Ertesi akşam şehirde güzel ve sakin bir restoranda iki kişi bir masada oturuyordu.
Dicle ve Emre.
Restoranın ışıkları loştu. Masada küçük bir mum yanıyordu. Pencereden şehir ışıkları görünüyordu.
Dicle etrafına bakıp gülümsedi.
“Burası çok güzelmiş.”
Emre hafifçe gülümsedi.
“Beğeneceğini düşündüm.”
Garson siparişleri getirdikten sonra ikisi de yemek yemeye başladılar.
Bir süre sonra Emre konuştu.
“Bugün hastanede seni göremedim.”
Dicle gülümsedi.
“Derin’le düğün hazırlıklarıyla uğraşıyorduk.”
Emre başını salladı.
“Demir gerçekten şanslı.”
Dicle kahvesinden bir yudum aldı.
“Derin de öyle.”
Sonra merakla Emre’ye baktı.
“Peki ya sen?”
Emre kaşlarını kaldırdı.
“Ben ne?”
Dicle hafifçe gülümsedi.
“Sen hiç ciddi bir ilişki yaşadın mı?”
Emre birkaç saniye düşündü.
“Yoğun bir hayatım oldu. Hastane, nöbetler… çok fazla zamanım olmadı.”
Sonra Dicle’ye baktı.
“Belki de doğru kişi karşıma çıkmamıştı.”
Dicle hafifçe utanarak gülümsedi.
“Belki şimdi çıkmıştır.”
Emre gülümsedi.
“Belki.”
Masada kısa bir sessizlik oldu ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Emre sonra sordu:
“Dicle, senin hayalin ne?”
Dicle biraz düşündü.
“İyi bir doktor olmak… insanlara yardım etmek.”
Sonra gülümseyerek ekledi.
“Bir de huzurlu bir hayat.”
Emre başını salladı.
“Güzel bir hayal.”
Dicle ona baktı.
“Senin?”
Emre yavaşça cevap verdi.
“Yoğun bir günün sonunda eve döndüğümde beni bekleyen biri olması.”
Dicle’nin yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
Emre biraz cesaret toplayıp sordu.
“Belki o kişi sen olabilirsin.”
Dicle şaşırdı ama gülümsedi.
“Belki.”
İkisi de gülmeye başladı.
Akşam ilerledikçe sohbetleri daha da samimi oldu. Hastanede yaşadıkları komik anıları anlattılar, kahve içtiler.
Restorandan çıktıklarında hava serindi.
Emre Dicle’ye baktı.
“Bu akşam çok güzeldi.”
Dicle gülümsedi.
“Evet.”
Emre bir an durdu.
“Tekrar görüşmek isterim.”
Dicle başını salladı.
“Ben de.”
İkisi de gülümseyerek arabaya doğru yürüdüler.
Ama o sırada biraz ileride park etmiş siyah bir arabada biri onları izliyordu.
Adam telefonla konuştu.
“Demir’in kız kardeşi… Doktor Dicle.”
Telefonda bir ses geldi.
“Onu takip etmeye devam et.”
Restorandan çıktıktan sonra gece biraz serinlemişti. Sokak lambalarının ışığı kaldırıma düşüyordu.
Dicle ve Emre restoranın önünde birkaç saniye durdular.
Dicle gülümseyerek konuştu.
“Akşam gerçekten çok güzeldi.”
Emre başını hafifçe salladı.
“Benim için de.”
Bir an sessizlik oldu. İkisi de birbirine bakıyordu.
Emre sonra yavaşça sordu:
“Seni eve bırakayım mı?”
Dicle gülümsedi.
“Olur.”
Arabaya bindiler. Yol boyunca hafif bir müzik çalıyordu. Aralarında huzurlu bir sessizlik vardı.
Birkaç dakika sonra araba evin önünde durdu.
Dicle emniyet kemerini çözdü ama hemen inmeyip Emre’ye baktı.
“Teşekkür ederim.”
Emre gülümsedi.
“Ben teşekkür ederim. Benimle geldiğin için.”
Dicle kapıyı açacakken Emre yavaşça konuştu.
“Dicle…”
Dicle tekrar ona döndü.
“Evet?”
Emre biraz çekinerek ama samimi bir sesle söyledi:
“Seninle vakit geçirmek gerçekten hoşuma gidiyor.”
Dicle’nin yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.
“Benim de.”
Emre birkaç saniye düşündü.
“Belki… bunu daha sık yapabiliriz.”
Dicle başını salladı.
“Bence de.”
Tam o sırada Dicle arabadan indi.
Kapıyı kapatmadan önce tekrar Emre’ye baktı.
“İyi geceler Emre.”
Emre gülümsedi.
“İyi geceler Dicle.”
Dicle eve doğru yürürken Emre onu izledi. Dicle kapıya girene kadar arabayı çalıştırmadı.
Ama Emre’nin fark etmediği bir şey vardı.
Sokağın biraz ilerisinde park etmiş siyah bir araba vardı. İçinde iki adam oturuyordu.
Adam telefona baktı.
“Evet… kız eve girdi.”
Telefondaki kişi sakince konuştu:
“Güzel. Gözünüz ondan ayrılmasın.”
Telefon kapandı.
Adam arkadaşına döndü.
“Karahan haklıymış… Demir’in zayıf noktası ailesi.”
Aynı anda evde Dicle kapıyı açtı.
Salonda Derin ve Demir oturuyordu.
Derin hemen sordu:
“Nasıl geçti?”
Dicle gülmeye başladı.
“Çok güzeldi.”
Demir kaşlarını kaldırdı.
“Doktor Emre seni etkilemiş galiba.”
Dicle hafifçe utanarak gülümsedi.
“Belki biraz.”
Derin gülerek Dicle’ye sarıldı.
“Ben biliyordum!”
Evde kahkahalar yükselirken dışarıdaki tehlikeden hiçbiri haberdar değildi.
Ama Karahan çoktan plan yapmaya başlamıştı.Gece ilerlemişti. Evde sıcak ve huzurlu bir ortam vardı. Salonda Demir, Derin ve Dicle oturuyordu. Masanın üzerinde çay bardakları vardı. Derin ve Dicle hâlâ düğün hakkında konuşuyordu.
Derin heyecanla anlatıyordu.
“Bugün gelinliği son kez denedim.”
Demir hemen meraklandı.
“Gerçekten mi?”
Dicle hemen araya girdi.
“Demir… görmeliydin. Derin inanılmaz güzel görünüyordu.”
Demir gülümsedi ama biraz da meraklanmıştı.
“Fotoğraf çekmediniz mi?”
Dicle başını salladı.
“Hayır. Derin istemedi.”
Derin gülerek konuştu.
“Çünkü düğün gününe kadar görmeni istemiyorum.”
Demir koltuğa yaslandı.
“Demek bana sürpriz yapacaksın.”
Derin başını salladı.
“Evet. Ve o gün yüzündeki ifadeyi görmek istiyorum.”
Demir gözlerini Derin’den ayırmadan konuştu.
“Ne giyersen giy… zaten benim için dünyanın en güzel kadınısın.”
Derin hafifçe utanarak gülümsedi.
Dicle ellerini kaldırdı.
“Tamam tamam, ben burada fazla kaldım galiba.”
Üçü de gülmeye başladı.
Bir süre sonra Dicle ayağa kalktı.
“Ben biraz dinleneceğim. Yarın erken nöbetim var.”
Derin başını salladı.
“İyi geceler.”
“İyi geceler.”
Dicle odasına doğru yürürken telefonuna baktı. Ekranda Emre’den mesaj vardı.
“Eve sağ salim ulaştın mı?”
Dicle gülümsedi ve cevap yazdı.
“Evet. Akşam için teşekkür ederim.”
Bir süre sonra Emre’den yeni mesaj geldi.
“Ben teşekkür ederim. Seninle vakit geçirmek gerçekten çok güzeldi.”
Dicle mesajı okuyunca hafifçe gülümsedi.
O sırada salonda Demir ve Derin yalnız kalmıştı.
Derin Demir’e baktı.
“Ne düşünüyorsun?”
Demir birkaç saniye sessiz kaldı.
“Düğünü.”
Derin kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Demir biraz ciddileşti.
“Benim hayatım… normal bir hayat değil Derin.”
Derin hemen cevap verdi.
“Biliyorum.”
Demir devam etti.
“Bazen tehlikeli olabilir.”
Derin ona yaklaştı.
“Demir…”
Demir onun gözlerinin içine baktı.
“Yine de benimle evlenmek istediğine emin misin?”
Derin hiç düşünmeden cevap verdi.
“Eminim.”
Sonra Demir’in ellerini tuttu.
“Çünkü seni seviyorum.”
Demir yavaşça Derin’i kendine çekti ve ona sarıldı.
“Ben de seni seviyorum.”
Derin başını Demir’in omzuna yasladı.
“Ve birlikte her şeyin üstesinden gelebiliriz.”
Demir onun saçlarını nazikçe okşadı.
Evde o an gerçekten huzurlu bir atmosfer vardı.
Ama o sırada şehirde başka bir yerde…
Karanlık bir odada Karahan bir masanın başında oturuyordu.
Önünde birkaç fotoğraf vardı.
Fotoğraflardan birinde Demir ve Derin, diğerinde Dicle, bir diğerinde ise Emre vardı.
Karahan fotoğrafları tek tek inceledi.
Yanındaki adam sordu.
“Patron… ne yapacağız?”
Karahan yavaşça gülümsedi.
“Demir’i doğrudan vurmak zor.”
Adam başını salladı.
“Evet.”
Karahan parmağını Dicle’nin fotoğrafına koydu.
“Bu yüzden kalbine dokunacağız.”
Adam dikkatle dinliyordu.
Karahan devam etti.
“Demir ailesine çok bağlı.”
Sonra Emre’nin fotoğrafına baktı.
“Ve bu doktor…”
Adam sordu.
“Ne yapacağız?”
Karahan sakin bir sesle cevap verdi.
“Şimdilik sadece izleyin.”
Sonra yavaşça ekledi:
“Düğün günü yaklaşıyor…”
Adam merakla sordu.
“Düğünde mi?”
Karahan soğuk bir şekilde gülümsedi.
“Evet.”
“Demir hayatının en mutlu gününü yaşadığını sanacak…”
Sonra gözleri karardı.
“Ama o gün her şey değişecek.”
Aynı anda evde…
Derin ve Demir balkona çıkmıştı. Gece serindi. Şehir ışıkları uzaktan görünüyordu.
Derin korkuluklara yaslandı.
“Bazen hayatın bu kadar güzel olmasına inanamıyorum.”
Demir onun yanına geldi.
“Çünkü hak ediyorsun.”
Derin gülümsedi.
“Biliyor musun?”
“Ne?”
“Depremden sonra hayatımın böyle olacağını hiç düşünmemiştim.”
Demir onun elini tuttu.
“Geçmişte çok şey kaybettin.”
Derin başını salladı.
“Ama şimdi yeni bir ailem var.”
Demir onu kendine çekti.
“Ve yakında karım olacaksın.”
Derin gülerek Demir’i hafifçe itti.
“Bunu söylemek hâlâ garip geliyor.”
Demir eğilip onun alnını öptü.
“Bana gelinlikle yürüdüğün anı sabırsızlıkla bekliyorum.”
Derin gözlerini kapatıp gülümsedi.
Ama ikisinin de bilmediği bir şey vardı…
Şehrin başka bir köşesinde Karahan’ın adamları çoktan plan yapmaya başlamıştı.
Ve bu plan…
Demir’in düğün gününü kabusa çevirebilirdi.Ertesi sabah evde sakin bir sabah vardı. Mutfakta Derin kahvaltı hazırlıyordu. Demir gazeteye bakıyor, Dicle ise hastaneye gitmek için hazırlanıyordu.
Derin çayı doldururken bir anda durdu.
Elini tezgâha koydu.
Dicle hemen fark etti.
“Derin iyi misin?”
Derin kaşlarını çattı.
“Biraz… başım döndü.”
Demir hemen sandalyeden kalktı.
“Gel otur.”
Derin sandalyeye oturdu ama yüzü biraz solmuştu.
“Sanırım dün fazla yoruldum.”
Dicle ona dikkatle baktı. Doktor olduğu için küçük şeyleri bile fark ediyordu.
“Bir de yüzün biraz solgun.”
Derin gülmeye çalıştı.
“İyiyim gerçekten.”
Ama tam o sırada Derin’in midesi bir anda bulandı.
Derin hızla ayağa kalktı.
“Bir dakika…”
Koşarak banyoya gitti.
Dicle hemen arkasından baktı.
“Sabah sabah mide bulantısı…”
Demir endişelendi.
“Hasta mı oldu?”
Bir süre sonra Derin banyodan çıktı. Yüzünü yıkamıştı.
“Özür dilerim.”
Demir hemen yanına geldi.
“İyi misin?”
Derin başını salladı.
“Sanırım midem biraz bozuldu.”
Dicle dikkatle ona bakıyordu ama bir şey söylemedi.
Aradan iki gün geçti.
Derin büroda çalışıyordu. Önünde dava dosyaları vardı.
Ama yine aynı şey oldu.
Bir anda başı dönmeye başladı.
Derin gözlerini kapattı.
“Of…”
Demir hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Derin elini alnına koydu.
“Başım dönüyor.”
Demir endişelendi.
“Derin sen son günlerde iyi görünmüyorsun.”
Derin gülmeye çalıştı.
“Düğün stresi.”
Ama birkaç dakika sonra Derin’in midesi yine bulandı.
Demir hemen ayağa kalktı.
“Doktora gidelim.”
Derin başını salladı.
“Hayır hayır… geçer.”
Bir hafta sonra
Akşam evdeydiler. Dicle nöbetten yeni gelmişti. Derin mutfakta su içiyordu.
Bir anda yine başı dönmeye başladı.
Derin duvara tutundu.
“Demir…”
Demir hemen ayağa fırladı.
“Derin!”
Derin’in yüzü bembeyaz olmuştu.
“Başım…”
Bir anda gözleri karardı.
Derin bayıldı.
Demir hızla onu yakaladı.
“DERİN!”
Dicle hemen koşarak geldi.
“Ne oldu?!”
Demir panikle konuştu.
“Bir anda bayıldı!”
Dicle hemen nabzını kontrol etti.
“Demir sakin ol.”
Demir’in sesi titriyordu.
“Bir şey mi oldu?”
Dicle Derin’i dikkatle kontrol etti.
Sonra biraz düşündü.
“Bir dakika…”
Dicle Derin’in yüzüne baktı.
“Son günlerde mide bulantısı, baş dönmesi…”
Demir anlamamıştı.
“Ne demek istiyorsun?”
Dicle hafifçe gülümsedi.
“Henüz emin değilim ama…”
Demir sabırsızlandı.
“Ne ama?”
Dicle sakin bir şekilde söyledi:
“Derin… hamile olabilir.”
Demir bir anda dondu.
“Ne?!”
Tam o sırada Derin yavaşça gözlerini açtı.
“Demir…”
Demir hemen eğildi.
“Buradayım.”
Derin hâlâ biraz sersemlemişti.
“Ne oldu?”
Demir hâlâ şoktaydı.
Dicle gülümseyerek Derin’e baktı.
“Sanırım… yakında aileye küçük bir üye daha katılabilir.”
Derin şaşkınlıkla gözlerini açtı.
“Ciddi misin?”
Demir ise hâlâ Derin’e bakıyordu.
Yüzünde hem şaşkınlık hem mutluluk vardı.
Ve yavaşça fısıldadı:
“Gerçekten… baba mı olacağım?
Derin bayıldıktan sonra Demir onu hemen kucağına aldı. Yüzünde açık bir korku vardı.
“Dicle bir şey söyle… iyi mi?” dedi panikle.
Dicle sakin kalmaya çalışıyordu ama o da endişeliydi.
“Demir önce hastaneye götürelim. Kan tahlili yapmamız gerekiyor.”
Demir hiç vakit kaybetmedi. Derin’i arabaya götürdü. Dicle de onların arkasından geldi.
Hastane
Hastaneye geldiklerinde Derin hâlâ biraz sersemlemişti. Demir onun elini hiç bırakmıyordu.
“İyi misin?” diye tekrar tekrar soruyordu.
Derin hafifçe gülümsedi.
“İyiyim… sadece biraz başım dönüyor.”
Dicle onları muayene odasına aldı.
“Şimdi Derin’den birkaç kan tahlili alacağız.”
Hemşire geldi ve Derin Hanoğlu’nun kolundan kan aldı. Derin biraz gerildi ama Demir hemen elini tuttu.
“Buradayım.” dedi yumuşak bir sesle.
Derin ona bakıp gülümsedi.
“Biliyorum.”
Kan alındıktan sonra hemşire tüpleri alıp laboratuvara götürdü.
Dicle dosyaya birkaç not yazdı.
“Sonuçların çıkması biraz zaman alacak.”
Demir hemen sordu.
“Ne kadar?”
“Yaklaşık yarım saat.”
Demir başını salladı ama sabırsız olduğu belliydi.
Bekleme salonu
Demir ve Derin hastanenin bekleme salonunda yan yana oturuyordu.
Demir sürekli ayağını sallıyordu.
Derin fark etti.
“Çok heyecanlısın.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Biraz.”
Derin onun elini tuttu.
“Demir… belki de hiçbir şey yoktur.”
Demir hemen cevap verdi.
“Ya varsa?”
Derin bir an sustu.
Demir ona baktı.
“Bir bebeğimiz olma ihtimali seni korkutuyor mu?”
Derin başını salladı.
“Hayır.”
Sonra gözleri doldu.
“Ben… aslında mutlu olurum.”
Demir yavaşça gülümsedi.
“Ben de.”
Sonra Derin’in saçlarını nazikçe okşadı.
“Belki de hayat bize yeni bir mucize veriyordur.”
Derin başını Demir’in omzuna yasladı.
“Belki.”
O sırada Dicle laboratuvara doğru yürüyordu.
Kapıyı açtı.
“Derin Hanoğlu’nun sonuçları çıktı mı?”
Laboratuvardaki görevli bilgisayara baktı.
“Evet doktor hanım.”
Sonuçları yazıcıdan çıkardı ve Dicle’ye verdi.
Dicle kâğıdı aldı.
Bir an durdu.
Gözleri sonuçların üzerinde gezindi.
Sonra yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Demek ki…”
Bekleme salonunda Demir ve Derin hâlâ sonuçları bekliyordu.
Demir saati kontrol etti.
“Bu yarım saat neden bu kadar uzun sürüyor?”
Derin gülmeye çalıştı.
“Çünkü sabırsızsın.”
Tam o sırada Dicle koridordan onlara doğru yürümeye başladı.
Elinde sonuçlar vardı.
Demir hemen ayağa kalktı.
“Dicle?”
Derin de heyecanla ona baktı.
“Sonuçlar çıktı mı?”
Dicle onların önünde durdu.
Birkaç saniye onları izledi.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Evet… çıktı.”
Demir neredeyse nefesini tutmuştu.
“Ve?”
Dicle Derin’e baktı.
Sonra Demir’e döndü.
“Size bir haberim var.”Dicle birkaç saniye Demir ve Derin’e baktı. İkisi de nefeslerini tutmuş gibi ona bakıyordu. Bekleme salonu o an sanki tamamen sessizleşmişti.
Demir sabırsızca sordu:
“Dicle… bir şey söyle.”
Dicle elindeki sonuçlara tekrar baktı, sonra başını kaldırdı ve yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.
“Derin…”
Derin’in kalbi hızlandı.
“Evet?”
Dicle yumuşak bir sesle söyledi:
“Hamilesin.”
Bir an herkes sustu.
Derin gözlerini kocaman açtı.
“Ne… gerçekten mi?”
Dicle gülümseyerek başını salladı.
“Evet. Tebrik ederim.”
Demir birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi. Sanki duyduklarını anlamaya çalışıyordu.
Sonra bir anda yüzü aydınlandı.
“Gerçekten… baba mı oluyorum?”
Dicle gülerek başını salladı.
“Evet Demir. Baba oluyorsun.”
Derin’in gözleri doldu. Elleri titriyordu.
“Demir…”
Demir bir anda Derin’e doğru yürüdü. Onu belinden tuttu ve hiç düşünmeden kucağına aldı.
Derin şaşkınlıkla gülmeye başladı.
“Demir ne yapıyorsun!”
Ama Demir onu kucağında kendi etrafında döndürmeye başladı.
“BABA OLUYORUM!”
Bekleme salonundaki birkaç kişi gülümseyerek onlara baktı.
Derin gülüyordu ama gözlerinden mutluluk gözyaşları akıyordu.
“Demir indir beni!”
Demir sonunda onu yere indirdi ama hemen yüzünü tuttu.
Gözlerinin içine baktı.
“Bana bir bebek veriyorsun…”
Derin’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Bizim bebeğimiz…”
Demir eğildi ve Derin’i sevgiyle öptü.
Uzun ve duygusal bir öpücüktü.
Sonra Demir arkasını döndü ve Dicle’ye sarıldı.
“Dicle!”
Dicle de gülüyordu.
“Tebrikler abi.”
Demir onu sımsıkı sardı.
“Amca oluyorsun diyecektim ama… sen zaten teyze oluyorsun.”
Dicle gülmeye başladı.
“Evet… teyze oluyorum.”
Derin onları izlerken hâlâ inanamıyordu.
Demir tekrar Derin’in yanına geldi ve onun ellerini tuttu.
“Şu anda dünyanın en mutlu adamıyım.”
Derin gülerek cevap verdi.
“Ben de dünyanın en mutlu kadınıyım.”
Demir eğildi ve Derin’in alnını öptü.
Sonra elini yavaşça Derin’in karnına koydu.
Henüz hiçbir şey belli değildi ama Demir’in gözleri doldu.
“Merhaba küçük…”
Derin onun bu haline bakıp gülümsedi.
“Şimdiden konuşmaya başladın.”
Demir gülerek cevap verdi.
“Tabii. Bu benim çocuğum.”
Dicle onları izlerken duygulanmıştı.
“Tamam tamam… çok duygusal oldunuz.”
Üçü de gülmeye başladı.
Ama tam o sırada hastanenin girişinde iki adam içeri girdi.
Etrafı dikkatlice inceliyorlardı.
Biri diğerine yavaşça fısıldadı:
“Patron haklıymış…”
“Demir Çelikoğlu gerçekten burada.”
Adam telefonunu çıkardı.
“Karahan’a haber ver.”