Hastane odası, gece yarısının soğuk ve yorgun sessizliğine gömülmüştü. Timur, yatağında yarı uzanır vaziyette, loş ışıkta bacağını ovuyordu. Kapı aniden, ama bu kez bir baskın havasıyla açıldığında başını bile kaldırmadı. Selçuk ve Pınar içeri girdiğinde, bir şeylerin yolunda gitmediğinin ilk işareti gelmiş oldu. Sessizliğe ilk kurşunu kimin sıkacağı belli olmasa da gerilim elle tutulur bir hal aldı. Pınar’ın yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu. Selçuk ise bir operasyon raporu vermeye hazırlanan, ama raporun içinde kendi canından bir parça taşıyan bir asker gibi dimdik duruyordu. "Abi..." dedi Pınar, sesi bir hüzün eşliğinde titreyerek. "Sana bir şey göstermemiz lazım. Canın yanacak, biliyorum. Ama bu zehirden kurtulmanın tek yolu bu." Selçuk, elindeki laptopu Timur’un yatağının üzerine,

