Şuride

2013 Words
Sesler vardır. Dipsiz kuyulara düşerken sana halat olan. Farkında olmadan seni oradan çekip çıkaran. Anne sesi gibi. Yar sesi, kardeş, dost sesi gibi... Bu da o sedalardan yalnızca biriydi. Aykut'tu seslenen. Namı diğer Özbek. Çocukluk arkadaşım, komşum, kardeşim dediğim adam. Yanıma gelmişti. Havaya kaldırdığı eli, elimle buluşurken hayırdır bu saatte, nereden diye sordum? Cılızca gülümsedim. "Mesaiye mi kaldın, vardiyan mı değişti?" İkiside olmadığını söyleyip devam etti. "Şu ileride hacı amca yok mu? Onun damadı taşınmış eşyalara bir yardım edin diye çağırdı hanımı da salmadı çay içelim diye. Sonra da bizimkilerle takıldık biraz. Sana baktım ama yoktun. Ne iş?" Göz kırptı. Aynı zamanda yürüyorduk. "Sen nereden bu saatte?" "Hiç, bunaldım öyle hava almaya çıktım." "İş bulamadığın için mi can sıkıyorsun? Bulursun be oğlum, takma kafaya bu kadar." "Bulurum." diyerek başımı eğdim. Hareketlerim şüphe çekmiş olmalı ki sormuştu. "Bilmediğim başka bir şey mi oldu?" "Ev sahibi kirayı istiyormuş." "Kaçıyor musunuz, bekleyememiş mi biraz daha p*zevenk?" "Adam da haklı, bir şey diyemiyorum. Şu gün ödeyeceğim diyorum olmuyor, bugün ödeyeceğim diyorum çıkışmıyor. Eve gelmiş, bir hafta içinde ödemezseniz çıkın evimden demiş. Elde yok avuçta yok, ne yapacağım bilmiyorum Özbek." "Bunca yıllık kiracısısın. İdare edememiş mi biraz daha? Ama ben onun derdini biliyorum. Kiraya zam yapamadı ya bu sene onu bahane ederek çıkarıp daha yüksek fiyata birini oturtacak." Haklıydı belki lakin evin sahibine ne diyebilirdim. Çoğu kez idare ettiği günler olurdu hatırlıyorum. Özünde iyi biriydi Fatih amca. Onu eskiden tanırdım. Normalde böyle kapıya dayanıp çıkın diyecek kadar gaddar bir insan değildi. Ağzımı bile açmadan suskunca yol alırken kafamda uçuşan üst üste binmiş sıkıntıların benimle konuşmasını dinliyordum. Her dertten ayrı bir sitem yükseliyordu. Bu kalabalık toplulukta hepsini susturup yalnızca birini dinledim. İstemiyordum ama mani olamıyordum da. Sanki başka sıkıntılarım yokmuş gibi bir de o çullaştı beynime. Gözüm yerde gönlüm yarda ayaklarım yolda ağır adımlarla yürüyordum. Evin önüne gelmiştik çoktan. Yorgunca iyi geceler dileyip kapıya yöneldiğimde kolumu tutmuştu. "Yiğit." Ona bakmaya başladım. Ne diyecek derken elini cebine attı. Yavaşça avuçlarıma uzanıp bir şey bırakarak yumruk şekli alan elimi iki elinin arasına alıp salladı.  "Çok değil ama bu ayı geçirmenize yardımcı olur." Kabul etmeyecektim. İtiraz etmek için kaşlarımı çattığımda anlamıştı. "Hemen dellenme. Borç olarak gör sen sonra hallederiz. Ama şimdi kabul etmezsen kırılırım." İşte ona bu yüzden kardeşim diyordum. Zor zamanlarımda düşmeme engel olan, yıkıldığımı görse ben de vurayım demeden yardımıma koşan tek dostumdu. Onu kendime çekerek sarılmıştım. Sırtına vururken iyi ki varsın diye ona olan sevgimi dile getirdim. Sen de iyi varsın demişti. Uzun süredir birine bunu kullanmamıştım. İyi ki varsın… Ne içten, güçlü duygu duvarlarıyla çevrili bir cümleydi. Sırtını son kez sıvazladım. Böyle bir komşuya, kardeşe, dosta sahip olduğum için şanslıydım. Evlerimiz yan yanaydı. Bizim ev sola kalırken onların iki katlı binası bizimkinin köşesindeydi. O köşede tabureler, sandalyeler dururdu. Bizimkiler mahallenin kadınlarıyla toplanıp otururlardı. Gece olunca oturma sırası değişmişti. Altımıza birer tabure çekip dingin geceyi dinlemeye başladık. Sessizlik bazen duymasını bilene çok şey anlatırdı. Özbek cebinden çıkardığı sigarasını ateşledi. Bir anlığına etraf kızıla dönmüştü. Ona bu konuda kızıyordum. Çocuk denilecek kadar küçük yaşta alışmıştı. İçine çektiği dumanı gecenin karanlığına üfleyerek yok oluşunu seyrederken bana anlatmadığın başka şeyler de var gibi Yiğit dedi. Bunu nasıl yapıyordu anlamıyorum. Duygularımı fazla mı göz önünde yaşıyordum acaba? Yoksa yılların getirdiği bir tecrübe miydi onunkisi? Bilmiyorum fakat onun fark etmesi, hareketlerimden sezmesi hoşuma gitmiyor da değildi. Garipti gerçekten bu durum. Hislerimi kokluyor musun be adam?! Önüme eğdiğim kafamı yavaşça ona çevirdim. "Aykut, bunu nasıl anlıyorsun kardeşim?" "Cevabı kurduğun cümlenin sonunda gizli birader." dedi. Uzun zaman sonra yüzüme içten bir gülümseme yayıldı. "Sen şimdi onu bırak da ne olduğunu anlat." dedi. O sigarasını çekerken ben içimi çekmiştim. Canım konuşmak istemedi. Yeniden kafamı önüme çevirdiğimde ağzından küfür çıkmıştı. "Yalvarmamı mı bekliyorsun, anlatsana oğlum." "Dönmüş." dedim. 'Kim?' diye şaşırdı. Anlayacağını sanmıştım ama aklımızın ucundan bile geçmiyordu bu ihtimal. Yılların adı vardı çünkü. O yıllara nice yaşanmışlıklar sığmıştı. Anlamamasını hoş karşıladım bu yüzden. Kısa cevaplarla sualini yanıtlıyordum. O deyince onun kim olduğunu aklına biri geldiğini fakat ihtimal dahi vermediğini dile getirmişti. Yarım bir bakış attım. Aklındakini doğrular nitelikteydi bu. Şaşkınca sormuştu bu kez. "Algül mü?" Kafamı oynattım. Hâlâ inanamıyordu. Ağzından çıkan birkaç kelime şaşkınlığını anlamamı sağladı. Daha gerçeği ben bile kabullenememiştim ki. Elindeki sigarayı iyice içine çekti. Ayağının altına atıp üstüne tükürdü. "Onu gördün mü, niye dönmüş?" Dizlerimde olan ellerimi yine dizlerime vurmuştum. Yutkundum. Biraz sonra acı bir gülümseme yerleşti yüzüme. Gördüm dedim. "Bilmiyorum ki niye döndüğünü." "Boşanmış mı yoksa? Belki de kocası ölmüştür." Cıklamıştım. Kocasını gördüğümü de söyledim. Halime üzülmüştü. Ne acı! Zavallı kalbim, ben bile üzülmüştüm kendi halime. Dışarıdan kim bilir nasıl görünüyordum? Toplamam gerekti kendimi. Unutmuştum ben onu sonuçta değil mi? Değil, mi? Gözlerim ayakkabımın sivri ucuyla öpüşürken elini sırtıma koydu. Teselli edecek cümleleri ilk yıl bitirmiştik. Susarak dertleşmeyi öğreneli çok olmuştu. Oğlu varmış dedim. "Yiğit...'' Burnumu çektim. Başım önüme utançla düştü. Neden utanması gereken bendim onu da bilmiyorum. Mazimiz yine aklımı deşmişti. Gözlerimi avcumla kapatıp parmak uçlarımla kenarlardan çekiştirdim. Ağlamıyordum ama dolmalarına da izin veremezdim. Yavaşça aklımdaki soruyu dilime akıtmıştım. "Adını ne koydu acaba?" "Fark eder mi?" Yutkundum. Olumlu, olumsuz ağzımdan bir harf bile çıkmamıştı. Cidden fark eder mi? Arsız bir melankolik tebessüm dudak çizgilerime kadar uzandı. "Annem kız bakıyordu bana Özbek." Kıkırdamıştım. "Gidişi ayrı, gelişi ayrı yıkıyor. Ama çok sevindim döndüğüne. Onu gördüğüm için değil. Niye biliyor musun? Beni neden terk ettiğini ağzından duymak için. Yoluma bakabilmek için bu anın gelmesini çok istedim. Gerçekten gözlerime bakıp beni sevmediğini..."  Derince bir nefes aldım. Sözlerim titremişti. "Söylese de içimde yangınlar sönse. Aşık olmayacağımı bilsem bile yeniden birini sevsem. Severim de. Güzel severim hem de. Kıymet bilir en azından." "O günlerde gelecek kardeşim. Yeniden aşık olacaksın hatta. Kız Cemil'in mavi vosvosunu gelin arabası yapacağız sana. Şahidin olacağım lan düğününde daha." Kafamı yana kırıp gülümsedim. "Kız Cemil mavi vosvosunu verir mi oğlum? Mantıklı hayaller kur." Katıla katıla gülmüştü. "Vermez dimi lan?" Vermez tabii diyerek onunla birlikte gülüyordum. Küfür etmişti Cemil'e. Gece gece adamın da günahını aldık. Demir bahçe kapısı şıngırdayarak açılırken sesimize kapıda o an annem belirmişti. Nur yüzlü güzel meleğim. Bir de onun için iyi ki derdim hep. Sayılı kurardım bu cümleyi. Telaşla konuşmuştu. "Oğlum sen döndün mü? Saat geç olunca başına bir şey geldi sandım." "Döndüm sultanım, biraz oldu. Özbek'le karşılaşınca sohbete dalmışız. İyiyim ben, merak etme." "Kusura bakma Zahide teyzem ya Yiğit'i lafa tuttum seni de meraka saldım bu yüzden." Gülümsedi. İyi olduğumu bilince içi rahatlamıştı. Ama bu sefer ki telaşı değişmişti. "Fazla beklemeyin oğlum üşütürsünüz hava soğuk." diyerek omzuma değdi. Üzerimdeki ele dokundum. Sıcacıktı. Sevgisi gibi. Her derdimi şu yüzünde gördüğüm içten gülümseme unutturuyordu. Aykut araya girip: "Gönderecem şimdi oğlunu Zahide teyzem meraklanma sen. Yat uyu hadi." dedi. Ona başını kaldırıp gülümserken tamam bakalım, iyi geceler diyerek içeri girdi. Biraz sonra Özbek devam etti. "Yiğit. Gerçekten Algül ile konuşacak mısın?" Bir iç çekiş yaşadım. Sırtımı dikleştirmiştim. Gerilen gırtlağımdan soluğum yemek borumu delip geçmişti sanki. Düşündüm. Sonra da cevap verdim. "Bilmiyorum. Bir an karşımda görünce. Çok kafam karışık be Özbek. Sadece nedenini öğrenmek istiyorum. Hakkım yok mu sence?" "Var, hakkın tabii ki var ama... Ne bileyim, öğrensen ne değişecek ki?" "Öfkem diner." "Sadece bunun için mi?" "Sevdam değişir belki." "KARACAN... Bunca yıl geçti, sevdan..." "Değişmemiş be kardeşim. Kendimle birlikte seni de güzel kandırmışım. Ne kadar ayıp değil mi? Evli bir kadına aşk beslemek... Ne kadar acizce... Düşününce boğazım yanıyor, kalbim sızlıyor... Annem duysa kahrolur. Ben zaten yıllardır oluyorum. Seneler değişti, mevsimler, insanlar bile. Hatta ona olan kızgınlığım bile değişmiş ama bir tek o sevda değişmemiş Özbek. Gözlerimin içine baktı. Yüreğim alev aldı sandım. Onu karşımda görmeyi beklemiyordum. Bu tarif edilemez bir his. Hiçbir şey değişmemiş sadece yaşlanmışız gibiydi. Anlatamadığım garip bir duygu. Bir kelime bile çıkmadı ağzından oysa ama sesi dün gibi çınladı kulaklarımda."  Göğüs kafesim daralırken, ciğerlerime zorlanarak bir nefes çektim. "Aykut, aramızda bir şey olacağından değil. Sadece öfkem dinsin diye." "Ya öfkeni dindirmek isterken sevdana yenilirsen?" Böyle bir şey olmayacaktı. Olamazdı da zaten. Kendi ateşimde sessizce kavrulmaya devam ederdim. Ama yıllar nankördü. Elbet o ateşi söndürmeye gücü yeterdi. Şimdi her ne kadar harlamaya çalışsa da bir gün küllerini savururdu o rüzgar. Susmuştum. Ne diyecektim zaten. Sabah Aykut işe gidecekti. Kendi dertlerimle uykusunu daha fazla kaçırmak istemiyordum. Gözlerimi yumdum sıkıca. Sol elimin iki parmağı burnumun üst kısmını sıktı. O da benimle ayaklandı. Sağ elini attı omzuma ve şunları söyledi: "İyi düşün Yiğit. Mahalleli duyarsa ikiniz için de hoş şeyler söylemezler. Bunun sonu iyi olmaz. Durduk yere dedikoduya mahal vermeyelim. Yıllar geçmiş üstünden. Sen benim en yakın arkadaşımsın. Bazen doğru olduğuna inandığımız yanlışları göremeyiz. Bu yanlışı göstermek dostun olarak bana düşer. Evli bir kadını karşına alıp yıllar sonra neden gittin diye soramazsın." "Neden Özbek? Bana; sana aşığım diyen kadının, evlilik hayali kurduğum kızın, ben askerdeyken beni bir anda bırakıp gitmesini öğrenmek istemem suç mu?" "Kardeşim..." "Aykut, bazen ondan nefret ediyorum. Bazen ne kadar çok sevdiğim aklıma geliyor. Sonra beni pat diye bıraktığını düşünüp ona yine kızıyorum. Biraz düşününce 'bir şey mi oldu, ne yaşadı?' diye ikileme giriyorum. Bu çelişki beni bitirecek anlıyor musun? Sadece neden diye soracağım ya, neden?" "Anladım birader, haklısın da ama nerede denk gelecek karşına? Kapısına mı gideceksin?" Ağzımı şişirip puhladım. "Sil artık diyorum. Aklını başına al. Bir değil, iki değil. Aradan yıllar geçti. Yıllar nasıl geçtiyse de öyle geçmeye devam etsin." Yıllar mı, geçip gitmiş miydi sahiden? İşte onu bir de bana soracaktınız. Çapraz olacak şekilde omzumdaki eline iki kez yavaşça tapılattım. Haklıydı. Kafamı usulca salladım. Gülümsedi. Saat geç olmuştu artık. Dizlerine vurarak ayağa kalktı. "Ben yatayım artık kardeşim. Sabah erken kalkıyorum biliyorsun." "Tamam, ben de gireceğim zaten. Annem tekrar çıkmadan geçeyim. Bu kez sopalar beni." Gevrek gevrek gülmüştü. "Zahide teyze sana kıyamaz oğlum. O benim anam." Alaycı bir sırıtma hakimdi yüzüme. "Ne kıyamaz, çocukken az mı dayak yedim?" diye muzurca ona baktım. "Yani Yiğit" ellerini omuz hizasında kaldırdı. Avuç içleri bana dönüktü. "Bilmesem inanacağım ha. Annen sana ömrü hayatında bir kez tokat vurdu, o da eve çok geç kalınca korktuğu içindi. Pişmanlığını da uzun süre dile getirdi kadın." "Bazen beni benden daha iyi tanıdığını düşünüyorum. Hadi iyi geceler. Allah rahatlık versin." "İyi geceler..." diyerek evine gitmişti. Ben de bahçeden içeri girip evin; mor menekşeler kadar canlıyken, güneşin acımasız ışınlarıyla, çiçekleri solmuş gibi renk atan demir kapısının ampul gibi yuvarlak olan kolunu yavaşça çevirip açtım. Kapatırken de aynı hassasiyetle örtüp arkasında ki sürgü kilidi çektim. Odama geçerken ses çıkarmamak için adeta çabalıyordum. Halim hayaletleri andırmıştı. Annem uyumuyordu belki fakat yine de onu bu saatte rahatsız etmek istememiştim. Kendimi eski kanepeden bozma yatağıma bıraktığımda günün yorgunluğunu sırtımda hissettim. Yumuşacık yastığım kafamı koyar koymaz düşüncelerimin ağırlığından sanki bir betona dönüşmüştü. Sağıma dönüp elimi başımın altına soktum. Burnumdan çıkan sıcak nefesim duvara çarpıp kulaklarıma geri dönüyor gibiydi. Bir süre boş boş bekledim. Ne düşündüğümü bilmiyordum. Ne hissettiğimi ya da hissetmediğimi. Diğer tarafa döndüm sonra yeniden diğer taraf. Bir türlü rahat edememiş ve sırt üstü uzanmıştım. Kolumu boynumun altına alıp tavana daldım. Dışarıdaki kırmızı sokak lambası içeri süzülüp loş bir ışık bırakıyordu odaya. Odanın içi ışığın sesi olsa duyulacak kadar sessizdi. Aklım başıma gelmeden önce bu gece son kez onu düşünmek istemiştim. Bana o telaşlı bakışı, koluma sarılışı, yüzündeki küçük yara... Her biri tekrar tekrar sarıyordu gözlerimde. Bir film gibiydi. Sonra kocası... Başrol olduğumu sandığım filminde benim rolüm onun kocası girene kadardı. Bir figüran bile değildim hayatında. Neden yapmıştın buna bana Algül? Sebebin neydi ki?! Bundan sekiz yıl öncesi sadece kandırılmış mıydım? Gerçekten sevmemiş miydi? Ama bu kadar iyi bir rol yapamazdı sevmeyen insan. Yoksa kendi aşkımdan dolayı ben mi kör olmuştum? Yapabilir miydi? Yapmıştı! Salak Yiğit, yaptı işte! Evli, çocuğu var daha neyin bahanesini arıyorsun! Aykut haklıydı. Karşısına geçip neyin hesabını soracaktım? Güzel sözleriyle bir hırsız gibi kalbimi çalıp, ihanetini borç olarak takıp gitmişti. Çektiğim acılarla bir başıma kalmıştım. Yaşadığım bunca şeyden sonra suçlamak istiyordum. Suçluydu. Kafamın içindeki tüm düşünceler aynı fikri kusuyordu içime. Ama kalbim suskundu. Bir tek o suçlamıyor, sadece küçük bir neden arıyordu. Hâlâ... Bunca yıl durduğunu sandığım yüreğim bu akşam yeniden atmaya başlayınca üstünü kapatıp sadece onu duymak istemediğim için kulaklarımı tıkladığımı anlamıştım. Bu içimde öldüremediğim çelişki yine uykularımı kaçırmak üzereydi. Bu gece buna izin vermek istemedim. Bir iç çekişle verdiğim soluk artık yatma vakti geldi diye ninni söyler gibi kulağıma fısıldıyordu. Yavaş yavaş gözlerimi kapattığımda uykum bedenimi haberim yokken sarmış bir anda ise esir alıp rüyalara mahkum etmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD