"Tavşanınız hırçın değilse, iki elinizle tutun. Sol elinizle boynundan ve sırtından destek verin. Sağ elinizle kuyruğunu çok hafif çekin. Bu işlemi asla ayakta yapmayın. Tavşanınız ani bir sıçramayla yüksekten düşüp bir yerini kırabilir. "E ama sen böyle anlatırsan ben bu evi tavşan yuvasına çevirmez miyim delikanlı? O tavşanlara her baktığımda sen gelmez misin peki aklıma? Hoş zaten hiç çıkmıyorsun da.”
"Eğer bir gün tavşan almaya karar verirsen, bu video verimli olabilir. Ama bir gün, yani şimdi değil." kız Allah seni kahretmesin yediğim suntaya benzeyen yulaflar boğazıma kaçıyordu ya.
"Helal helal." Bu kız benim elimde kalacaktı ciddi ciddi. Çünkü artık canıma da kastetiyordu zilli!
"Ne sinsi sinsi arkamdan yaklaşıyorsun sen ya?" diye kükredim öksürüklerimin arasından bu sevimsiz şeye. Sevimsiz şey şu an benim sincaplarımın babasının sözünü kesen zat. Bir de...
"O saçla balkona filan çıkma sen. Maazallah kuşlar kafanın sağına topladığın saç yumağını görüp yuvayı dişinin âlâsı yapmış diye kafana tünerler." esprime iğrenç bir şey söylemişim gibi bakmaya devam eden arkadaşıma ilkokul birinci sınıftan kalma alışkanlıklarımdan dil çıkarma eylemini yaptım. Aramızda ki ilişkiyi anlatmama gerek yok, görüyorsunuz. Keşke böyle bir şeye maruz kalmasanız tabi ama elimden bir şey gelmiyor ne yazık ki. Artık siz de bizi mazur görün.
Ardından hiçbir şey olmamış gibi hoş seslime çevirdim bakışlarımı, Mehtap su ise geceden kalma olduğunu belli edercesine esneye esneye başını koltuğun kenarına dayadı. Bu kız hiçbir zaman anlamayacaktı sanırım alkolün kadehteki gibi doğru durmayacağını. Bunun ilerde ki çocuklarına filan acıyordum vallahi. Çünkü dünyaya gelirken onlara sorulması taraftarıyım ben. Nasıl bir anne taşıyacaktı onları bilsinlerdi. Ay keşke böyle bir şey mümkün olsaydı keşke.
Dakikalarca hoş seslimin bize bahşettiklerini depoluyorum beynime. Bir C vitamini bir sen. ahh!
Ben kendimi belgesele kaptırmış, sanki daha önce hiç tavşan görmemiş gibi ekrana kilitlenirken Mehtap su'nun sesini duydum. Meğer bana soru soruyormuş.
“Kızım duyuyor musun beni?"
"Hı.. Ha.. Ne dedin?"
"Zeynep yemin ederim iyi değilsin." dedi tekrar bana bakarak. Sen ne diyorsun be Mehto, benim durum dertler derya olmuş bende bir sandal modun da açık kaldı. Derdimin dermanı da yalnızca tek bir kişide vardı işte.
"Artık kendini nasıl kaptırdıysan tavşan belgeselin de ne sorduğumu duymuyorsun bile." sinsice sırıttım. Sanki bilmiyordu?
"Sence tavşanlara mı kaptırdım kendimi?"
"Sapıksı varlık.” Diyerek yüzünü buruşturduğunda yeniden araladı pembe dudaklarını. “Bugün işe gitmeyecek misin sen de böyle bey babalar gibi koltuğa yayılmışsın."
Bu sefer sıkıntıyla ofluyorum işte. "Gideceğim," dedim bana bakan arkadaşıma, "Gideceğim de hiç gidelim yok. Bugün bölge sorumlusu gelecek mağazaya. Karşılaşmamak için bir iki saat izin aldım. Umarım izin aldığım saat aralıklarında gelir gider de yeniden karşılaşmak zorunda kalmam. Çünkü cidden artık sıkıyor ve ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum."
Mehtap kaşlarını çattı. "Bölge sorumlusu kimdi ya?" diye sorduğunda elimi kulaklarımın arkasına götürüp, öne doğru çektirdim. Kesinlikle kepçeydim şu an. E tabi ben böyle yapınca benim zehir zemberek arkadaşım anladı kim olduğunu.
"Ha Ender?" dedi bilerek.
"Evet, ta kendisi."
"Şuna ayarını tam veremedin sen, tabi o da alıyor gazı."
"Ayarını tam veremedim mi?" diye hayretler içinde bakakaldım Mehtap ' a hemen doğruldum tabi. "Ya ben daha adama ne yapabilirim benden uzak durması için? Adama sahte düğün davetiyemi götürdüm be! O da yetmedi sahte nikâh cüzdanı bastırıp götürdüm! Daha ben ne yapayım Mehtap? Laftan sözden anlamıyor. Tabi bunları gerçeğe dökemediğim için oluyor tüm bunlar."
Mehtap duyduklarıyla kaşlarını çattı. “Ne demek kız o?” diye sorduğunda oturduğum yerden doğrulup cevap vermek için araladım dudaklarımı.
“Şöyle ki bir erkek yani bir erkek kafası daha doğrusu bir kadının hayır demesinden anlamaz. Naz yapıyoruz sanırlar. Neden böyle düşündüklerini hiç sorma çünkü onların beyinlerinin kıvrımları bile bizimkinden çok farklı. Ama mesela istediği o kadının yanında yöresinde bir erkek görsün sanki çok saygılıymış gibi uzaklaşır kadının çevresinden. Çünkü bu erkeklerin zihniyeti bu. Kadın istemediği için vazgeçmezler hayır dediği için vazgeçmezler ama sırf kendi cinsi o kadınla diye çekilirler. Bir erkek bir erkekle münakaşaya girmek istemez. Özellikle bu konuda.” Art arda sıraladığım cümlelerimden sonra derin bir nefes alıp kollarımı göğsümde bağlayıp derin bir nefes aldım. Ağzım yorulmuştu vallahi. İşte ben çok sinirlenince ağzım bir makinalı tüfeğe dönüşüyordu. Ve ben ne yaparsam yapayım kapatamıyordum.
Mehtap ise bana hak vere vere beni dinledikten sonra aklına bir fikir gelmiş gibi yerinden doğruldu ve parlayan gözlerle yüzüme bakarak "Aslında benim bir fikrim var." dedi Mehtap. Valla hiç hayra alamet bir şey değildir aslında bu. Yani Mehtap'ın bir fikrinin olması. Durun bakalım.
Kaşlarımı çatıp ondan gelecek bombayı bekledim.
"Birini tutsak, bunu yanında görse mesela. Sonra bu tuttuğumuz adam senin şu Ender ' i bir okşasa hı ne dersin?" dediğinde yemin ederim benimde gözlerimin içi parladı. Bozuk saatin hakkını çok yemiş bu insanoğlu. Bakın kafalar mis gibi.
"Diyorsun." dedim bende ama bir yandan da olabiliritesini tartmaya başlamıştım kafam da. Sesim çoktan gönüllü olduğuma dair sinyaller vermiş olsa da her ne kadar. Durdum düşündüm ve "Sonuçta azıcık tartaklasa fena olmaz. Beni aylarca ettiği tacize saysın." Dedim. Madem benim dilimden anlamadı, sövdüm olmadı, güzel güzel konuştum anlamadı o zaman bu dilden konuşacaktık bir de. Aslında kaba kuvvete her zaman karşı gelmiştim ama böylelerin hakkından ancak kötek geliyordu işte görüyorsunuz..
"Bence de. İstersen ben Serdar ' a söyleyeyim ayarlasın birini."
Başımı olumlu anlamda salladım. Sonuçta Serdar memleketin polislerinden biriydi. Onun gibi de arkadaşlarını bulurdu elbet. Yani en azından ben öyle düşünüyordum.
“Eğer bugün gelirse sana mesaj atarım ben sen de hemen gönderirsin o arkadaşı.” Sonra durdum ve aklıma gelen bir düşünceyi söyledim dan diye.
"Neyse," diyerek konuyu değiştirdim. Yeter sıkmıştı. "Serdar'a ondan önce başka şeyler söylemen gerektiğini biliyorsun değil mi Mehto? Hani Mehmet Han 'ın numarasını bulacaktı." işte yine başlıyoruz. Bu konu her açıldığında bir duymazlıktan gelmeler, havaya bakmalar, umursanamazlıklar, sanki ben burada değilmişim gibi davranmalar filan.
Mehmet Han 'ın telefon numarasını ben tabi ki bulabilirdim. Belki de bir saatimi almazdı lâkin benim gönlüm legal yollardan bulmaktan yana. Tabi ben böyle kendimi de kandırıyor olabilirdim çünkü nereden bulacaktım orası büyük bir muammaydı. Çünkü bizim bir tane bile ortak arkadaşımız yoktu. Arkadaşı bırak tanıdık bile olurdu ama o da yoktu.
"Mehtap gözünü oydurtma bana!" çıkışım elbette sertti. Çünkü yaklaşık dört aydır bakın altını çiziyorum dört aydır ben Mehmet Han ' ı TAVLAYAMADIM. Bu büyük bir sorun. İnstagramlardan takip ettiğim kadarı yetmiyor bana artık. Onun gittiği kefeler de ona çapraz masalarda oturmak bana acı veriyor. Neden kendime işkence ediyordum ki böyle?
Arkadaşlar beni yanlış anlamayın sakın. Ben öz güvensiz ya da korkak bir insan değilim. Aksine eğer bir şeyi kafama koymuşsam o şeyi alana kadar uğraşırım. Mehmet Han da benim en büyük uğraşlarımdan lâkin tepkisinden çekinmiyor da değilim. Çünkü kim olursa olsun karşınıza çıkıp biri ben seni aylardır takip ediyorum, sesinin kulu köpeği oldum dese tırsırsınız. Şimdi şey diyenleriniz de olacaktır: e madem söyleme onu takip ettiğini. Bu sefer de karşısına nasıl çıkacaktım. Yaz dizilerinde ki gibi çarpışalım mı? Benim kitaplarım yere düşsün filan, Sonra Mehmet Han kaldırsın bana versin. Güzel senaryo ama bu bir dizi ya da kitap sahnesi. Bana daha gerçekçi şeyler lazımdı.
E şimdi Mehmet Han da durduk yere benim psikopatlık derecemi niye öğrenip de birlikte planladığım geleceğimizi öteledindi ki? Bunu siz de istemezsiniz. Öyle değil mi?
"Ya bir fırsatını yakalasam konuyu açacağım da."
"Dört aydır nasılsa yakalayamadın şu fırsatı acaba? Hayır sağır sultan duydu da çünkü."
Bıkkınlıkla soludu. "Ne inatçısın be! " diye cırladı. Bak! Hem suçlu hem güçlü bir de.
Elimi koluna götürüp hafifçe mıncırdım. " Çemkirme," dedim manipülesini göz ardı ederek, "O numarayı bana getireceksin. Sonra ne halin varsa gör."
Bizim ev de o konuşmalarımızdan sonra ben markete geldim. Mehtap da hafta sonu olduğu için ev de kaldı. AA! Ben size Mehtap ' in ne iş yaptığını söylemedim. Bizim bu deli kız ana sınıfı öğretmeni. Şaşırdınız değil mi? Çünkü ben de bazen şaşırıyorum. Yani nasıl olur da kaçakçı tipli insanları öğretmen yaparlar ki diye. Ama sonra bizimkine bakıyorum, bir de okulunda ki diğer öğretmenlere. En çok bizimkisi hak ediyor diyorum sonra. Böyle de adalet timsali bir insanım işte ne yapacaksınız?
Aranız da öğretmen olanlar, adaylar vs filan varsa beni linçleşmeyin sakın. Sonuçta mesleğimi yapamıyor olsam da ben de bir ' öğret ' im. Daha öğretmen olamadım biliyorsunuz ki. Yavrularım yok daha, o yüzden henüz daha ' öğret ' im. Olsun! Güzel ' öğret ' im. Çok güzel öğret ' im hem de!
Bugün de akşam oldu sayın okurlar. Ben yeni gelen bisküvileri raflara, dizerken bir yandan da geldiğim de Arzu ' dan dan öğrendiğim kadarıyla bugün Ender gelmemiş olduğunu düşünüyordum. Hemen bu bilgiyi Mehtap’a ilettim tabi. Maalesef bu da demek oluyor ki ya şimdi şu an buraya teşrif edecek, ya da yarına -...
"Zeynep?" aha ulan! Daha çomağımı hazırlamadım ben. Hayır, it nasıl anlıyor bunu?
Elim de kalan bisküviyi de rafına koyduktan sonra arkamı döndüm. Akşam saat dokuza geldiği için çoğu mesai arkadaşım çıkmıştı. Bugün izin aldığım için de ne yazık ki marketi ben kapatacaktım. Ateşlere atmışım kendimi. Bakın insanın kendine ettiğini, başka kimseye etmezmiş.
"Ender bey? " dedim ben de onun tonuyla.
"Nasılsın?" Ya neden tam da şimdi dizilerde ki gibi genç yakışıklı, uzun boylu bir adam girip, sevgilim hadi gidelim demiyor ki? Yemin ederim şimdi şu an öyle bir şey olsa cehenneme bile giderim. Tabi Mehmet Han'in benimle gelmesi şartıyla. Dünya gözüyle canlı göremedim bari ahret gözüyle göreyim, öyle değil mi?
Sıkıntıyla ofladım. Bekleme Zeynep Savaş Ay bile o dumanlı kapı da bu kadar beklemedi. Senin ne haddine!
"Suya atılmış aspirin gibiyim homurtulu ve paramparça. "
"Ne? " aha olamaz! Onu dışımdan mı söyledim ben! Bazen iç hatlarla dış hatlar karışıyordu bende.
"İyiyim Ender Bey. Siz nasılsınız?"
Surat ifadesi normale dönmemle, rahatladı. Keşke deli olduğumu filan düşünse diyorum bazen. Deli taklidi de yapardım vallahi ben!
"Ben de iyiyim Zeynep." dedi bana bir adım daha yaklaştı. Allah ' im markette kimse kalmamış mıydı yoksa bana mı öyle geliyordu? Ne olur ikinci şık olsun. Allah ' im ben iki şık arasında kalıp da yanlışı işaretleme hakkımı lise de tükettim. Bak sana yemin ederim.
Sonra birden bulunduğumuz yerin spotları söndü. Hayır ya! Kara bahtım kör talihim nerenizle gülüyoruz bana şu anda!
Mehtap hani birini bulup gönderecekti o sevgilin? Hani beni yâd ellere atmayacaktın? Şu an arka fon da Hakan Altuğ 'dan zor günde vardın hani nerde çalıyor. Mehtap Allah seni bildiği gibi yapsın Mehtap!
"Ne oluyor Ender Bey?" diyerek bir adım daha arkaya kaçmamla yer de üst üste duran yarı açık bisküvi kolilerinden biri devrildi.
Bahsetmiştim size Ender benim kara belamdı!
"Sana defalarca çıkma teklifi ettim." ve bana yanşayan ender insanlardan. "Çay, kahve içelim dedim reddettin."
"Niyetliydim o gün." ah Zeynep! Bahanene tüküreyim.
"Yemek yiyelim dedim reddettin. "
"Diyetteydim. " bu doğruydu işte.
"Beni defalarca reddettin. Sana defalarca benimle olabilme şansı tanıdım ama sen her defasında. "
"Reddettim evet. Üzgünüm kendimi bu şereften mahrum bıraktığım için." cümlesini ben alayla tamamladığım da bir kez daha bana doğru bir adım attı.
"Neden Zeynep? Kendini bana yakıştıramadın mı yoksa? " ciddiydi bu. Hem de baya baya.
"Evet Ender bey, ben anlayamadım. " sesim alaylı çıkmıştı ama karşımdaki adam o kadar salak mı diyeyim aptal mı diyeyim bunu bile de anlamamıştı.
"Tamam hiç bir şey için geç değil . İstersen bu aşamaları geçip, benimle birlikte olabilirsin hem de burada. " dediği an karşımdaki ekmek dolabının içinde son kalan ekmekle göz göze geldik. Allah ' ım sen affet. Ne diyordu bu değişik!
Bir an da aklıma gelen "Ne diyorsunuz Ender Bey! Nasıl teklifler bunlar! Sizi küçükken anneniz çamaşır suyuyla mı yıkadı!" sorduğum bu saçma soruyla afalladı. Nasıl afallamasaydı ki zaten ? Ben bile hayret ediyordum şu an kendime.. Çünkü asla böyle bir durumda bir başkası asla böyle bir şey söylemezdi . Çünkü şu ana bana sarkan bir insan vardı karşımda. Ben işte olmayan yerler de olmayan tepkiler verebiliyordum. Şekil a da olduğu gibi işte. O yüzden bana kızıyor olabilisiniz. Ama beni birazcık anlamaya çalışın. Çünkü ben aylardır Mehmet Han ' ı arıyorum lakin yüz yüze geldiğimiz de, ya da numarasını bulduğum da filan nasıl konuşacaktım hiç bilmiyordum ne yazık ki. Ben de böyle bir insandım işte.
"Ne diyorsun?"
"Diyorum ki ne zaman algı da problem yaşamaya başladınız? Niye kadınların olmaz kelimesini rüya tabirlerinde ki her şeyin tam tersi çıkar zihniyetine yoruyorsunuz? Olmaz diyorsak, o şey olmadığı içindir. İstemediğimiz içindir, onaylamak istemediğimiz içindir. Siz tam tersini anlayın, aslında size naz yapıyoruz diye değil . Maşallah her konu da algılar, iki kere iki dört ama reddedildiğiniz de ikiyi neyle çarparsan çarp 0 . Bu zihniyet diyorum çamaşır suyunun getirisi mi?"
"Bana bak !" diyerek tısladı karşımdaki adam . Ne yazık ki söylediklerimin yarısını anlamadı ama böyle tepkiler veriyor . "Saniyede kaç kelime tüketiyorsun bilmiyorum ama seni fena benzetirim ."
"Eğer aklınızı filan devreye sokacaksanız, ben çıkayım. Çünkü hiç adil olmayacak bu savaş. " Aman allah ' ım sabah gelirken yürek de yemedim ama ben ! Zaten sakatatta sevmezsin ki sen diyerek bana destek çıktı içimdeki ses . Haklıydı.
Bir an da kolumda hissettiğim baskıyla ne olduğunu şaşırdım. Tamam şimdiye kadar yani markette işe başladığımdan beri bana sürekli bu tarz tekliflerle geliyor, sürekli bakışlarıyla tacizde de bulunuyordu ama bir şekilde püskürtmüştüm. Bunu başarmıştım. Gerçi hoş neden yaptıysam bunu? Git şikayetçi filan ol işte. ne demeye yanında çalışmaya devam ediyorsun ? bir de sürekli yan yana geliyorsunuz !
Fakat şöyle de bir gerçek vardı ki bu adam bu kadarını yapmamış yani bu kadar açık konuşmamış ve fiziksel bir temasta bulunmamıştı . Şimdi ne oluyordu da böyle saçma sapan işlere kalkışıyordu aptal adam !
Gözlerim dolmaya başladı ama sinirden . "Ne yapıyorsunuz bırakın kolumu !" diye bağırdım. Allah kahretsin markette kimse kalmamıştı. Defalarca hatırladım. Çünkü içeride bizim sesimiz dışında kimsenin sesi yoktu Bizden başka çıt sesi bile yoktu. Belki de bilerek bu zamanı beklemişti bu alçak adam!
"Sana benimle olabilirsin diyorum! " diye bağırdı o da saniyeler sonra. "Öğretmendin değil mi? Bak bir kez benimle olursan kurtulursun buradan. Tanıdıklarım var, seni istediğin yere sokturabilirim. Elim kolum uzun. Açarım sana bir ev. İstediğin gibi döşersin içini. Ben arada gelirim yanına, birlikte vakit geçiririz olmaz mı? İnan bana kocan ya da sevgilin her kimse zerre umurumda değil. Ben yalnızca seninle birlikte olmak istiyorum." ego kokan cümleleri ve birbirinden beter teklifleriyle beynime bir balyoz gibi inmişti. O kim oluyordu da bana böyle şeyler söyleyebiliyordu? Nasıl böyle cümleler kurabiliyordu? Benden ne istediğinin farkında mıydı?
Neden güçsüz bir varlık olarak görülüyordu kadınlık. Neden kendi isteği doğrultusunda, seçtiği hayat standartların da yaşayamıyordu ki? Mesela ben bir erkeğin eliyle koluyla, o üstünlük sandığı torpille mi bir yerlere gelebilecektim yalnızca? Neden kendime bunu yapayım ki mesela? Neden kadınlık gururumun üzerinde tepinmelerine izin vereyim saygısızca? Her şeyi geçtim, benim böyle bir şeye ihtiyacım da yoktu ki. Ben namusumla kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışan bir kadın olmak için uğraşıyordum. Kimseye ihtiyacım yoktu benim! Erkek ırkının anlamadığı nokta buydu işte ' Hemen yalnız bir kadın mı gördüler, hemen savunmaya muhtaç sanıyorlardı! Bu algının da Allah belasını versindi artık yeter yani!
Ben ağzımı açıp tam bir şey söyleyecektim ki marketin kapısı açıldı ve tam da o an da içeriye biri girdi. Artık o hem kimse bu saatten sonra benim kurtarıcımdı. Yani fiziksel anlam da. Çünkü ben bu pisliği her türlü kendi başıma alt edebilirdim ama şöyle bir baktığımda gözü dönmüşe benziyordu. Üstelik söylediği teklif ettiği her cümlesinde de o kadar ciddi ve psikopatça görünüyordu ki. Elimi kana buladığıma bile değmezdi. Bana burada çok şey yapabilirdi o yüzden ben de markete girenden umut bekledim.
"Zeynep!" bir kükreyiş duydum. Duyduk. Markete giren insan dışında başka kimse olmadığı için bu ses o kükreyene aitti. "Neler oluyor burada! "
Kafamı çevirdiğimde, ismimi söyleyen yaklaşık bir altmış boylarında, hafif şişman, tıknaz, esmer bir adamla göz göze geldik. Benim kurtarıcım bu muydu Allah ' im?
Nankörlük yapma Zeynep!
Haklıydı iç sesim vallahi.
Ender kolumu hızla bıraktı ama bana da öldürücü bakışlar atmaya devam ediyordu. Büyük ihtimal o da ben gibi şu an şaşkınca bu adamın kim olduğunu merak ediyordu. Valla bende -...
Aklıma bir anda düşen ihtimalle olduğum yer de kala kaldım. Oh! Hayır! Mehtap ' in ayarlatacağı adam bu değildir dimi? Yani değildir!
"Zeynep hayatım, kim bu adam?" diye sordu adım yanıma gelen tıknaz adam. Vallahi de o!
Yüz ifademi düz tutmaya çalışmaktan başka yapacak bir şeyim yoktu. Ben de boyun eğdim. Çünkü şu an yapacak gerçekten bir şeyim yoktu. Bu durum hiç içime sinmese de böyle olmak zorundaydı işte. Bazı şeyleri ne yaparsanız yapın engelleyemiyordunuz.
"Feyzullah, " dedim aklıma ilk gelen isimle. Adamın tipi Feyzullah ' la olmakla baya uyuşuyordu çünkü. " Hayatım beni almaya mı geldin? " yalandan kim ölmüş?
Aferin aşkım böyle devam et.
"Evet de bu adam kim?" diye sordu sahte Feyzo. Bu soru daha çok bana bir işaret çak, çak ki adamın ağzını burnunu kırayım demekti. Ben anlıyordum da umarım doğru anlıyordum. Bunun da tek bir yolu vardı. Günah benden gitti sayın okurlar. Kovulma pahasına mırıldandım karşım da benden komut beklediğini düşündüğüm adama.
"Dal!" dememle Feyzo’ nün ne ara o kalkan kolu, benim ne dediğimi anlamaya fırsatı kalmayan Ender ' in burnuna indi de ben o kırılma sesini duydum hatırlamıyorum. Valla çok geç bile kalmıştım. O tekliflerinden sonra indirecektim ben aslında bir tane ama işte geri dönüşü beter olabilirdi. Üstelik mağazada bizden başka kimse de yoktu. Ama öyle içime soğuk sular serpilmişti ki. Kaç ayın hıncını bir yumrukla gidermiştim resmen!
Tabi ondan sonra ortalık iki saniye de mahşer yerine döndü. Hava da uçuşan yumruklar, arş'ı alaya değecek tekmeler.
Tabi sonumuz karakol. İkisi de birbirinden şikâyetçi oldu. Ara da kaynayan ben ne oldum biliyor musunuz?
KEPAZE.
***
Polis telsiz sesleri, tam çapraz masa da oturan polis memurunun tarifsiz bakışları, önümden geçen ama benim zerre umursamadığım insanlar arasında bir girdapta gibiydim. Birazdan ifade için beni alacaklardı ama ben ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum. İnanılmaz gergindim.
Beni aylarca taciz eden ama her defasında bir şekilde atlattığım patronum hakkında mesela nasıl bir suç duyurusunda bulunacaktım?
Peki ya adını bile bilmediğim, benim için ismi yalnızca Feyzullah olan adam hakkında ne söyleyecektim? Arkadaşım beni pezevenk patronumdan korumak için tuttu mu? Beni pezevenklerin elinden kurtardı mı?
Ha bir de pezevenk Ender ' in bildiği kadarıyla Feyzullah ' la evliyiz! Bu da ayrı bir intihar sebebi.
Ben kendimi bileklerimde kelepçeyle demir parmakları arasında hayal ederken, arkadaki bileklerine kadar acıya diyerek o muhteşem şarkıyı seslendiren İde ' nün sesini bastıran bir şey öttü çantam da. Bu şey telefonumdu, evet.
Elimi çantama atıp, telefonumu çıkardığım da karanlık olan ekranı aydınlattım. Mesaj Mehtap ' tandı.
Ömür Törpüsü: Zeynep aşkım neredesin?
Ömür Törpüsü: Berke Can 'la tanıştınız mı?
Ömür Törpüsü: Umarım o pisliğin hakkından gelmiştir
Gözlerim yuvalarından çıkacaktı. Demek bizim Feyzonun adı Can'dı? Parmaklarım tek bir cümle gönderdi asalak arkadaşıma.
Zeynep: Allah belanı versin Mehtap!
Dakikasın da cevap geldi.
Ömür Törpüsü: sana bir sürprizim var aşkım,
Alın işte geliyor gelmekte olan. Acaba bu sefer ne yaptın da başım boktan kurtulmayacaktı? Ben kendimi kötü şeylerle boğarken bir kez daha öttü mesaj zil sesi. Ve bu sesin benim bundan sonra ki hayatımın başlangıcı olduğunu ben çok sonra anladım.
Ömür Törpüsü: Mehmet Han ' in numarasını aldım Serdar'dan dan.
Ömür Törpüsü: Gönderiyorum eğer eve geç geleceksen. Çünkü bende sen gibi meraktan ölecek gibiyim :)