2. Bölüm: Kaçıralım mı kızı?

1874 Words
Kaçıralım mı kızı? Genç adam kapıyı açtı ve bütün yol boyunca hüngür hüngür ağlayan Miyase içeriğe geçip “Bıktım senden!” diye çemkirdi ağabeyine karşın. “Ne istiyorsun ya benden? Ben senin hayatına karışıyormuyum hiç?” Eren gözlerini devirip, “Ağlama öyle boşuna! Sen de biliyorsun ki iti var, kopuğu var. Ya başına bir şey gelseydi ne olacaktı?” dedi ciddi bir ses tonu ile. Genç kız öfkeli öfkeli “Zaten hep benim başıma gelecek böyle şeyler değil mi? Herkes hayatını yaşıyor dışarıda! Onların böyle sorunları yok ama!” dedi, bir yandan da ağlıyordu. Genç kızın ağlama seslerine karşın Feyzi bey ve Gülse hanım hemen salonu terk ederek koridora geçtiler. Eren o sırada ellerini saçlarından geçirerek öfke ile bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu. “Eren, Miyase? Neler oluyor?" diye Feyzi bey küçük kızını kollarına aldığında Eren, “Bu kızın varya, bu kızın! Beni katil edecek sonunda!” dedi bağırarak. “Ben kötü bir şey yapmadım! Gördün işte! Ablası da oradaydı!” dedi Miyase hıçkırarak. Kızın ağlaması iyice artarken bu sefer Gülse hanım lafa girdi: “Neler oldu? Neyden bahsediyorsunuz siz?” Eren sinirle güldü: “Anne, baba! Miyase, sosyal medyadan tanışdığı bir zibidiyle buluşma yapacaktı bugün! Ben de gidip engelledim!” Miyase inkar edercesine, “Zibidi falan değil, baba! Bora çok iyi bir insan ve ayrıca da ağabeyim gibi kaba değil! Kibar ve nazik biri!” dedi ve hüzünle, “Ya ben çocukmuyum? Hem ablası da gelecekti. Bora benim rahatsız olmamı istemediği için ablasını da davet etmişti. Hem de Bora konuşacaktı benim hanzo ağabeyimle! Anlatacaktı durumu da ben korktuk bir şey yapar diye çocuğa ki korktuğum başıma geldi!” diye ekledi. Eren bezgin bir şekilde, “Ha, tabii, tabii! Ablası da geldi. Manyak ablası!Ablası böyleyse ailesini düşünemiyorum bile!” dedi. Feyzi bey kızının gözlerindeki yaşlarını silip sakinleşmesi için kafasını göğsüne bastırdı. Ardından ciddileşerek “Eren, suçu hep Miyasede aramayı ne zaman bırakacaksın? Sen onun ağabeyisin ve gerçekten bu işi becerebilseydin Miyase senden bir şeyler saklamak yerine sana anlatmayı seçerdi! Demek ki korkutarak olmuyormuş o işler!” dedi. Eren dehşetle, “Pardon?” dedi ama devam edemeden babası Feyzi bey, “Eren, çık git asabımı bozma benim! Şu güzelim kızın gözlerinin haline bak!” dedi sinirle. “Ya baba siz manyakmısınız? Kızın ne idüğü belirsiz biri ile buluşacaktı diyorum!” diye çemkirdi Eren. Feyzi bey gözlerini devirip “Eren uzatma! Hem sen arkadaşlarınla buluşmayacak mıydın? Gitsene!” dedi. “Bu haksızlık!” dedi Eren. “Doktor Selin ile ilişkimi onaylamıyorsun ama kızın ne idüğü belirsiz biri ile buluşunca sorun yok, gram tepki yok! Üstüne üstlük düşüncesiz ağabey oluyorum ben de!” Feyzi bey olabildiğince sakin bir tonlamayla, “Bana bir daha Selin dersen, arabanın anahtarlarını bir daha gö-re-mez-sin! Ayrıca o kız seni sevmiyor, bunu anla artık!” dedi. Eren babasının sakinliğine ve annesinin sessizce onları izlemesine daha fazla dayanamadı. Normalde bu kadar büyük bir karışıklığa gereken tepkinin verilmesi gerekiyorken, şimdi ikisinin de sus pus olması genç adamın canını sıkmıştı. “Bıktım, yeminle, Bıktım!” dedi Eren ve kapıyı çekip çıktı. Biraz kafasını toparlamaya ihtiyacı vardı. Eren’in gidişinden emin olan Miyase hemen kollarını babasının belinden ayırıp gözlerini sildi. Gülse hanım kollarını göğsünde çaprazlamış ters ters onlara bakarken onlar gülüyorlardı. “Tanıştılar mı Gece ile?" dedi Feyzi bey sinsi sinsi. “Tanıştılar ama işler iyice sarpa sardı be baba! Hiç beklediğim gibi olmadı! Hatta bayağı bayağı bir birini öldürecekmiş gibiydiler!” dedi Miyase. “Hiç mi etkilenmediler bir birilerinden?" diye Feyzi bey dudak büzdüğünde Miyase, “Orasını bilemem pek ama fikrimi soracak olursan hayır…” dedi. Feyzi bey ofladı. Daha üç ay önce Feyzi bey ve Gece’nin babası Atahan bey oturup karşılıklı konuşurken birden bire bir karar almışlardı. İkisinin de çocuğu bekardı ve evlenmek gibi düşünceleri yoktu. Bu yüzden iki baba çocuklarını tanıştırma kararı almıştı. Fakat babalar ikisinin de inatçı olduğunu biliyordu. Bu tanışmanın normal koşullarda olmayacağını ikisi de kabullenmiş ve bu yüzden küçük bir oyun hazırlama kararı almışlardı. Bu oyuna tabii ki iki babanın küçük çocukları da dahildi. Hatta bu planın yaratıcısının Bora ve Miyase olduğunu söyleyebilirdik. Çünkü onların sayesinde Eren ve Gece tanışacaktı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Bir birinden etkilenmesini bekledikleri iki genç aslında bir birilerine gıcık olmuşlardı. “Bir yolu olmalı! Bunları evlendirmemiz gerek! İti var kopuğu var, dahası Selin’i var! O kız iyi ki bizim mala aşık değil. Yoksa yanardık valla! Gece iyi kız. Hazır bulmuşken evlendirelim bu ikisini!” dedi Feyzi bey. “İkisi de bu planı öğrenince kıyamet kopacak, Feyzi!” dedi Gülse hanım aniden, sessizliğini bozarak. “Sen bir dur, hatun! Eren’in kendine çekidüzen vermesi için bu kızla evlenmesi şart. Eh, kız da bir serseriye aşık olup harcanmaktansa, bizim aptal oğlana aşık olsun! Bizim oğlan delidir, hatta zır delidir ama özünde iyi bir beyefendidir. Üzmez Gece’yi.” Miyase iç çekip, “Babam haklı, anne. Ayrıca Gece abla, tam yengem olacak kız” dedi. “Doğru valla! Tam gelinim olacak kız Gece ama biz bunları nasıl evlendirelim ki?” dedi Feyzi bey. Miyase durakladı ve aniden düşünceli bir şekilde bakan babasına dönüp heyecanla boğazını temizledi. Aklına şahane bir fikir gelmişti: “Evlenmek mecburiyetinde bırakalım, baba!” Feyzi bey de, Gülse hanım da “Na-Nasıl?” dedi şaşırarak. Miyase güldü: “Anlatıyorum, iyi dinleyin” * Gece öfke ile odada volta atarken yakın kız arkadaşları Nil ve Emel kanepede oturmuş kızın sakinleşmesini bekliyorlardı. Fakat Gece sakinleşecek bir durumda değildi. Resmen adamın bu ukalalığı, kendini bilmezliği genç kadının sinirlerini bozmuştu. “Ya kuzucum, sakin olsana” dedi Nil dayanamayarak. “Nasıl sakin olabilirim ki? Adam uyuzun teki! Bir de gelmiş, “Size ne hanımefendi? Kahyasımısınız?” diyor. Maymun suratlı ne olacak!” dedi Gece sinirle. “Maymun suratlı mı? Adı ne bu çocuğun? Bakalım bir sosyal media hesabı falan var mı?” diye Emel kaşlarını çattı. Nil de onu onayladı. “Benim anormal kardeşimin dediğine göre Eren Karayel’miş!” diye güldü Gece. “Ulan, adını telefon şifrem yazsam, yetersiz karakter diye uyarı verecek! Bir de gelmiş bana atarlanıyor! Hödük!” Nil hemen telefonu çıkarıp google’da Eren Karayel adını aratmaya başlarken Emel Gece’nin bu dediklerinden dolayı iyice gaza gelip sinirleniyordu. Çünkü Gece ve Nil’i koruyup kollamak Emel’in işiydi. Emel grubun en atarlısı, en korkusuzu, en feministiydi. Bu yüzden onlara biri bulaşırsa, hiç tereddüt etmeden o kişiye bu hayatı cehennem edebilirdi. “Kızım, ver adresini gidip kafasını kırayım!” dedi Emel kaşlarını çatarak. Devam edemeden Nil’in tatlı bir ses tonu ile “Kıyamazsın kiiiiiii...” dediğini duydu ve ona çevirdi gözlerini. Nil sanki tereyağı gibi eriyormuşcasına telefonun ekranına bakıyordu. “Pardon?” dedi Gece şaşkın şaşkın. Nil dudaklarını büzerek “Gece, bunu bize alsana! Bu bizim eniştemiz olsun! Şuna bak, şuna... Sapsarı gibi saçlar, masmavi gözler... Öf, öf!” deyiverdi. “Nil! Seni gebertirim! Ne eniştesinden bahsediyorsun, kızım?” diye Gece öfke ile yataktaki yastığı alıp ona fırlattığında Emel yastığı havada kaptı ve “Sakinleş! Bir bakalım, dur!” deyip Nil’in elindeki telefona baktı. Pürdikkat ekrandaki fotoğrafı inceledikten birkaç saniye sonra göz devirerek, “Pamuk şeker!” dedi ve kollarını arkasına yaslayarak, “Barbie’nin Ken’ne benziyor. Hatta ve hatta şu cici bebe biskuvi poşetinin üzerindeki çocuğun büyümüş versiyonu gibi! Yakışıklı çocukmuş yani!” diye ekledi. Gece sinir ve şaşkınlıkla “Ya çıldırtacak mısınız siz beni? Emel, bari sen yapma! Neresi yakışıklı ki o manyağın?” dedi. Nil küçük bir kahkaha atıp, “Emel, şu telefonu uzatsana bizim bu saf kıza! O küçücük gözlerini iyice açıp baksın!” dediğinde Emel telefonu Gece’ye uzattı. Genç kız, yani Gece telefonu eline alıp ekrandaki fotoğrafa bakmayabaşladı. Sapsarı saçlar, masmavi gözler ve sert yüz çizgileri. Gece yutkundu. Ardından iyice incelemeye başladı adamı. Kirli sakalları yaşına ayrı bir olgunluk katarken, turkuaz mavisi gözleri okyanusu anımsatıyordu. Gece kabullenmek istemese de yiğidi öldür hakkını yeme lafını baz alarak içinden yakışıklı, tamam dedi. Fakat genç adamın yüzü Gece’nin ona olan öfkesini bastırmak için kıfayet değildi. “Hı!” dedi Nil gülerek. “Bir de uyuz herifin teki diyordun! Yanakların kıpkırmızı kesildi!” diye ekledi. Gece gözlerini telefonun ekranından ayırıp “N-Ne? Saçmalama, Nil! Emel, bir şey de şuna!” dedi. Emel kafasını iki yana sallayıp, “Ben artık bir şey diyemiyorum. İkinizden de bıktım açıkcası. Beni bir salın artık. Yeter ya!” dedi olabildiğince sakin kalmayaçalışarak. “Bak Gece!” dedi ve gözlerini kıstı Emel. “Çocuğu yeniden göremeyeceğine göre bir sorun yok, değil mi?” dedi ve Nil’e dönüp onu “Sen de sus, dellendirme kızı!” diye azarladı. “Yine suçlu olduk iyi mi?” dedi Nil kollarını göğsünde çaprazlayıp gözlerini devirirken. Gece de Emel’in kelimelerinden cesaretlenerek, “Haklısın! Evet, evet! Emel çok haklı! Zaten bir bu fotoğrafta iyi çıkmış ki bu! Gerçek hayatta böyle meymenetsiz, manyak herifin teki! Tam bir aptal!” dedi. Nil şaşkın şaşkın ona baktı ve “Umarım kader sizi yeniden karşılaştırır da ben de bu sarfettiğin lafları yutarken seni izlerim, Gece’ciğim!” dedi ve Gece’nin fırlattığı yastığın suratına çarpması sonucu yatağa devrildi. * Eren öfkeden çıldırmış bir şekilde durumu arkadaşlarına özet geçiyordu. Yakın arkadaşı Ferit, kuzeni Ateş ve arkadaşı Murat ise sakince onu dinliyordu, çünkü Eren’in sinirli olduğu zamanlar aşırı tepki verip yersiz bir şekilde delirdiğini hepsi biliyordu. Genç adam yani Eren öfke ile soluyup, “Bu yani! Benim babam delirdi iyice! Kızı elalemin ne idüğü belirsiz herifleri ile görüşüyor, sorun olmuyor, hatta ben kötü ağabey oluyorum. Oysa ben birinden hoşlanıyorum diye demediğini bırakmıyor bana!” dedi. “E dayımın oğlu, adı üstünde hoşlanıyorsun. Sonuç olarak sevdiğini söyleyemeyiz ki! Hem kız da seni sevmiyor!” Eren gözlerini devirip, “Sevmesem bu kadar peşinde dolanırmıydım sanıyorsun, kuzen? Ben onun kalbini kazanmaya çalışıyorum değil mi? Ne malum? Belki sevecek beni?” dedi. Ferit burnunu çekerek, “Bu kız seni onca zaman oldu hala sevmiyor. Bence sevse çoktan severdi.” dedi. Eren iç çekip, “Sevecek, sevecek.” dedi. Ferit omuz silkti, “Bence sen de onu sevmiyorsun, sadece seni sevmediği için hırs yapıyorsun.” dedi. Eren ters ters ona baktı ve “Ne alakası var ya?” dedi. “Ben ondan hoşlanıyorum, seviyorum onu ve o da beni sevecek er ya da geç. Sadece ortada baba faktörü var! Babam bir müsade etse ben neler neler yapacağım da, nefesi ensemde her saniye.” O sırada sessiz duran Murat sonunda aklına gelen bir fikirle “Kankalar, benim aklıma bir şey geldi ama kabul edermisiniz bilmem.” dedi ciddi bir şekilde. Eren tek kaşını kaldırıp ters ters ona baktğında diğerleri de merakla adamın açıklamasını bekliyordu. Murat sağına soluna bakıp, yavaşça masaya doğru eğildi: “Kaçıralım mı kızı?” Masadakiler bezgin bir ifade ile ofladığında Murat hemen kendini açıklamak adına, “Ya senin baban eskilerin adamı değil mi? Eskiden kızları kaçırıyordular, işin ciddiyeti iyice kabullenilsin diye. Belki kaçırırsak durumun ciddiyetini iyice kavrar Feyzi amcacığım!” dedi. Eren duraklayıp, “Öyle mi diyorsun?” dedi hemen sonrasında. Masadakilerden çıt çıkmıyordu dahi. Genç adam yani Eren düşüncelerinde boğuldu bir an. Selin her ne kadar sevmese de Eren onu seviyordu. Belki de Selin ile baş başa konuşup ona gerçekten açılması ve hem de babasının durumun ciddiyetini kabullenmesi için böyle bir saçmalık gerekli idi. Bir yandan da yaptığının doğru olmadığını haykırıyordu zihni. Yine de Selin’e zarar verecek değildi ya. Belki de arkadaşı Murat haklı idi bu gerçekten işe yarardı. Eren karar veremiyordu, fakat babasını ikna etmek adına aklına başka bir şey de gelmiyordu. Sorgulamamaya karar verip düşüncelerini bir kenara fırlattı. Boğazını temizleyip, kafasını olumlu anlamda salladı ve “Peki!” dedi. Oysa oyuna getirildiğinden bihaberdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD