Hastanenin koridorlarındaki o keskin dezenfektan kokusu, Timur için artık bir hapishane kokusuna dönüşmüştü. Geçen iki hafta boyunca, Aylin’in koşulsuz desteği ve profesyonelliği sayesinde sol bacağındaki o uyuşuk derinlikten cılız da olsa yanıtlar gelmeye başlamıştı. Kasları, her seansta bir savaş alanındaymışçasına titriyor, canı yanıyor ama o "asker sözü"nü tutmak için dişlerini kırılırcasına sıkıyordu. Bu sabah Aylin, odaya her zamankinden farklı bir hazırlıkla girdi. Elinde dosyalar yoktu; arkasında, parlak metal kısımları sabah güneşinde parıldayan bir tekerlekli sandalye ile kapıda belirdi. "Günaydın Yüzbaşım," dedi Aylin. Sesi, pencereden sızan bahar esintisi kadar canlıydı. "Bugün dört duvar arasındaki nöbetiniz bitti. Sizi dışarı çıkarıyorum." Timur, sandalye ile göz göze geld

