yeri bulalım!” dedi Işıl, sepeti taşıyarak yürümeye başladı. Tam o sırada uzaktan bir motor sesi duyuldu. Hep birden başlarını çevirdiler. Gölün sessizliğini bozan o ses, gittikçe yaklaşıyordu. Kısa bir süre sonra siyah bir araba çakıl taşlarının üzerinde durdu. Ada’nın gülümsemesi dondu. Direksiyondaki kişiyi görür görmez kalbi sıkıştı. Alp’ti. Ama yalnız değildi. Yan koltuktaki kadını görünce, içini aniden tanıdık bir öfke kapladı. “Bu… o kadın,” diye geçirdi içinden. “Geçen gün evinde gördüğüm kadınla gelmiş.” Gözlerini arabadan ayıramadı bir süre. Kadın kahkaha atarken Alp’in koluna dokundu. O kadar doğaldı ki, Ada’nın boğazına bir şeyler düğümlendi. Kalbinin ritmi hızlanmıştı; elleriyle oynayıp yüzündeki ifadeyi gizlemeye çalıştı. Alp arabadan indi, ardından da kadın zarif bir şekilde kapıyı açıp dışarı çıktı. Herkesin bakışları üzerindeydi. “Selam millet!” dedi Alp, sanki hiçbir şey olmamış gibi keyifle. “Sürpriz yapayım dedim.” Sonra yanında duran kadına döndü. “Tanıştırayım, ablam Aslı.” Ada’nın donuk bakışları bir anda yumuşadı. “Ablası mı?” diye geçirdi içinden. Bir rahatlama dalgası göğsünden yükseldi ama yüzüne yansıtmadı. Hâlâ dudaklarındaki o gergin çizgi duruyordu. Aslı gülümseyerek elini uzattı. “Ada, değil mi? Senden çok bahsetti Alp.” Ada kısa bir duraksamadan sonra elini uzattı. “Evet, Ada. Memnun oldum.” Sesi soğuktu, ama içi bir karıştı, bir dağıldı. “Benden bahsetmiş ha…” diye geçirdi içinden. “Ne anlattı acaba?” Işıl’ın neşeli sesi araya girdi: “Ne güzel oldu sizin de gelmeniz! Tam ekibin enerjisi tamamlandı!” Eren başını salladı. “Evet ya, bir araba daha fazla eğlence var şimdi.” Herkes yeniden toparlanırken, Ada çaktırmadan Alp’e baktı. O ise çoktan ona bakıyordu; dudaklarının kenarında o tanıdık muzip gülümseme vardı. Biraz yürüdükten sonra göl kıyısında, ağaçların gölgelediği bir alan buldular. Çimenlerin üzerinde rüzgârla kıpırdayan yapraklar, suyun yüzeyinde dans eden ışıklarla yarışıyordu. Işıl sepeti yere koydu. “Tam burası! Mis gibi göl havası, manzara on numara, yer gök huzur!” Ela da kollarını iki yana açtı. “Ve ben diyorum ki… kahvaltı niyetine piknik başlasın!” Herkes kendi üzerine düşeni yapmaya koyuldu. Eren örtüyü sererken Alp su şişelerini çıkardı, Aslı da paketleri düzenliyordu. Ada ise oturmuş, etrafındaki bu curcunayı izliyordu. Bir an gözleri Alp’le buluştu. Alp, şişelerden birini uzatırken göz kırptı. “Ne bakıyorsun öyle? Su taşıma performansımı mı beğendin?” Ada alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi. “Yok, sadece su şişesini ters tutmadan getirebileceğine şaşırdım.” Aslı kıkırdadı. “Aaa, kardeşimle aranız baya tatlıymış!” Ada’nın yüzü bir anda kızardı. “Yok canım, o sadece… komşum.” “Komşu, hem tatlı atışmalar… hmm, tanıdık bir tablo,” dedi Aslı muzipçe. Işıl hemen lafa atladı. “Siz kavga etmiyorsunuz, flört ediyorsunuz bence!” Ada’nın boğazına su kaçtı, öksürmeye başladı. “Ne diyorsun Işıl!” Eren gülerek araya girdi. “Gerçekten, siz konuşurken sanki dizideyiz. Bir siz kalmıştınız romantik gerilim türüne.” Ada, utanmış bir ifadeyle gözlerini kaçırdı ama Alp’in gülümsemesini fark etti. “Bak, ne dedim sana,” dedi Alp alçak bir sesle. “Sinirlenince daha da güzelleşiyorsun.” Ada’nın kaşları hafifçe çatıldı. “Yine başladın.” “Ben sadece gerçeği söylüyorum,” dedi Alp, gözlerini onunkilerden ayırmadan. Eren gülerek el çırptı. “Hadi bakalım! Kim kazanacak bu roundu?” Aslı, elindeki meyve suyunu kaldırdı. “Bence barış ilan edilsin. Yoksa biz kahvaltıya geçemeyeceğiz.” “Doğru diyorsun,” dedi Ada derin bir nefes alarak. “Barışalım o zaman… ama sadece bugünlük.” Alp dudaklarını kıvrıttı. “Anlaştık prenses.” Herkes gülmeye başladı. Piknik battaniyesine yayıldılar, müzik açıldı, Işıl dans etmeye başladı, Ela fotoğraf çekiyordu. Ada, bir an etrafındaki bu kahkahalara baktı; uzun zamandır kendini bu kadar huzurlu hissetmemişti. Ama her ne kadar gülse de, gözleri sık sık karşısında oturan Alp’e kayıyordu. O da sanki bunu biliyor gibiydi. Her yakaladığında ona küçücük ama manalı bir bakış atıyordu. Kahvaltı bitmiş, piknik örtüsünün üzerindeki meyve tabakları yarı boş, kahkahalar hâlâ havada asılıydı. Işıl, termosun kapağını kapatırken “Tamam, karnımız doydu, şimdi sırada ne var?” diye sordu. Ela hemen atıldı. “Ben göl turu isterim! Şurada bisiklet kiralayan bir yer görmüştüm.” Eren elini alnına koyup “Göl turu mu? Daha kahvaltıyı yeni bitirdik Ela, midem hâlâ simitle dolu,” dedi. Işıl gülerek koluna vurdu. “Yürü hadi, biraz hareket iyi gelir.” Alp ayağa kalktı, anahtarını salladı. “Ben arabayı getiririm, eşyaları araca bırakırız.” Ada da yavaşça ayağa kalktı, elini alnına koyup güneşe baktı. “Bisiklet fikri fena değil aslında biraz hava alırız.” Aslı kardeşinin yanına geldi. “Hadi o zaman, yarış yaparız. Kaybeden dondurma ısmarlasın!” Alp kaşlarını kaldırdı. “O işte ben yokum.” Ada hemen atıldı. “Niye? Kaybedeceğini bildiğin için mi?” “Hayır,” dedi Alp, göz ucuyla ona bakarak. “Kazanınca senden dondurma almak istemem.” Ada, gözlerini devirip gülümsedi ama yanaklarındaki sıcaklık göl suyuna yansımış gibiydi. Işıl kahkahayı patlattı. “Of, siz flört etmeye doymayacaksınız galiba!” Bir süre sonra hepsi gölün kenarındaki küçük bir bisiklet standının önündeydi. Renk renk bisikletler, rüzgârda dönüp duran küçük rüzgâr gülleriyle dizilmişti. Eren iki bisikleti kontrol ederken “Şunlardan biri bana göre, diğeri de muhtemelen bana göre değil,” dedi. Ada kendi boyuna uygun olanı seçti. Alp yanına geldi, seleyi ayarlamak için eğildi. “Elini çek, hallederim,” dedi Ada. Alp gülümsedi, seleyi sıkıca sabitleyip “Artık güvenli,” dedi sadece. Ada istemsizce “Teşekkür ederim,” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. Hep birlikte göl yoluna çıktılar. Gölün yüzeyinde güneş parlıyor, ağaçların arasında serin rüzgâr yüzlerine vuruyordu. Ela ile Eren önde, Işıl ve Aslı arkada gülüp şarkı söylüyordu. Ada ve Alp ise ortada, yan yana ama sessiz ilerliyorlardı. Bir ara Alp hafifçe yana döndü. “Daha önce burada bisiklete bindin mi?” “Hayır,” dedi Ada, gözlerini yoldan ayırmadan. “Genelde tek başıma yürürüm.” “Demek bugün bir ilk,” dedi Alp. “İlklerin uğurlu olduğuna inanır mısın?” Ada duraksadı. “Bilmiyorum. Bazıları acı verir çünkü.” Alp’in yüzü ciddileşti. “Bazıları da iyileştirir.” Rüzgâr saçlarını savururken Ada, içinden geçenleri bastırmaya çalıştı ama yanında giden adamın sesi, gözleri, hatta sessizliği bile kalbini karıştırıyordu. Bir anda hızlandı. “Yarışalım mı?” dedi, konuyu değiştirir gibi. Alp hemen toparlandı. “Kaybeden?” “Kaybeden akşam göl kenarında kahve ısmarlar,” dedi Ada meydan okurcasına. Alp gülümsedi. “Hazır ol o zaman, çünkü ben kahvemi sert severim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD