Derin ?

1611 Words
Gece ilerlemişti. Hastane koridorları sessizleşmişti. Odadaki ışık loş yanıyordu. Derin yatakta uyuyordu. Başındaki bandaj hâlâ duruyordu. Demir ise yatağın yanında sandalyede oturuyordu. Elini Derin’in elinden hiç bırakmamıştı. Bir süre sonra Derin hafifçe kıpırdadı. “Demir…” Demir hemen eğildi. “Buradayım.” Derin gözlerini açtı ama yüzü biraz solgundu. “Başım yine ağrıyor…” Tam o sırada Derin’in yüzü biraz buruştu ve gözlerini kapattı. Demir panikledi. “Derin?” Hemen kapıya yöneldi. “Doktor!” Birkaç saniye sonra kapı açıldı. İçeri Doktor Emre ve bir hemşire girdi. Arkalarından Dicle de geldi. Emre hızlıca Derin’in yanına yaklaştı. “Derin beni duyabiliyor musun?” Derin gözlerini yarı açık tuttu. “Evet…” Emre el feneriyle gözlerini kontrol etti. “Baş dönmesi var mı?” “Biraz…” Emre hemşireye döndü. “Tansiyonunu kontrol edelim.” Hemşire ölçüm yaparken Demir kenarda duruyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Dicle onun yanına yaklaştı. “Merak etme.” Ama Demir’in gözleri sadece Derin’deydi. Birkaç dakika sonra Emre tekrar Demir’e döndü. “Sakin olun. Bu beklediğimiz bir şey.” Demir hemen sordu. “Yani?” Emre açıkladı. “Kafaya alınan darbelerde baş ağrısı ve sersemlik olabilir. Ama şu an ciddi bir durum görünmüyor.” Demir derin bir nefes aldı. Emre Derin’e baktı. “Biraz daha dinlenmen gerekiyor.” Derin yavaşça başını salladı. Bir süre sonra Dicle ve Emre odadan çıktılar. Hemşire de çıktı. Odada yine sadece Demir ve Derin kaldı. Demir sandalyeyi biraz daha yaklaştırdı. Derin’in saçlarını çok nazikçe okşadı. “Seni böyle görmek beni çok korkuttu.” Derin yavaşça gülümsedi. “Ben buradayım.” Demir eğilip Derin’in elini öptü. “Seni seviyorum sevgilim.” Sonra sessizce ekledi: “Hayatımda kaybetmekten en çok korktuğum kişi sensin.” Derin gözlerini kapatırken elini Demir’in elinin içinde bıraktı. Kapının dışında ise Dicle ve Emre koridorda konuşuyordu. Dicle biraz yorgun görünüyordu. Emre ona baktı. “Sen de bütün gece burada mı kalacaksın?” Dicle gülümsedi. “Evet. O benim ailem.” Emre başını salladı. “Anlıyorum.” Sonra biraz durup ekledi: “İstersen sana bir kahve alabilirim.” Dicle hafifçe gülümsedi. “Olur.” Ve ikisi birlikte hastanenin gece nöbetindeki küçük kafeteryasına doğru yürüdüler. Birkaç gün sonra hastanede sabah kontrolleri yapılıyordu. Derin yatakta oturuyordu. Başındaki bandaj artık küçülmüştü. Kendini çok daha iyi hissediyordu. Kapı açıldı ve içeri Doktor Emre girdi. Elinde son kontrol sonuçları vardı. Yanında da Dicle vardı. Emre gülümseyerek dosyaya baktı. “Sonuçlar gayet iyi.” Demir hemen sordu: “Yani?” Emre başını kaldırdı. “Derin bugün taburcu olabilir.” Derin rahat bir nefes aldı. “Sonunda…” Demir’in yüzünde de büyük bir rahatlama vardı. Hemen Derin’in yanına geldi ve saçlarını nazikçe okşadı. “Eve gidiyoruz.” Dicle de gülümseyerek Derin’e sarıldı. “Artık dinleneceksin. Büro falan yok.” Derin gülerek başını salladı. “Tamam doktor hanım.” Bir süre sonra işlemler tamamlandı ve Demir Derin’i hastaneden çıkardı. Arabaya bindiklerinde Derin camdan dışarı baktı. “Evimi özlemişim.” Demir gülümsedi. “Ben de seni evde görmeyi özledim.” Eve geldiklerinde Dicle kapıyı açtı ve içeri girdiler. Ev uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu görünüyordu. Derin koltuğa oturdu. Derin bir nefes aldı. “Burası gerçekten iyi hissettiriyor.” Demir yanına oturdu. Elini tuttu. “Çünkü artık güvendesin.” Derin başını Demir’in omzuna yasladı. “Sana güveniyorum.” Demir saçlarını okşadı. “Seni seviyorum sevgilim.” Aradan birkaç hafta geçti. Derin tamamen iyileşmişti. Başındaki yara da neredeyse tamamen kapanmıştı. Bir sabah üçü birlikte kahvaltı yapıyordu. Derin ve Demir tekrar büroya dönmüşlerdi. İşler yine yoğundu. Dicle ise hastaneye gitmeye hazırlanıyordu. Tam çıkarken telefonu çaldı. Ekranda Emre yazıyordu. Dicle telefonu açtı. “Günaydın.” Emre’nin sesi geldi. “Bugün nöbetim yok. Akşam yemeğe çıkmak ister misin?” Dicle kısa bir an gülümsedi. “Olur.” Demir bunu fark etti. “Kiminle konuşuyorsun?” Dicle telefonu kapatıp gülümsedi. “Doktor Emre.” Derin hemen heyecanlandı. “Yemek mi?” Dicle başını salladı. “Evet.” Demir hafifçe gülümsedi ama abilik tavrını yine korudu. “İyi biri olsun yeter.” Evde küçük bir kahkaha yayıldı. Ama o gün kimse bilmiyordu… Birkaç gün sonra Demir’in hazırladığı yeni bir dava hepsinin hayatını tekrar değiştirecekti.Aradan birkaç hafta geçmişti. Derin tamamen iyileşmiş, yeniden büroya dönmüştü. O gün Demir bürodan erken çıkmıştı çünkü başka bir görüşmesi olduğunu söylemişti. Derin ise dosyalarla ilgilenmek için biraz daha kalmıştı. Akşam saatlerinde büroya biri geldi. Kapı çaldı. Derin “Gel!” dedi. Kapı açıldı ve içeri genç bir kadın girdi. Derin onu hemen tanımadı. Kadın Derin’e dikkatlice baktı. “Sen Derin’sin değil mi?” Derin ayağa kalktı. “Evet. Siz?” Kadın hafif bir gülümsemeyle kendini tanıttı. “Ben Ece.” Derin Ece'yi görünce şaşırdı onu tanıyordun ama profesyonel davranması gerektiği için onu tanimamazliktan geldi . “Buyurun… bir dava için mi geldiniz?” Ece başını salladı. “Hayır. Sana bir şey söylemeye geldim.” Derin biraz şaşırdı. “Nedir?” Ece birkaç saniye sustu. Sonra Derin’in gözlerinin içine bakarak konuştu. “Demir hakkında.” Derin kaşlarını çattı. “Demir hakkında ne?” Ece’nin sesi ciddileşti. “Onu gerçekten tanıyor musun?” Derin biraz sinirlendi. “Tabii ki tanıyorum. O benim nişanlım.” Ece hafifçe başını salladı. “Hayır Derin… sen onun sadece görmek istediği tarafını tanıyorsun.” Derin’in sabrı tükenmeye başlamıştı. “Açık konuş.” Ece derin bir nefes aldı ve yavaşça söyledi: “Demir sadece bir avukat değil.” Derin sessizce bekledi. Ece devam etti. “O bir mafya.” Derin bir anda dondu. “Ne?” Ece ciddiyetle konuşmaya devam etti. “Birçok işi kontrol ediyor. Bazı davaları özellikle alıyor… çünkü o davaların arkasında kendi işleri var.” Derin başını salladı. “Hayır… bu doğru olamaz.” Ece Derin’e yaklaştı. “Gerçeği bilmeye hakkın var.” Derin’in sesi titredi. “Bunu neden bana söylüyorsun?” Ece kısa bir süre sustu. “Çünkü ben bir zamanlar onun dünyasının içindeydim.” Derin’in kalbi hızla atıyordu. Tam o sırada büro kapısı açıldı. Demir içeri girdi. Ama içerideki havayı fark edince durdu. Demir’in bakışları önce Derin’e sonra Ece’ye gitti. Yüzü bir anda sertleşti. “Ece…” Derin yavaşça Demir’e döndü. Gözleri doluydu. “Demir… doğru mu?” Odada ağır bir sessizlik oluştu. Büroda hava bir anda ağırlaşmıştı. Derin hâlâ Demir’e bakıyordu. Ece ise kollarını bağlamış onları izliyordu. Ece tekrar konuştu: “Demir sadece bir avukat değil Derin. O bir mafya. İnsanlar ondan korkar.” Odada birkaç saniye sessizlik oldu. Derin yavaşça Demir’e döndü. “Bu doğru mu?” Demir Derin’in gözlerinin içine baktı. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Benim bazı işlerim var… ama hiçbir zaman masum insanlara zarar vermedim.” Ece hemen araya girdi. “Bak gördün mü? Sana gerçeği söylemiyordu.” Ama Derin’in yüzünde beklediği ifade yoktu. Korku ya da öfke yoktu. Derin Demir’e birkaç saniye baktı. Sonra hafifçe gülümsedi. “Demek bu yüzden herkes sana saygı duyuyor.” Ece şaşkınlıkla baktı. “Ne?” Derin Demir’e biraz daha yaklaştı. “Güçlü bir adam olduğun için.” Demir de şaşırmıştı. Derin’in böyle tepki vereceğini beklemiyordu. Derin yavaşça Demir’in ceketini tuttu. “Ve ben seninle gurur duyuyorum.” Ece’nin yüzü bir anda değişti. “Ciddi olamazsın!” Derin hiç ona bakmadı bile. Gözleri hâlâ Demir’deydi. “Sen beni her zaman korudun.” Sonra yavaşça Demir’e yaklaştı. “Ben senin kim olduğundan korkmuyorum.” Ve Derin bir anda Demir’i öptü. Demir birkaç saniye şaşkın kaldı ama sonra o da Derin’e sarıldı. Bunu gören Ece öfkeyle başını salladı. “İnanamıyorum size.” Çantasını aldı ve kapıya doğru yürüdü. “Bir gün gerçeği anlayacaksın Derin!” Kapıyı sertçe kapatıp çıktı. Büro tekrar sessizleşti. Derin Demir’e baktı. “Bana neden söylemedin?” Demir iç çekti. “Seni kaybetmekten korktum.” Derin başını salladı. “Ben senin yanında olmak istiyorum. Her halinle.” Demir onun saçlarını nazikçe okşadı. “Seni seviyorum Derin.” Derin gülümsedi. “Ben de seni seviyorum.” Ama o anda ikisinin de bilmediği bir şey vardı… Koridorun sonunda biri onları izliyordu. Ve bu kişi Demir’in dünyasından çok tehlikeli biriydi. Ece bürodan öfkeyle çıkıp giderken koridorun sonunda duran adamı fark etmedi bile. Adam siyah takım elbise giymişti ve sessizce büro kapısına bakıyordu. Bir süre sonra kapı açıldı ve Demir dışarı çıktı. Adamı görünce durdu. “Yusuf… sen burada ne yapıyorsun?” Yusuf hafifçe başını eğdi. “Abi konuşmamız lazım.” Demir’in yüzü ciddileşti. “Şimdi mi?” Yusuf başını salladı. “Önemli.” Demir kısa bir an düşündü. Sonra arkasına dönüp Derin’e baktı. “Birazdan geliyorum.” Derin başını salladı ama merak etmişti. Demir ve Yusuf koridorun biraz ilerisine yürüdüler. Yusuf sessizce konuştu. “Karşı taraftakiler hareketlenmiş.” Demir kaşlarını çattı. “Kim?” “Karahan.” Demir’in yüzü bir anda sertleşti. “Emin misin?” Yusuf başını salladı. “Adamları şehirde görülmüş. Büyük ihtimalle senin davayı kazanmana kızdılar.” Demir birkaç saniye düşündü. “Derin bunu bilmemeli.” “Zaten bilmiyor abi.” Ama Yusuf biraz durup ekledi: “Fakat dikkatli olman lazım.” Bu sırada büroda Derin dosyaları topluyordu. Demir’in biraz gergin çıktığını fark etmişti. Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj bilinmeyen bir numaradan gelmişti. Mesajda sadece şu yazıyordu: “Demir’in dünyası sandığından daha karanlık.” Derin kaşlarını çattı. Tam o anda kapı açıldı ve Demir tekrar içeri girdi. Derin telefonu kapattı. Demir normal görünmeye çalışıyordu ama yüzünde bir ciddiyet vardı. Derin ona baktı. “Her şey yolunda mı?” Demir birkaç saniye durdu. Sonra Derin’in yanına gelip saçlarını nazikçe okşadı. “Evet.” Derin onun gözlerinin içine baktı. “Benden bir şey saklıyorsun.” Demir sessizce gülümsedi. “Sadece seni korumaya çalışıyorum.” Derin onun elini tuttu. “Ben korkmuyorum Demir.” Demir derin bir nefes aldı. “Umarım hiç korkman gerekmez.” Ama o anda ikisi de bilmiyordu… Şehrin başka bir yerinde Karahan adındaki adam Demir’in fotoğrafına bakıyordu. Ve yavaşça gülümsüyordu. “Artık sıra bende Demir."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD