Mardin’in kalabalık sokakları akşamın hüzünlü serinliğine bürünürken, Timur’un lojmandaki evi her zamankinden daha ıssız bir haldeydi. Pınar, elinde bir koliyle salonun ortasında durmuş, abisinin hayatının kırıntılarını toplamaya çalışıyordu. Hülya gittikten sonra ev, sadece tozlanmış mobilyalardan ibaret bir enkaz haline gelmişti. Pınar için Hülya'dan geriye kalanları toplamak, abisinin kalbindeki o son köz parçasını da söndürmek gibiydi. Kapı hafifçe tıklandı. Pınar, gözlerindeki buğuyu silip kapıyı açtığında karşısında Başçavuş Selçuk’u buldu. Selçuk, üzerinde her zamanki vakur duruşu ama gözlerinde Timur’a olan o güçlü dostluğun getirdiği derin yorgunlukla duruyordu. "Yenge... Yani Pınar Hanım," dedi Selçuk, dil alışkanlığını düzeltmeye çalışarak. "Yardıma geldim. Ağır eşyalar vardır

