Sabahın erken saatlerinde gözlerimi araladım. Gün henüz aydınlanmamıştı ve odada hafif bir karanlık hakimdi. Başımda alkolün etkisiyle bir zonklama vardı. Gözlerimi hafifçe açıp etrafa baktığımda, tanımadık bir odanın içinde olduğumu fark ettim. Nefesim bir an kesildi. Kalbim hızla çarparken, çarşafın tenime değdiğini hissettiğim o an yatakta çıplak olarak yattığımı anladım.
Etrafa göz gezdirdim, odanın içindeki her şey bana yabancıydı. Gözlerimi kırpıştırdım, başımda bir ağırlık ve kalbimde bir sıkışma hissiyle yanıma döndüm. "Neler oluyor!" diye düşünürken yanımda yatan adama baktım, "Aman Tanrım! her şey gerçekti!" Bu bir rüya değildi. Demir... Onunla gerçekten bir gece geçirmiştim.
İçimde bir utanç dalgası kademeli olarak yükseldi. Hayatımda böyle bir şey asla yapacak biri değildim. Tanımadığım bir adamla tek gecelik ilişki... Bu ben değildim. Yanımda uyuyan Demir’e bir kez daha baktım. Derin bir uykudaydı, nefesi düzenli, yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Dürüst olmak gerekirse, yakışıklıydı. Çok yakışıklı. Hatta bir süre onu sadece izledim, yüzündeki her bir detayı inceledim. Biçimli kaşları, hafif dağınık saçları, güçlü çenesi... Geceyle ilgili silik anılar beynimde bir bir canlanmaya başladı. Muhteşem bir geceydi. Ama…
Onat... Lena... Bir anda her şey geri geldi. Kalbim göğüs kafesimi zorlayarak şekilde hızlıca çarpmaya başladı. Ne yapmıştım ben? Hem de neden? Kendime ne kadar kırgın olursam olayım, bu yaptığım şey doğru muydu? Kendime kızmaya başladım. “Burada ne işim var benim?” diye fısıldadım, kimseye söylemeye cesaret edemeyeceğim bir sırrı kendi kendime itiraf eder gibi.
"Kaçmalıyım. HEMEN!"
Demir’in uyanmasından korkarak sessizce yatağın kenarına doğru kaydım. Loş ışıkta kıyafetlerimi aramaya başladım, ama her biri odanın farklı bir köşesine savrulmuştu. Ayakkabım yatağın altındaydı, elbisem koltuğun üzerine atılmıştı. Kalbim çılgınca atıyordu, odanın içinde sağa sola bakınıyordum. Tüm geceyi zihnimde tekrar oynatmaya çalışıyordum. Nasıl bu kadar hızlı gelişmişti her şey? Neden? Ama içimdeki bir ses bana gecenin mükemmel olduğunu fısıldıyordu. O anın tadını çıkarmıştım, öyle ya da böyle. Fakat... Bir an önce buradan toz olmalıydım.
Kıyafetlerimi toplarken, Demir’in hareket ettiğini fark ettim. Bir an nefesimi tuttum. Uyanmasından korkuyordum. Onunla yüzleşmeye hazır değildim. Bu kadar savunmasızken, bu kadar mahrem bir andan sonra ona ne diyebilirdim ki?
“Teşekkürler, harikaydı ama gitmeliyim,” mi? Kendime bu kadar yabancılaşmıştım.
Elbisemi hızla giydim, yatağın kenarındaki ayakkabımı çekiştirirken kendime sürekli kızıyordum. "Karen, nasıl böyle bir şey yaparsın? Dünkü sen, bugünkü sen değilsin," diye fısıldadım kendime. Daha fazla düşünmemem gerekiyordu. Sadece çıkmalıyım. Bu odadan, bu geceden ve yaptığım her şeyden kaçmalıyım.
Kapıya doğru yöneldim ama içimden bir ses beni durdurdu. Omzumun üzerinden arkama baktım. Demir yatakta, sessizce uyuyordu. Komodine baktım. Sessiz hareketlerle cüzdanımı çantamdan çıkardım içindeki birkaç büyük banknotu elime aldım. Parmaklarımın ucunda olay yerine doğru yürüdüm ve parayı komodinin üzerine bıraktım. Sonuçta iyi bir hizmet almıştım değil mi?!
Arkamı dönecekken Demir'in kıpırdandığını gördüm. Sadece sessizce kıpırdamadan durdum. İçimden çığlıklar atıyordum. "Lütfen uyanmasın, Lütfenn!"
Otel odasından çıktığımda kalbim hala deli gibi çarpıyordu. Sanki otelden kaçıyormuş gibi hızlı adımlarla uzaklaştım. Ne hissettiğimi bilmiyordum. Kafam karmakarışıktı.
Dışarı çıktığımda önce soğuk olan havayı hissettim yüzümde. Daha sonra ise arabamı nereye park ettiğimi hatırlamaya çalıştım. Bara taksiyle geldiğimi, buraya da demirle koşar adımlarla geldiğimiz anları bir bir anımsadım ve büyükçe bir utanç dalgası vücudumu sardı. Isındığımı hissettim. Hemen bir taksi çağırdım. Bu kadar kolay mıydı? Bu kadar basit mi? Adı dışında kim olduğunu asla bilmediğim bir adamla harika bir gece geçirmiştim. İnanılmazdı, evet. Ama aynı zamanda korkutucuydu. Bunu gerçekten ben mi yapmıştım? Yıllarca birine aşık olmayı bekleyip, şimdi bir gecelik bir maceraya mı atılmıştım?
Dönüş yolunda pişmanlık ve dalgınlık içinde geçen kısa yolculuğumun sonunda evime ulaştım. İçeri adım atarken, Lena'nın Onat’la birlikte evde kalacağını söylediğini hatırladım. Bu yüzden evde kimsenin olmayacağını bilerek rahatlamıştım; bir bahane bulmam gerekmiyordu.
Hangi duyguları yaşadığımı bile anlamadan, hemen kendimi duşa attım. Sıcak suyun altında, dün gece yaşadıklarımı tekrar tekrar düşündüm. Demir... O dudaklar, elleri... Her şey mükemmel görünüyordu o an. Ama şimdi? Şimdi ne yapacağım? Bunu bir sır olarak mı saklayacağım? Yoksa Lena’ya mı anlatacağım? Beni yargılar mıydı?
Düşünceler başımı döndürüyor, kafamda bir karmaşa yaratıyordu. Duşta normalden daha uzun vakit geçirdiğimi çıktığımda fark ettim. Telefonu elime aldığımda Lena’dan 4 cevapsız çağrı ve 10 tane okunmamış mesaj geldiğini gördüm.
Mesajları açmadan önce, şaşkınlıkla "Neler oluyor?" diye fısıldadım. İçimdeki belirsizlik ve sıkışıklık, bu karmaşadan bir an önce çıkmak istediğimi gösteriyordu. Mesajları okudum:
Lena: “Karen, neredesin? Biz Onat’la eve geliyoruz.”
Lena: “Karen, lütfen bana geri dön. Merak ediyorum, her şey yolunda mı?”
Lena: “Neredesin sen? Müsait misin? Müsait değilsen biraz yolda oyalanırız.”
Bir anda mesajları okurken tüm vücudumda şok etkisi hissettim. Hemen mi geliyorlardı?! Ne yapacağımı bilemedim. Sanki her şey aniden karmaşaya dönmüş gibiydi. “Hayatımda nasıl bir karmaşaya düştüm?” diye düşündüm, ellerimi yüzüme geçirdim.
Kalbim hızla çarpıyordu. Dün gece geçirdiğim anılar, Demir ile olan her şey hem çok güzel hem de karmaşıktı. Sakince durup düşünmeye ihtiyacım olan bir anda Lena ve Onat’ın eve gelmesi işimi daha da zorlaştırıyordu.
Hızla cevap yazdım Lena'ya: "Müsaitim, duştaydım, görmemişim. Gelin tabii."
Kapıyı açtığımda, Lena ve Onat karşımdaydı. İkisi de şaşkınlıkla içeri girdiler.
“Karen! Nerelerdeydin hayatım?” dedi Lena, bana kocaman sarılırken. “Cevap vermeyince korktum bir an,” diye ekledi.
Hafifçe gülümseyip sarılışına karşılık verdim. Onat da Lena'nın arkasından:
“Nasılsın, merak ettik seni,” dedi.
“İyiyim ben,” dedim ama sesim yorgun ve bitkin çıkmıştı.
“Biz seninle bir kahve mi yapsak acaba?” dedi Lena, meraklı gözlerle bana bakarken. Başımı evet anlamında salladım ve Lena mutfağa doğru yöneldi. Ben de peşinden gittim ve sandalyeyi çekip oturdum. Kalbim yeniden hızla çarpmaya başladı. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Şu an onlara normalmiş gibi mi davranmalıydım? Dün gece olanları nasıl saklayacaktım?
Lena, kahve makinesini çalıştırıp yanıma oturdu. Gözleri bir an bana takıldı, yüzüme dikkatlice bakarken kaşlarını çattı. “Karen, iyi misin? Sen... biraz farklı görünüyorsun,” dedi.
Onat da o sırada kapıda belirdi ve bakışlarını bana çevirdi. “Evet, bir şey mi oldu?”
Sözler boğazımda düğümlendi.