1-Kırılma Noktası

799 Words
Mardin’in Mezopotamya ovasına bakan o sarp yamaçlarında, güneş batarken ardında kan kırmızısı bir iz bırakıyordu. Yüzbaşı Timur Akdağ için bu manzara, bir güzellikten ziyade yaklaşan karanlığın, yani pusunun habercisiydi. Ancak Timur için dışarıdaki pusular, evindeki o sessiz savaştan çok daha güvenliydi. Üç yıl önce büyük bir tutkuyla evlendiği Hülya ile olan hayatı, son aylarda bir mayın tarlasına dönmüştü. Timur, operasyon aralarında telefonun çektiği bir kaya dibi bulduğunda heyecanla karısını arıyor, ancak karşısında hep aynı sitem dolu sesi buluyordu: "Yine mi oradasın Timur? Bugün evlilik yıldönümümüz farkında mısın? Ben yine tek başıma yemek yiyorum. Senin o şanlı mesleğin benim yalnızlığımı gidermiyor!" Timur, her defasında sabırla, aşkla ikna etmeye çalışmıştı onu. "Az kaldı güzelim, bu operasyon bitsin, söz telafi edeceğim. Seni seviyorum, biliyorsun..." diyordu. Ama Hülya için sevgi, somut bir varlık, sürekli ilgi ve lüks bir hayat demekti. Timur’un ona sunduğu ise sadece gurur, sadakat ve çoğu zaman özlemdi. On beş günlük sınır ötesi görevin ardından birliğiyle Mardin’e, lojmana döndüğünde takvimler sonbaharın son günlerini gösteriyordu. Timur, içinde tuhaf bir huzursuzlukla anahtarı kapıya soktu. Hülya’ya sürpriz yapmak için haber vermemişti. İçeri girdiğinde evin o her zamanki parfüm kokusu yerine, geniz yakan buz gibi bir boşlukla karşılaştı. "Hülya?" Ses yoktu. Koridorda ilerledi. Yatak odasına girdiğinde gördüğü manzara, kalbine saplanan bir şarapnel parçası gibiydi. Gardırobun kapakları ardına kadar açıktı. Hülya’nın o çok sevdiği, Timur’un bir maaşını vererek aldığı pahalı elbiseler, marka çantalar, şifonyerin üzerindeki takılar... Hepsi gitmişti. Aynanın üzerinde küçük bir not kağıdı duruyordu: "Daha fazla yapamıyorum Timur. Senin vatan aşkın bana yetmiyor. Ben hak ettiğim hayatı yaşamaya gidiyorum. Beni arama." Timur, kağıdı elinde buruştururken dizlerinin üzerine çöktü. Otuz altı yıllık hayatında, teröristin namlusuyla burun buruna geldiğinde bile titremeyen dizleri, şimdi bir kağıt parçası yüzünden iflas etmişti. Onun için Hülya sadece bir eş değil, sığındığı tek limandı. Bir başınalığı dibine kadar yaşadığı bu dünyada kurduğu tek yuvaydı. O gece o soğuk odada, karanlıkta sabaha kadar oturdu. Ağlamadı, Timur, ağlamayı çok genç yaşta unutmuştu. Ama ruhunda bir şeylerin cam gibi kırıldığını hissetti. O gece aşkın anahtarını kalbinin en derinlerine gömdü. Aradan geçen üç ay, Timur’u bir hayalete dönüştürmüştü. Artık eve gitmiyor, karargahta yatıp kalkıyordu. Onu hayata bağlayan tek şey, omuzlarındaki rütbe ve emrindeki timiydi. Boşanma davası sessizce sürerken, o kendini daha tehlikeli, daha zorlu görevlere atıyordu. Ölmekten korkmuyor, aksine ölümü bir kurtuluş olarak görüyordu. "Komutanım, hazırız," dedi Astsubay Başçavuş Selçuk. Timur, üzerindeki mühimmat yeleğini sıkılaştırdı. Mardin’in kırsalında, stratejik bir mağarada toplandığı ihbar edilen bir grup teröriste karşı yapılacak olan "Yıldırım-7" operasyonunun lideriydi. Gözlerinde ne bir korku ne de bir tereddüt vardı. "Bin bin!" diye emir verdi helikoptere binerken. Gecenin zifiri karanlığında, pervanelerin uğultusu altında hedef bölgeye sızdılar. Dağların o hırçın rüzgarı Timur’un yüzünü kamçılarken, o sadece hedefine odaklanmıştı. Çatışma başladığında, Timur en ön saftaydı. Mermiler etrafında vızıldarken o, sanki mermilerden kaçmak yerine onlara meydan okuyordu. "Yüzbaşım, sol taraftan ateş yoğunlaştı! Kendinizi kollayın!" diye bağırdı Selçuk telsizden. Timur dinlemedi. Bir kayanın arkasından fırlayıp el bombasını tam isabetle hedefe gönderdi. Patlamanın alevi yüzünü aydınlatırken, içinde garip bir tatmin duygusu vardı. Fiziksel tehlike, ruhundaki o devasa boşluğu uyuşturuyordu. Operasyon şafak sökerken başarıyla tamamlanmıştı. Timinden kimsenin burnu bile kanamamıştı. "Elinize sağlık komutanım, yine temizledik," dedi Selçuk, helikoptere dönerken. Timur sadece başıyla onayladı. Yüzü çamur ve barut içindeydi. "Merkeze dönünce raporları hazırlayın. Ben birkaç saat izin kullanacağım." Operasyon sonrası karargaha dönen Timur, duş alıp üzerine sivil kıyafetlerini giydi. Ruhundaki huzursuzluk dinmemişti. Kendi özel aracına atlayıp Mardin’in o virajlı, dik yollarında süratle ilerlemeye başladı. Nereye gittiğini o da bilmiyordu. Sadece gitmek, Hülya’nın hayalinden, boş evin anısından, bitmeyen o içsel sızıdan kaçmak istiyordu. Boşanma davasına bakan avukatından gelen son mesaj telefonun ekranında belirdi. "Boşanma davası neticelendi Timur Bey. Her şey bitti." "Bitti," diye mırıldandı Timur. "Her şey bitti." Gaza daha sert bastı. Hız göstergesi 140’ı geçerken, yolun kenarındaki uçurumlar ona birer sığınak gibi görünüyordu. Tam o sırada, keskin bir virajı dönerken karşı şeritten hatalı sollama yapan devasa bir tır, farlarını yakarak üzerine geldi. Timur’un tepki süresi bir saniyenin altındaydı. Direksiyonu sağa kırdı ama kaygan zemin ve yüksek hız, aracın kontrolünü kaybetmesine neden oldu. Araba savrulmaya, kendi etrafında dönmeye başladı. Adeta zamanın akışı yavaşladı. Timur, o an emniyet kemerinin göğsünü sıkıştırdığını, camların patladığını ve metalin metale sürtünme sesini duydu. Araç taklalar atarak yol kenarındaki şarampole yuvarlanırken, Timur’un zihninde son bir görüntü belirdi: Hülya’nın ona güldüğü ilk gün, altın gibi sarı saçları ve ışıltısında can bulduğu yeşil gözleri... Sonra her yer kapkara oldu. Metal yığınına dönen aracın içinde, Yüzbaşı Timur Akdağ’ın hareketsiz bedeni asılı kaldı. Sol bacağından ve bedeninden sızan kan, beyaz gömleğini kızıla boyarken, uzaklardan ambulans sirenleri duyuluyordu. Timur için o şanlı askerlik hayatı, o gururlu yürüyüş ve aşka olan tüm inancı, o metal yığınının içinde paramparça olmuştu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne dağlar onu bekliyordu, ne de sevdiği kadın. Onu bekleyen tek şey, karanlık bir hastane odası ve o odaya girip çıkacak sağlık personeli ile genzi yakan o kokular olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD