PRENSESSİM

2850 Words
Ela “baba” dedikten sonra evin içinde büyük bir sevinç yaşanmıştı. Demir hâlâ kızını kucağında tutuyordu. Gözleri parlıyordu. Küçük Ela ise babasının yüzüne bakıp gülüyordu. Demir heyecanla konuştu: “Derin… gerçekten bana baba dedi.” Derin gülerek başını salladı. “Evet dedi. Hem de iki kere.” Demir kızının yanağını öptü. “Benim akıllı kızım.” Ela küçük elleriyle Demir’in yüzünü tutmaya çalıştı. Derin telefonunu aldı. “Dur bir dakika.” Demir merakla baktı. “Ne yapıyorsun?” Derin gülerek cevap verdi: “Bu anı kaydetmemiz lazım.” Telefonun kamerasını açtı. “Ela… babana söyle.” Demir de kızına bakarak konuştu. “Prensesim söyle bakalım.” Ela dudaklarını oynattı. Sonra yine küçük sesiyle söyledi: “Ba… ba…” Derin gülmeye başladı. “Kaydettim!” Demir mutlu bir şekilde güldü. “Bunu Dicle’ye gönderelim.” Derin hemen videoyu Dicle’ye gönderdi. Birkaç dakika sonra Telefon çaldı. Arayan Dicle idi. Derin telefonu açtı. Dicle’nin sesi heyecanlıydı. “Ela gerçekten baba mı dedi?” Derin gülerek cevap verdi. “Evet.” Dicle sevinçle konuştu. “Benim yeğenim konuşmaya başlamış!” Arkadan Emre’nin sesi geldi. “Ne olmuş?” Dicle heyecanla söyledi: “Ela baba demiş!” Emre de güldü. “Demir şimdi çok havalanır.” Demir telefonu aldı. “Tabii ki havalanırım.” Dicle gülüyordu. “Abi seni geçecek yakında.” Demir kızına bakarak konuştu. “Geçsin. Yeter ki mutlu olsun.” O gece Gece olduğunda Ela uyumuştu. Derin ve Demir balkonda oturuyordu. Hava serindi. Derin sakin bir sesle konuştu. “Hayatımız çok değişti.” Demir başını salladı. “Evet.” Bir süre sessiz kaldılar. Demir Derin’in elini tuttu. “İyi ki varsın.” Derin gülümsedi. “Sen de.” Demir gökyüzüne baktı. “Bir gün Ela büyüyecek.” Derin merakla sordu. “Sonra?” Demir gülerek cevap verdi. “Bize yine baba ve anne diye seslenecek.” Derin başını Demir’in omzuna yasladı. Evlerinin içinde küçük Ela uyurken, onların hayatı her geçen gün daha da güzelleşiyordu. Aradan birkaç hafta daha geçmişti. Ev yine hareketliydi. Küçük Ela artık daha hareketli bir bebek olmuştu. Sürekli dönmeye, oyuncaklarına ulaşmaya çalışıyordu. Bir sabah Derin mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Salondan Ela’nın küçük sesleri geliyordu. “Ba… ba…” Derin gülümseyerek kendi kendine konuştu. “Babası yokken de baba diyor.” Tam o sırada kapı açıldı. Demir içeri girdi. Derin şaşırdı. “Bugün erken geldin.” Demir ceketini çıkarırken cevap verdi: “Bugün büroda işler biraz erken bitti.” Sonra salondan gelen sesi duydu. “Ba… ba…” Demir gülerek salona yürüdü. Ela yerdeki oyun minderinde yatıyordu. Babası gelince hemen ellerini sallamaya başladı. Demir eğilip onu kucağına aldı. “Benim prensesim yine baba mı diyor?” Ela babasının yüzüne bakıp yine söyledi: “Baba.” Demir gülmeye başladı. “Artık alıştım buna.” Derin mutfaktan seslendi: “Kahvaltı hazır.” Demir Ela’yı kucağında tutarak mutfağa geldi. Derin onları görünce gülümsedi. “Baba kız ayrılmıyor.” Demir sandalyeye oturdu. “Hiç ayrılmayacağız.” Aynı gün Öğleden sonra telefon çaldı. Arayan Dicle idi. Derin telefonu açtı. “Dicle?” Dicle’nin sesi biraz heyecanlıydı. “Derin… bugün kontrolüm vardı.” Derin meraklandı. “Nasıl geçti?” Dicle gülerek söyledi: “Bebeğin kalp atışlarını duyduk.” Derin sevindi. “Gerçekten mi?” Dicle heyecanla konuştu. “Evet… çok güçlü atıyordu.” Tam o sırada telefona Emre geçti. “Derin… baba olmak çok garip bir his.” Derin gülerek cevap verdi: “Alışırsın.” Emre de gülüyordu. “Demir nerede?” Derin cevap verdi: “Ela’yla oynuyor.” Emre kahkaha attı. “Demir tam bir baba oldu.” Akşam Akşam olduğunda Demir, Derin ve Ela salonda oturuyordu. Demir yerde oturmuştu. Ela onun dizlerine tutunmaya çalışıyordu. Bir anda küçük kız dizlerini yere bastı ve ayağa kalkmaya çalıştı. Derin heyecanlandı. “Demir!” Demir şaşkınlıkla baktı. “Ne oldu?” Derin Ela’yı gösterdi. “Bak!” Ela babasının dizlerine tutunmuştu. Yavaş yavaş ayağa kalkmaya çalışıyordu. Demir hemen ellerini uzattı. “Gel prensesim.” Ela biraz sallandı ama düşmedi. Derin heyecanla konuştu: “İlk defa ayağa kalkıyor.” Demir gülüyordu. “Benim güçlü kızım.” Ela babasına bakıp yine söyledi: “Baba…” Demir kızını kucağına aldı. “Bir gün yürüyüp bana doğru geleceksin.” Derin gülerek cevap verdi: “O gün sen ağlayacaksın.” Demir başını salladı. “Kesin.” Evde yine mutlu ve huzurlu bir akşam yaşanıyordu. Ama kimse bilmiyordu ki… önlerindeki günler yeni sürprizler ve büyük değişimler getirecekti. ✨ Aradan birkaç hafta daha geçti. Küçük Ela artık daha da hareketli olmuştu. Sürekli emekliyor, evin içinde her yere gitmeye çalışıyordu. Bir sabah Derin salonda oturmuş Ela’yı izliyordu. Ela oyuncak ayısına doğru emekliyordu. Derin gülerek konuştu: “Yavaş prenses.” Tam o sırada kapı açıldı. Demir içeri girdi. Üzerinde yine takım elbisesi vardı ama bu sefer yüzünde bir gülümseme vardı. “Ben geldim.” Ela babasının sesini duyunca başını çevirdi. Sonra heyecanla ellerini yere vurdu. “Ba… ba…” Demir gülerek eğildi. “Babası burada.” Derin gülümseyerek onları izliyordu. Demir yere oturdu ve kollarını açtı. “Gel bakalım.” Ela emekleyerek babasına doğru gitmeye başladı. Derin heyecanla konuştu: “Bak sana geliyor.” Ela küçük küçük emekleyerek Demir’in yanına ulaştı. Demir onu hemen kucağına aldı. “Benim akıllı kızım.” Ela babasının yanağını tuttu. Derin gülerek söyledi: “Artık seni görünce hemen geliyor.” Demir gururla cevap verdi: “Babasıyım sonuçta.” Aynı gün öğleden sonra Telefon çaldı. Arayan Dicle idi. Demir telefonu açtı. “Dicle?” Dicle’nin sesi heyecanlıydı. “Abi sana bir şey söyleyeceğim.” Demir meraklandı. “Ne oldu?” Dicle gülerek söyledi: “Bugün doktora gittik.” Demir hemen sordu: “Bebek iyi mi?” Dicle mutlu bir sesle cevap verdi: “Evet… ve bir şey daha öğrendik.” Demir meraklandı. “Neyi?” Dicle heyecanla söyledi: “Bebeğimiz erkek olacak.” Demir gülmeye başladı. “Gerçekten mi?” Dicle de gülüyordu. “Evet.” Tam o sırada telefona Emre geçti. “Demir dayı oluyorsun.” Demir kahkaha attı. “Ben zaten dayıydım ama şimdi daha heyecanlı oldu.” Derin de yanına gelmişti. “Ne oldu?” Demir gülerek söyledi: “Dicle’nin oğlu olacak.” Derin sevindi. “Gerçekten mi?” Demir başını salladı. “Evet.” Derin gülerek konuştu: “Ela’nın bir kuzeni olacak.” Ela sanki konuşmaları anlamış gibi gülmeye başladı. Demir kızına bakarak söyledi: “Kuzenin geliyor prenses.” Akşam Akşam olduğunda Demir yerde oturmuş Ela ile oynuyordu. Ela bir anda babasının dizine tutundu. Sonra küçük ayaklarını yere bastı. Derin heyecanla konuştu: “Demir!” Demir şaşkınlıkla baktı. Ela yavaşça ayağa kalkmıştı. Demir hemen ellerini uzattı. “Gel.” Ela bir adım atmaya çalıştı. Ama dengesini kaybedince Demir onu tuttu. Derin gülmeye başladı. “Az kaldı.” Demir kızını kucağına aldı. “Yakında yürümeye başlayacak.” Ela babasına bakıp yine söyledi: “Baba.” Demir gülerek cevap verdi: “Evet babası burada.” Derin onları izlerken gülümsüyordu. Evde yine sevgi, kahkaha ve mutluluk vardı.Aradan birkaç gün geçmişti. Demir’in bürosunda işler çok yoğunlaşmıştı. Çünkü Demir çok zor ve büyük bir dava almıştı. Dosyalar masanın üzerinde üst üste duruyordu. Akşam olmuştu ama Demir hâlâ ofisteydi. Masasının üzerinde açık dosyalar, notlar ve bilgisayar vardı. Gözlerini ovuşturdu ve derin bir nefes aldı. Kendi kendine mırıldandı: “Bu davayı kazanmam lazım.” Saatine baktı. Gece 23:40 olmuştu. Telefonunu eline aldı. Derin’i aradı. Telefon birkaç saniye sonra açıldı. Derin: “Demir?” Demir yorgun bir sesle konuştu. “Bugün eve gelemeyeceğim.” Derin biraz sessiz kaldı. “Yine mi?” Demir üzgün bir şekilde cevap verdi. “Bu dava çok zor Derin. Karşı taraf çok güçlü.” Derin sakin bir sesle konuştu. “Anlıyorum.” Tam o sırada telefondan küçük bir ses geldi. “Ba… ba…” Demir bir anda durdu. “Ela mı o?” Derin gülümsedi. “Evet. Seni arıyor.” Demir’in sesi yumuşadı. “Ver bana.” Derin telefonu Ela’ya yaklaştırdı. Ela telefona bakarak tekrar söyledi: “Baba.” Demir’in yüzünde bir gülümseme oluştu ama gözlerinde yorgunluk vardı. “Babası çalışıyor prenses.” Ela yine küçük bir ses çıkardı. Derin yavaşça konuştu: “Ela bugün seni bekledi.” Demir sessiz kaldı. “Biliyorum…” Sonra yavaşça ekledi: “Bu dava bitince söz… size daha çok zaman ayıracağım.” Derin sakin bir sesle cevap verdi. “Biz seni bekleriz.” Demir biraz daha konuşmak istedi ama dosyalara baktı. “Çalışmam lazım.” Derin başını salladı. “Tamam.” Telefon kapandı. Gece – Büro Demir masasında oturuyordu. Dosyaları inceliyordu. Saat gece 02:30 olmuştu. Büro tamamen sessizdi. Demir gözlerini kapattı. Aklına Derin ve Ela geldi. Ela’nın “baba” dediği an… Derin’in gülüşü… Derin bir nefes aldı ve tekrar dosyaya baktı. “Bunu onların geleceği için yapıyorum.” Sonra tekrar çalışmaya başladı. Aynı gece – Ev Derin Ela’yı kucağında tutuyordu. Ela yavaş yavaş uyuyordu. Derin kızının saçlarını okşadı. “Baban çok çalışıyor.” Ela gözlerini kapattı. Derin kızını beşiğine yatırdı. Sonra balkona çıktı ve gökyüzüne baktı. Sessizce fısıldadı: “Demir… kendini çok yorma.” Ev sessizdi. Ama o gece Demir ofiste, Derin ve Ela ise evde birbirlerini özleyerek uykuya dalmıştı. 🌙Gece çok geç olmuştu. Demir hâlâ ofisteydi. Masasının üzerinde onlarca dosya vardı. Bilgisayarın ışığı yüzünü aydınlatıyordu. Saat sabaha karşı 04:15 olmuştu. Demir gözlerini ovuşturdu. Yorgundu ama çalışmaya devam ediyordu. Tam o sırada telefonu titreşti. Ekranda Derin yazıyordu. Demir hemen açtı. “Derin?” Derin’in sesi biraz uykulu geliyordu. “Uyumadın mı hâlâ?” Demir dosyalara bakarak cevap verdi. “Biraz daha çalışmam lazım.” Derin sessiz kaldı. Sonra yumuşak bir sesle konuştu. “Demir… kendini bu kadar yorma.” Demir gülümsemeye çalıştı. “Az kaldı.” Tam o sırada telefondan küçük bir ses duyuldu. “Ba… ba…” Demir hemen gülümsedi. “Prensesim uyanmış.” Derin hafifçe güldü. “Sen yokken seni arıyor.” Demir’in yüzünde hem mutluluk hem de biraz hüzün vardı. “Onu öp benim için.” Derin Ela’yı kucağına aldı. “Kızım… babanla konuş.” Ela telefona bakıp yine söyledi: “Baba.” Demir’in gözleri doldu. “Babası çalışıyor ama seni çok seviyor.” Derin sakin bir sesle konuştu. “Biz de seni seviyoruz.” Demir derin bir nefes aldı. “Bu dava bitsin… size söz veriyorum birkaç gün izin alacağım.” Derin gülümsedi. “Bekleriz.” Telefon kapandı. Sabah Sabah güneşi doğmuştu. Derin mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Ela mama sandalyesinde oturuyordu. Ela kaşığa uzanmaya çalışıyordu. Derin gülerek konuştu. “Sabırsız kız.” Ela küçük bir kahkaha attı. Tam o sırada kapı açıldı. Demir eve gelmişti. Yorgun görünüyordu ama gözlerinde sıcak bir ifade vardı. Derin şaşırdı. “Demir?” Demir yorgun bir gülümsemeyle konuştu. “Biraz dinlenmeye geldim.” Ela babasını görünce hemen heyecanlandı. “Ba… ba…” Demir yavaşça yanlarına geldi. Kızını kucağına aldı. “Benim prensesim.” Ela babasının yüzünü tuttu. Demir gözlerini kapattı. “Bunu çok özledim.” Derin onları izliyordu. “Biraz uyumalısın.” Demir başını salladı. “Ama önce biraz Ela’yla vakit geçireceğim.” Ela babasının gömleğini tutmuştu. Demir gülerek söyledi: “Bak… bırakmıyor beni.” Derin de gülümsedi. “Çünkü seni çok seviyor.” O sabah yorgun ama sevgi dolu bir sabah olmuştu. Ama Demir’in bilmediği bir şey vardı… Bu zor dava henüz bitmemişti ve yakında hayatlarını etkileyebilecek yeni olaylar ortaya çıkacaktı.Sabahın yorgunluğu Demir’in yüzünden okunuyordu. Demir, Ela’yı biraz sevdikten sonra odasına gitmişti. “Biraz dinleneceğim” demişti. Derin ise mutfağa geçmişti. Demir için hafif bir yemek hazırlamak istiyordu. Çünkü bütün gece çalıştığını biliyordu. Ocakta çorba kaynıyordu. Derin bir yandan da Ela’yı kontrol ediyordu. Ela mama sandalyesinde oturmuş oyuncak kaşığıyla oynuyordu. Derin gülümseyerek konuştu: “Babana güzel bir yemek hazırlıyoruz.” Bir süre sonra yemek hazır oldu. Derin mutfaktan seslendi: “Demir!” Ama cevap gelmedi. Derin tekrar seslendi: “Demir?” Ev sessizdi. Derin kaşığı bıraktı. “Herhalde uyudu.” Ela’ya baktı. “Geliyorum kızım.” Sonra odanın kapısına doğru yürüdü. Kapıyı yavaşça açtı. Demir yatakta uzanıyordu. Ama hiç hareket etmiyordu. Derin önce sessizce yaklaştı. “Demir…” Cevap yoktu. Derin biraz daha yaklaştı. “Demir, yemek hazır.” Yine cevap gelmedi. Derin’in kalbi hızlanmaya başladı. Demir’in yüzü çok solgun görünüyordu. Derin endişeyle yanına oturdu. “Demir?” Elini Demir’in alnına koydu. Bir anda korkuyla geri çekildi. “Demir… ateşin var!” Demir gözlerini zorla açtı. “Derin…” Sesi çok yorgundu. Derin’in gözleri doldu. “Sen hastasın!” Demir zayıf bir gülümsemeyle konuştu. “Bir şeyim yok…” Derin hemen başını salladı. “Hayır var.” Derin ayağa kalktı. “Bir dakika.” Hemen salona koştu. Telefonunu aldı. Dicle’yi aradı. Telefon açıldı. “Dicle!” Dicle’nin sesi geldi. “Ne oldu?” Derin panikle konuştu. “Demir’in ateşi var… çok kötü görünüyor.” Dicle hemen ciddileşti. “Ben ve Emre hemen geliyoruz.” Derin telefonu kapattı. Sonra tekrar odaya koştu. Demir gözlerini kapatmıştı. Derin hemen yanına oturdu. Elini tuttu. “Demir… uyanık kal.” Demir yavaşça gözlerini açtı. Derin’in gözlerinde korku vardı. “Bir şey olmayacak… tamam mı?” Demir zayıf bir sesle konuştu. “Derin…” Derin onun elini daha sıkı tuttu. “Buradayım.” O sırada salondan küçük bir ses geldi. Ela babasının odasının kapısına doğru emeklemişti. Kapının önünde durup küçük sesiyle söyledi: “Baba…” Derin kızına baktı. Sonra tekrar Demir’e döndü. Kalbi korkuyla atıyordu. Ama tek düşündüğü şey vardı: Demir iyi olmalıydı.Derin Demir’in elini sıkıca tutuyordu. Kalbi korkuyla çarpıyordu. “Demir… birazdan Dicle ve Emre gelecek.” Demir gözlerini zorla açık tutmaya çalıştı. “Derin… iyiyim.” Derin başını hemen salladı. “Hayır değilsin.” Tam o sırada kapı zili çaldı. Derin hızla ayağa kalktı. “Onlar geldi.” Kapıya koştu. Kapıyı açtığında Dicle ve Emre aceleyle içeri girdiler. Dicle hemen sordu: “Abi nerede?” Derin endişeyle cevap verdi: “Odasında.” Üçü birlikte hemen odaya gittiler. Emre yatağın yanına geldi ve Demir’e baktı. “Demir… beni duyuyor musun?” Demir gözlerini açtı. “Emre…” Emre hemen Demir’in alnına dokundu. “Gerçekten ateşi çok yüksek.” Dicle de çok endişelenmişti. “Abi neden bu kadar çalıştın?” Demir yavaşça konuştu. “Dava…” Emre başını salladı. “Şu an davayı düşünmeyi bırak.” Çantasından ateş ölçer çıkardı. Bir süre sonra ekrana baktı. “39 derece.” Derin korkuyla sordu: “Bu çok mu kötü?” Emre sakin bir sesle konuştu. “Yorgunluk ve uykusuzluk yapmış olabilir.” Sonra Demir’e baktı. “Son kaç gündür doğru düzgün uyumadın?” Demir cevap verdi. “İki gün…” Dicle hemen konuştu. “Abi bu normal değil.” Emre çantasından bir iğne hazırladı. “Bu ateşini düşürecek.” Demir biraz gülümsedi. “Doktorlar evime geldi.” Dicle kaşlarını kaldırdı. “Şaka yapacak halde değilsin.” Emre iğneyi yaptı. “Birazdan ateşin düşecek.” Derin hâlâ Demir’in yanında duruyordu. Onun elini bırakmıyordu. Tam o sırada kapının önünden küçük bir ses geldi. “Ba… ba…” Herkes kapıya baktı. Küçük Ela emekleyerek gelmişti. Kapının önünde durmuş babasına bakıyordu. Derin hemen kızını kucağına aldı. “Gel bakalım.” Ela babasına doğru elini uzattı. “Baba…” Demir yorgun ama sıcak bir gülümsemeyle kızına baktı. “Prensesim…” Ela babasına doğru uzanmaya çalıştı. Emre gülerek konuştu: “Sanırım hastanın en iyi ilacı bu.” Dicle de gülümsedi. “Evet.” Derin Ela’yı Demir’e yaklaştırdı. Ela küçük eliyle babasının yüzüne dokundu. Demir gözlerini kapatıp kızının elini tuttu. Derin yavaşça fısıldadı: “İyileşmen gerekiyor.” Demir gözlerini açtı. Derin’e ve kızına baktı. “İyileşeceğim.” O odada o an endişe vardı… ama aynı zamanda büyük bir sevgi de vardı. Emre iğneyi yaptıktan sonra Demir biraz rahatlamıştı. Derin hâlâ yatağın kenarında oturuyordu. Demir’in elini bırakmıyordu. Yüzünde hâlâ endişe vardı. Emre Demir’e bakarak konuştu: “Biraz dinlenmen gerekiyor. En az birkaç gün.” Demir yavaşça başını salladı. “Büroda işler var…” Dicle hemen araya girdi. “Abi yine iş diyorsun.” Emre de ciddi bir şekilde konuştu: “Demir, vücudun artık dinlenmek istiyor. Eğer kendine dikkat etmezsen daha kötü olabilir.” Derin de yavaşça konuştu. “Lütfen biraz dinlen.” Demir Derin’in gözlerine baktı. Onun gerçekten korktuğunu fark etti. Yumuşak bir sesle cevap verdi: “Tamam.” Derin biraz rahatladı. Bir süre sonra Emre ve Dicle salona geçtiler. Ela yerde oturmuş oyuncaklarıyla oynuyordu. Dicle eğilip Ela’yı kucağına aldı. “Benim güzel yeğenim.” Ela gülmeye başladı. Emre de gülerek konuştu: “Demir gerçekten çok yorulmuş.” Derin iç çekti. “Evet… son günlerde neredeyse hiç uyumadı.” Dicle Derin’in omzuna dokundu. “Merak etme. Biraz dinlenince iyi olacak.” Birkaç saat sonra Demir uyuyordu. Ateşi biraz düşmüştü. Derin sessizce odaya girdi. Demir’i kontrol etti. Sonra yanına oturup saçlarını hafifçe okşadı. Fısıldadı: “Bizi korkuttun.” Tam o sırada Demir yavaşça gözlerini açtı. “Derin…” Derin hemen yaklaştı. “Uyandın mı?” Demir yorgun ama daha iyi görünüyordu. “Biraz daha iyiyim.” Derin gülümsedi. “Çorba yaptım.” Demir hafifçe gülümsedi. “Senin çorban her şeyi iyileştirir.” Derin ona yardım ederek oturmasını sağladı. Tam o sırada kapıdan küçük bir ses geldi. “Ba… ba…” Küçük Ela emekleyerek odaya gelmişti. Derin gülmeye başladı. “Bak seni kontrol etmeye geldi.” Demir kollarını açtı. “Gel prensesim.” Ela emekleyerek babasına doğru geldi. Demir kızını dikkatlice kucağına aldı. Ela babasının gömleğini tuttu. Demir gülerek konuştu: “Ben iyiyim.” Derin onları izliyordu. O an Derin’in içindeki korku biraz azalmıştı. Ama yine de içinden bir şey söylüyordu: Demir artık bu kadar kendini yormamalıydı. Evde yine sevgi dolu bir sessizlik vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD