Bölüm 2

998 Words
Günün erken saatinde şirkete geldim. Toplantı zırvalıklarından nefret ediyordum. Bir sürü dalkavuk, mırın kırın birşeyler anlatıyordu. Bir de anlasam… Odamın kapısı tıklandığında “Gel” diye seslendim. Sezgin elinde bir dosyayla içeri girdi.“Günaydın patron! Bu dosya kızla ilgili, akşamki kız.” diye üstünde duraksayarak sürdürdü konuşmasını, “Soyadı sizi kurtaran adamla aynı. Bu kadar tesadüf olabileceğini sanmıyorum. Adamın ismi kızın kimliğinde tutmuyor. Soy ismi ise tutuyor garip! Alalım mı kızı? Ne dersiniz?” diyip sustu. “Takip ettir Sezgin, daha çok araştır!” dedim. Başını sallayıp iznimi istedi ve odadan çıktı. Emin olmak zorundaydım. Çünkü akşam ki kız oysa takıntı haline getirmem çok muhtemeldi. Babası olacak adam beni cehennemden kurtarmıştı. Kızıyla evlenmem için söz verdirtmişti. Zaten hiç bir kadınla evlenebileceğimi sanmıyordum. Bu yüzden de kabul etmiştim. “Zaten biri o durumda olsa ve ona özgürlük ve kurtuluş karşılığında ne istese sizden, istediği neyse yapacağınıza söz verirsiniz.” Bende öyle yapmıştım. Babam kardeşimin ölümünden beni sorumlu tuttuğu için beni orduya adeta bağışladı. En zorlu yere gittiğimde hissizdim. “Ölürsem ölürüm, amına koyim.” diye yaşıyordum. Aksi gibi başarılı işler ve operasyonlarda bulunuyordum, bir çok komutanın hayatını kurtarıyordum. Her seferinde uyarı alsam da hiçbir şey beni durduramıyordu. Bir gün sınır dışı bir operasyonda yüzbaşımız şehit oldu. Binbaşıyla konuşan ben oldum ve birliğin yönetimini devralmamı alenen istedi. Mecbur kabul ettim. Yapabileceğim başka bir şey yoktu çünkü. Ama sonuçları çok kötü oldu. Hatırlamak bile istemiyordum. Çünkü hatırlamak demek, o günlere dönmek demekti. Hatırlamak demek, yıllarca boşa verilmiş terapi seansları demekti. Aynı zamanda vücudumdaki yaraları kapatmak için yaptırdığım bir kaç yılda anca tamamlanmış, neredeyse servete mal olmuş dövmeler demekti. Kapı tıklatıldığında düşüncelerimden çıkarılmasına gerçekten sevindim. Sekreter toplantıyı hatırlattı. “Tamam, çıkabilirsin.” dedim ve yerimden kalktım. Babamın beni sözde affedip bu şirkete CEO olarak işe ataması, gerçekten lüzumsuz bir gösteriydi. Ama sevdiğim bir kaç kişi için kabullenmiştim. Yoksa gece kulübüm Meridyen, ilk aldığım sahibinden daha popüler bir hale gelmişti. Artık zenginlerin uğrak noktası hali olmuştu. Başarmıştım, babamın serveti olmadan da bir servet sahibiydim aslında şimdi. Yönetim kurulu üyeleri oturmuştu ben gelince ayağa kalktılar. Nigel Ulaş ismi korkutucu geliyor olmalıydı. Dövmeli bu adam şehrin en popüler gece kulübünün sahibi olarak onları tedirgin ediyordu. Gözlerinde görebiliyordum. Toplantı genel anlamda sıkıcı olduğu için dinlemedim. Aklım dün akşam ki tavşandaydı. Oy çokluğuna göre uyum sağladım ve kurul üyelerini daha fazla korkutmak istemedim. Elbette ben toplantıdan çıktığımda rahat nefes alma seslerini duyabiliyordum. Gülümsemesem de memnundum bu durumdan. Babamın şirketi batsa da umrumda değildi zaten. Sezgin’den çağrıyı görünce geri aradım. “Evet!” diye seslendim. Karşıdan sesi geldiğinde koridorda durdum. “Patron aradığımız kız bu!” dedi. Bir süre idrak etmekte zorlandım. Onla yapacağım evlilik ilk defa zorunluluk olarak gözükmedi gözüme. Ama ben bu kızı ararken onunla anlaşmalı evlilik yapacağımı biliyordum. Kız kabul etti de sanki diye düşünürken Sezgin’in hala telefonda olduğunu anladım. “Alo? Alo? Patron ne yapalım?” dedi. “Alın, depoya götürün! Kılına zarar vermeyin Sezgin! Anlaşıldı mı?” diye bağırdım. “Tamam patron, anlaşıldı.” dedi ve telefonu kapattım. Akşam olmasına daha vardı ama duramadım yerimde. Önce eve gittim. Meleğim bahçedeydi. Bakıcısı yanında kitap okuyordu. Beni görünce gülüşü derinleşti. Konuşurken yan dönen ağzıyla ki ben onu yaradana kurban olurum, “Aabbi!” diye çoşkuyla seslendi. Akşam geldiğimde uyuduğu için görememiştim. “Meleğim!” diye seslendim, eğildim ve yanaklarını öptüm. Beni sarmaya çalıştı becerebildiği kadar yardımcı oldum ve kolunu boynuma doladım. Bakıcı biraz uzaklaştı. Bu onunla ilgilenmem için bir fırsattı. “Aabbii! Sen!” dedi tekrar. “Evet meleğim evet, şimdi abi seni biraz gezdirecek!” dedim. Sabitlenen tekerlekli sandalyeyi hareket etmesi için butonun kilidini devre dışı bıraktım ve arkasına geçerek, bahçede gezdirmeye başladım. Bu çiçekli bahçe annemden bize kalan tek yerdi. Melek bu şekilde doğduğunda herkes çok üzülmüştü ama babam zaten kız çocuğu olduğu için pek önemsiyor gibi davranmamıştı. Annem derdini çiçeklere mi anlatıyordu bilmiyordum ama burada çok vakit geçiriyordu. Yaşıyorken tabii. Melek de çok seviyor burayı. Çiçekleri. Kendi de çiçekler kadar güzel ve masum. Adil ölünce babam annemin ölümünden bile daha fazla etkilendi. Adil’le anlaştığım söylenemezdi ama kim ister ki kardeşinin ölmesini. Babam bunu anlayamamıştı ve beni suçlamıştı. Zaten güzel duygular beslemiyordum babama karşı. Hepten tatsızlaştı her şey. Orduya yazdırmış lise bittiğinde gitmem için. Çok bağlantıları olan zengin bir adam Peker Ulaş. Liseyi nasıl bitirdiğimi bilmiyordum, içiyor, dövüşüyor, nerde yatıyorum, nerde kalkıyorum hiç bilmiyordum. Vücudum atletikti, baya kas da yapmıştım. Ama askerde resmen kas yığınına dönüştürdüm kendimi. Hiç dinlenmedim, sağ kalmakta istemedim zaten. Ama gel gör ki buradaydım şimdi Meleğim bana gülümsüyordu. Sezgin arıyordu yine. Düşüncelerim yine bölünmüştü. “Patron kız adamımızı yaraladı ama aldık.” diye bildirdi. “Nasıl yaraladı?” diye şaşkınlıkla sordum. Küçük bir şeye benziyordu bu kız. “Sorma abi. Ben doktora götürüyorum adamı. Akşama görüşürüz.” diyip kapattı. Şaşkınlıkla telefona bakakaldım. Küçücük kız nasıl yaralar benim adamımı. Benim adamlar yapılı, hayvan gibi tabir edilenlerdendi oysa. Vay be! Tavşan vahşi anlaşılan. Gülümsedim. Meleğe döndüm. “Meleğim gitmem gerek, akşama erken dönmeye çalışacağım.” dedim. Uzaktaki bakıcısına işaret ettim, geldi ve Meleği uzaklaştırdı. Duramadım mekana doğru yol aldım. Odama ilerlerken gören çalışanlar durup selamlıyorlar ve işlerine geri dönüyorlardı. En az 3 saat sonra açılacaktı kulüp. Odama girdiğimde kapıyı kapattım. Bir süre sonra kapı tıklatıldı, gel dediğimde Sezgin içeri girdi. “Sezgin adam nasıl?” diye sordum. “Adam iyi patron, ciddi bir şey değilmiş allahtan.” diye yanıtladı. “Peki ya kız?” diye sordum bu seferde. “Patron, kız emrettiğiniz gibi, depoda, bağlı.” dedi Sezgin. Yıllardır yanımda olan bu adam sağ kolum, kan kardeşim ve dahası en güvendiğim adamımdı. “Tamam Sezgin, akşama kadar bağlı kalsın, akşam göreceğim.” diye söyledim. Müsade isteyip çıkan Sezgin’in arkasından ahşap masamdaki bilgilere göz attım tekrar. “Afra Yenal!” Baban beni kurtarırken seni bulmam gerektiğini söyledi, beni o işkence çukurundan çıkardı. Bir kaç yıldır seni arıyordum, seni bulmam çok zor oldu ama buldum. Tavşan deliğine de girsen bulurdum. Çünkü ben Nigel’im. Adımım anlamı bile karanlık benim. Akşama tanışacağız Tavşan. Bakalım ne düşüneceksin? Senle işlerin hiç kolay olmayacağını söylüyor bir yanım ve ben bu yanıma her zaman güvenen oldum. Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD