Cavidansız olmuyordu. Onun şakaları olmadan, sesini duymadan, yüzünü görmeden günler geçmiyordu. Cavidan'ın İstanbul'a geçeceğini duyar duymaz bir bahane ile İstanbul'a uçan ilk uçaktan bilet almıştı. Yine bir bahane ile de görürdü genç kadını. On saniyede görse yeterdi. Yeter miydi ki? Ali yüzünü sıvazladı oturduğu yerde. Heyecanlanmıştı da... Hem yıllar sonra o çok sevdiği şehre de adım atacaktı. Aklında bir sürü şey vardı. Cavidan'ı en sevdiği yerlere götürebilirdi... Cavidan da severdi onun sevdiği yerleri. İstanbul'a indiğinde içindeki heyecan daha da büyüdü. O kadar büyüdü ki içinde tutamıyor, dışarı taşmasına mani olamıyordu havalimanın girişinde eskiden fakülteden arkadaşı olan Mesut'u beklerken. Eli ayağı birbirine karışırken önünde duran araca baktı genç adam. Mesut gelmi

