Mihriban 4 Bölüm

1117 Words
Dudaklarını birbirine bastıran adamla az sonra kahkaha atacağını az çok anladım. Ne demiştim sanki alt tarafı Sinem kim diye sormuştum. Hoş şuan kanımda akan deli kıskançlığı içime gömdüm şimdi hiç sırası değildi. "Can özüm ömrüm kıskançlık kokusu alıyorum sanki" Al işte alay etmeye başlamıştı. "Ne kıskanacağım be alt tarafı asistan" sussam iyi olacaktı. "Tamam tamam Sinem babamın asistanı arada benim işlerede bakıyor. Asistanım iki ay önce işten ayrıldı."açıklama yapmasına sevinmiştim. Ama kadınlık iç güdüsü işte Sinemin adı yetmişti sevmemeye! "Dinçer artık gitsek mi çok oyalandık sanki" Yarım saattir yolda durmuş konuşuyorduk. "Aklımı başımdan alıyorsun be hatun" yanaklarım al al olurken uzanıp yanağına öpücük kondurdum. Şaşkınlıkla gözleri irileşirken tatlı tatlı gülümsedim. "Sen var ya çok fenasın Alaca yanıma yakışan yanına yakışan tek kadın sen tek adam benim" özgüveni tavandı. Sustum bir şey söylemek yerine radyodan şarkı açıp arkama yaslandım. Dinçer tekrar gaza basıp yola çıkarken gözleri ara sıra bana değiyordu. Yol boyu ara ara şarkılara eşlik etmiş , Dinçerin yüzünde oluşan gülümsenin sahibi olmuştum. Bir saate aşkın yolun ardından geldiğimiz büyük kapalı çarşının park alanına arabayı park edip indik. Anında ellerimi kavrayan kocaman büyük ellerle, memnun olurken çevredeki parazit kızların Dinçere bakışını görmüş nihayetinde elimi yalandan yukarı kaldırıp göz dağı vermiştim. Telefonumdan yükselen sesle adımlarımız dururken , susan melodiyle tekrar yürümeye devam etmiş iki dakika sonra yine çalan telefonla of çekip çantamdan çıkardım. Arayana bakarken sinirle yutkundum. Ömer Selim arıyordu hangi yüzle ve hakla meşgule atıp telimi tekrar çantama koydum. "Kimdi Mihriban" doğrudan bana bakıyordu. "Ömer abi sonra ararım ben" dedim ama öyle bir baktı ki o bakışa anlam veremedim. "Neden seni aramış hayırdır" Hah bu kez kıskanan taraf o olacaktı. "Selin büyük ihtimal yetiştirmiş olmalı konuşmayı" yüzde yüz emindim buna. "Bitir şu kızla arkadaşlığını hadi gidelim artık can özüm çok geç kaldık" elini avcuma alıp üstünden öptüm. Bu gün neler oluyordu bana sanki yıllardır gizli saklı kalmış duygularım bir günde patlama noktasına gelmişti. Ah ah keşke Ömerin peşinde koşacağına Dinçere en başta şans verseydi. Belki şuan çok çok farklı olurdu. En azından geç değildi dimi beraber kapalı çarşının içine girerken Mihriban çoktan gördüğü her şeye hayran hayran bakmaya başlamıştı. Dinçer kalbini alacasında bırakmış az önce ki öpücüğün etkisinde sevdasının peşinde savruluyordu. Ah ah bu kızı 16 yaşından beri delicesine seviyordu. Daha ilk gördüğü an dün gibi aklındaydı. Asafla beraber babasının şirketine gitmiş, daha o yaşta çalışmalara başlamıştı. Asaf hem meraktan hemde çalışma azmiyle ona yardım etmiş akşamı akşam etmişlerdi. O gün ilk defa can dostunun kardeşini büyümüş görmüştü. O gözler yokmuydu o gözler nasılda etkisi altına varmış kalbine oturu vermişti. Şimdi ise aniden verilen evlilik kararı Mihriba'nın değişen tavırları bir şeyler vardı. Ondan gizlenen önemli bir gerçek peki ya Ömer neden Mihribanı aramıştı. Bu iş Selin olmaktan çıkmıştı. Pek ihtimali yoktu Ömer bir kadın için dahası bir kadının lafıyla iş yapacak adam değildi. Ama elbet çıkardı kokusu ortaya önemli olan şuan yüzük bakmaya gelmiş olmalarıydı. Can özünün her tezgaha her dükkana alıcı gözüyle bakması bile hoşuna gidiyordu. Kalbi kanat olup uçmuş en güzeline konmuştu. Savrulan siyahi saçları burnuna dolan mis koku ah bu kadın ah hem öpmemek hemde öpüp ileri gitmemek adına geride duruyordu. "Dinçer baksana şunlara çok güzeller." Düşüncesini bölen naif sesle Mihribana döndü. Gösterdiği yere bakan Dinçer önlerinde durdukları kolye tezgahının üstünde duran yıldızlı taşları rengarenk olan kolyeyi göz ucuyla süzdü. Biraz oyundan zarar gelmezdi. "Sana yakışmaz o can özüm Salih usta bizi bekliyor canım hadi." Gözlerinde oluşan kırgınlıkla lanet ettim kendime. Çok çabuk kırılıyordu ama gönlünü almasını biliyordum. En azından bu akşam ki sürprizim ve hediyem onu çok mutlu edecekti. "Ya öyle mi peki gidelim hadi" sesi kırık dökük çıkıyordu. "Gidelim" dedim başka cümle kurmadan çarşının sonuna doğru yürürken sağdan dönüp oldukça geniş ve büyük olan kuyumcu dükkanına girdik. Salih usta çırağını tatlı sert azarlıyordu. Konuşmaları bölmeden dinlemeye karar verdim. "Oğlum sana demiyor muyum ben o çocukla görüşme tehlikeli biri diye." Serhat ustasına bakıp kaş çattı. Henüz 17 yaşında var yoktu. "Aman ustam ya ne kötülüğünü gördün Karam abinin o olmasaydı annem şimdiye çoktan hasta olmuştu" çocuk dolu dolu gözleriyle başını eğdi. "Saf oğlum benim neden bana haber vermedin. Bak tekrar ediyorum o çocuktan uzak duracaksın sen bana babanın emanetesin" Boğazımı temizleyip varlığımızı belli ettim. "Salih usta çocuğu rahat bırak artık" derken yanına gidip elini öptüm. "Dinçer oğlum hoşgeldin Serhat geç içeri Dinçer abinin siparişini getir." Bakalım minik cadım hediyesini beğenecek miydi? "Tamam usta" diyip ortadan kaybolan Serhatla elimi uzatıp Mihribanı yamacıma çektim. Güzel yarim hemen Salih ustanın elini öpüp başına koydu. Aile dostumuz olurdu az çok tanıyordu Mihribanı. "Gelin kızım hoşgeldin sende pek yakıştınız Rabbim bozmasın inşAllah" duasını ederken amin dedik. Serhat elinde yeşil kadife kutuyla gelirken hemen ustasının eline verip kasanın başına geçti. "Oğul bu hanım kızımın yüzüğü aç bakalım tak parmağına görelim oluyor mu?" Kutuyu açıp içinden yüzüğü çıkardım. Zümrüt taşından ve pırlantalardan tasarlanan yüzük çiçek motifini andırıyordu. Can özüme ömrüme dönüp ışıl ışıl parlayan gözlerini görünce yaptırdığım yüzüğü beğendiğini anladım. Sağ elini alıp hafifçe okşadım anında titrek nefesini dışarı verirken onu çabuk etkilemem hoşuma gidiyordu. Yüzük parmağına yüzüğü takıp üstünden öptüm. Çok yakışmıştı beyaz tenine en iyisine layıktı. "Bu çok güzel Dinçer" bu kez dayanamayıp alnından öptüm. "Daha güzellerine layıksın hatun ustam söz yüzükleri de hazırsa gidelim biz" "Hazır Serhat kilitli kasayı aç oğlum" diyen Salih ustayla beş dakika sonra Serhat tekrar iki adet kutuyla gelip bana verdi. "Al bakalım oğul Rabbim mutlu eylesin " tebessümle karşılık verdim. "Amin ustam amin" Hatunuma döndüm. Yine o güzelim pınarları açmıştı. "Ağlama can özüm ağlama" desem bile göz yaşları akıyordu. "Neden Dinçer neden beni karanlıktan daha önce çıkarmadın" kaşlarım duyduklarımla çatılırken dahada emindim. Benden bir şeyler gizliyordu. "Ne demek istiyorsun Mihriban açık konuş" sebep ne olursa olsun can özümü canıma can katanı bırakacak değildim. Tam ağzını açacağı sırada bu kez benim lanet telefonum çaldı. Cebimden çıkarıp ekrana baktım, Asaf beni arıyordu. "Efendim Asaf" karşıdan bir müddet ses gelmedi. "Dinçer aşk denen şey çok boktanmış lan" Ne diyordu bu salak acaba. "Sen iyi misin ne diyorsun oğlum" hıçkırık sesi duydum ağlıyor olamazdı dimi. "Lan ben aşık oldum az önce bana çiçek tarlası çarptı." Yok iyi değildi belli. "Asaf kapat kapat" desem bile susmaya niyeti yoktu. "Aşığım ulan aşık ah ulan Sümeyye yaktın beni dağ çiçeğim" Yüzümde oluşan gülümsemeyi gören Mihriban ne oldu dedi. "İyi gözün aydın o vakit bu arada Ömer nerede" dedim umarım yanındadır. "Selin çağırdı sancısı mı ne varmış yine oyundur. Bıktım o kadından bir kurtulamadım" isyan dolu sesine hak verdim. Bu sırada Mihriban sabahtandır çalan telefonu açıp kulağına dayadı. "Ne diyorsun Ömer abi tamam hemen geliyoruz" endişeli yüz haliyle bana yanaşan kadın kulağıma eğildi. "Selin düşük yapmış hastaneye gitmemiz gerek" üzüldüm ama Selin şeytanın tekiydi. O bebek onun için sadece yüktü. Bunu bizzat Asafla konuştuğu gün itiraf etmişti. Yazık olmuştu o çocuğa kim bilir ne yapmıştıda bebeğine zarar vermişti. BÖLÜM SONU...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD