Kapı aniden açıldı. Karşımda, hâlâ uykudan yeni kalkmış gibi dağınık saçlarıyla Alp belirdi. Gözleri önce bana, sonra elimde sımsıkı tuttuğum kutuya kaydı. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Vay vay…” dedi alaycı bir ses tonuyla. “Sabahın köründe pijamalarıyla kapıma dayanan bir komşu… Bu sürprizi hiç beklemiyordum.”
Yanaklarımın kızardığını hissettim ama geri adım atmadım. Kutuyu sinirle salladım.
“Bunu bana hangi akla hizmet aldın, Alp? Sen kafayı mı yedin?”
Alp, kapıya yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu. Gözlerinde o her zamanki muzip ışık vardı.
“Demek ki hediyemi beğenmemişsin,” dedi umursamaz bir tavırla. “Oysa ben çok yakışacağını düşünmüştüm…”
Kalbim küt küt atıyordu. İçimde hem öfke hem de merak birbirine karışmıştı.
Kutuyu hızla göğsüne doğru ittim.
“Al bunu çabuk! Böyle bir hediye istemiyorum!” dedim öfkeyle.
Alp şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Ardından esneyerek saçlarını karıştırdı.
“Beni uykumdan uyandırdın Ada…” dedi yarı şaka yarı ciddi bir sesle. “Şimdi ben geri nasıl uyuyacağım?”
Gözlerimi devirdim. “Ne bileyim ben? Kahve iç, süt iç, koyun say!”
Alp başını iki yana salladı, sonra o kendini beğenmiş gülümsemesini yüzüne yerleştirdi.
“Hayır… öyle kolay değil. Eğer beni geri uyutursan, belki… belki o zaman kutuyu alabilirim.”
Bir an donakaldım. “Ne yani… şaka mı yapıyorsun?”
“Hiç de değil,” dedi Alp. “Alış artık Ada, seninle pazarlık yapmadan yaşayamam.”
Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Onun ciddiyetle şaka arasındaki tavrı, beni hem sinirlendiriyor hem de garip bir şekilde eğlendiriyordu.
Alp sinsi bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
“Şimdi gelip beni uyutmazsan…” diye başladı, sonra gözlerini kısarak gülümsedi.
“Ne?” dedim şüpheyle.
“Bağırırım.”
“Ne diye bağıracaksın?”
Sinsi sinsi gülümsemesi iyice genişledi.
“Apartmanda herkes duysun diye bağırırım: ‘Yetişin komşular! Ada beni taciz ediyor!’”
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Ne?!!” dedim, sesim neredeyse çığlığa dönüştü.
Alp keyifle kıkırdadı. “Yemin ederim yaparım.”
“Delirdin sen!” dedim, ellerimi belime koyarak. “Senin yüzünden apartman beni linç eder!”
“Ee? O zaman gel uyut beni, kimse bir şey duymasın.”
Başımı iki yana salladım. “Sen var ya, tam bir psikopatsın.”
Alp kahkahasını zor tuttu, dudak kenarından belli oluyordu. “Teşekkür ederim, güzel bir iltifattı.”
“Son kararım Ada. Şimdi gelmezsen…”
Sesini bir anda yükseltti:
“Yetişiiiiin komşular, Ada—”
“Sus!” diye atıldım panikle, elimle ağzını kapatmaya çalıştım. “Aptal mısın sen, herkes uyanacak!”
O ise kahkahasını zor tutuyordu. Dudaklarının kenarında, gözlerindeki o muzır parıltıda her şey belliydi.
“Demek korktun ha? O zaman şartlarımı kabul et.”
“Sen ne manyak bir adamsın ya!” dedim hışımla. Kalbim deli gibi atıyordu, komşular kapıyı aralayacak diye ödüm kopmuştu.
“Manyak ama eğlenceli.” dedi, sesini alçaltarak. “Sen de içten içe eğleniyorsun, kabul et.”
Gözlerimi kocaman açtım. “Eğlenmek mi?! Senin yüzünden sabahın köründe rezil oluyorum!”
Alp kahkaha attı, kapıyı bana doğru biraz daha araladı.
“Hadi ama Ada… İçeri gir, otur, beni uyut… Yoksa apartmanı ayağa kaldırırım. Bak uykum daha çok açılıyor hem…”
Gözlerimi devirdim, kollarımı göğsümde kavuşturdum.
“Benden beklentin ne peki? Ayağımda mı sallayayım seni? Yoksa ninni mi söyleyeyim?” dedim iğneleyici bir sesle.
Alp hiç bozuntuya vermedi, dudaklarının kenarında o ukala gülümseme hâlâ duruyordu.
“İkisi de olur aslında…” diye mırıldandı, sonra göz kırptı. “Ama senin kucağına yatıp uyumak çok daha cazip geliyor.”
Yanaklarıma ateş basmıştı. “Delisin sen! Vallahi tam bir delisin!”
“Ben deli olmasam sen şu an kapımın önünde, pijamalarınla, sabahın köründe bana kutu sallayarak bağırıyor olur muydun?” dedi, kahkahasını zor tutarak.
Derin bir nefes alıp, elimdeki kutuyu göğsüme bastırdım.
“Tamam! Ama sadece beş dakika. Sonra kafana bu kutuyu geçirip çıkarım.” dedim sert bir sesle.
Alp’in dudaklarında zafer kazanmış gibi bir gülümseme belirdi. Kapıyı ardına kadar açıp eliyle içeri buyur etti.
“Hanımefendi şeref verdi… Pijamalarınızla evime hoş geldiniz.”
Sırıttığını görünce dişlerimi sıktım. “Kes şu alaycı tavırlarını, yoksa dönüp giderim.”
“Yok yok, aman gitme.” dedi, kapıyı kapatırken. “Zaten bütün günümü seninle kavga ederek geçirmek istiyorum.”
İçeri adım attığım anda onun evinin çiçek kokusu burnuma çarptı. Etraf tertemizdi, belli ki Alp düzen konusunda takıntılıydı. Ama ben bunları düşünmek yerine hâlâ elimde tuttuğum kutuya odaklandım.
“Bak bu iş şaka değil Alp. Böyle hediyelerle dalga geçemezsin.” dedim, gözlerimi kısmıştım.
Alp koltuğa oturdu, ellerini başının arkasında kenetleyerek geriye yaslandı. O rahat, kendinden emin tavrı yok mu, insanın damarına basıyordu.
“Ben gayet ciddiyim. Hediye beğenilmez mi, kabul edilmez mi? Sen bana teşekkür edeceğine hâlâ trip atıyorsun.”
“Teşekkür mü?” dedim inanamaz gibi.
“Tabii. Sonuçta… seni hayalimdeki gibi düşündüm ve ona göre aldım.”
Sanki biri mideme yumruk atmış gibi oldum. İçimden bir ses, “Ne yani, beni böyle mi hayal ediyor?” diyordu.
Ne cevap vereceğimi bilemedim, kelimeler boğazımda düğümlendi. Ama bunu kabul edecek değildim.
“Bak, hâlâ burada dikiliyorum çünkü seni susturmazsam bütün apartmanı ayağa kaldıracaksın. Yoksa senin uyuyup uyumaman umurumda değil!”
“Bence umurumda.” dedi, gözlerini gözlerime dikerek. “Yoksa bu kadar sinirlenmezdin.”
İçimden “Allah’ım sabrımı sınama…” diye geçirirken ayağımı yere sertçe vurdum.
Ellerimi belime koydum.
“Bak Alp, evde arkadaşım bekliyor. Çabuk ol! Nasıl uyuyacaksan uyu, ben gidiyorum.” dedim.
Alp gözlerini kısarak bana baktı, yüzünde o alaycı gülümseme vardı.
“Tamam,” dedi sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi. “Dizine yatayım, saçımla oyna. Hemen uyurum.”
Bir an beynimden vurulmuşa döndüm. “Ne?!” dedim, sesim çatallandı.
“Ne var bunda?” dedi gayet rahat tavırla. “Çocukken annelerimiz de öyle yapardı. Sen de anne şefkati göster işte, hemencecik uyurum.”
“Sen iyice delirdin herhâlde!” dedim, ellerimi sallayarak. “Benim dizime yatacak son kişi sensin!”
Alp kahkaha attı, ellerini arkasında kenetledi.
“Bence senin dizlerin gayet konforlu görünüyor. Hayal edebiliyorum: yumuşacık… mis gibi…”
Yüzüm kıpkırmızı oldu. “Alp, yeter! Vallahi bağırırım!”
Alp’in gözlerindeki o muzip parıltı daha da güçlendi.
“Bağırırsan komşular yine tacizci kim diye merak eder Ada. Ama sorun değil, ben açıklama yaparım.”
“Sen dünyanın en büyük baş belâsısın!” dedim, kalbim gümbür gümbür atarken.
O ise sadece gülümsedi. “Evet. Ve senin baş belânım.”