Hakim Park Hyunsoo’nun ellerindeki kağıt titriyordu. Kağıtta yazan sözler gözlerine bir iğne gibi batıyordu:
"Her mahkemede hüküm veren sendin. Ama bu kez hüküm verecek olan benim…"
Salonun loş köşesinden gelen ses, yavaş ve derin bir yankıyla kulaklarını deldi:
“Beni izliyorsun değil mi?”
Kalp atışları göğsünde bir çekiç gibi inip kalkıyordu. Soyunma odasının kapısını kapatmaya çalıştı ama parmakları kapı kolunu kavrayamayacak kadar soğuktu. İçeri girdiğinde kendini aynanın karşısında buldu. Nefes alışları düzensizdi.
---
🌑 Hakimin Korkusu
“Bu bir şaka… sadece kötü bir şaka.” diye mırıldandı. Aynadaki yansımasına bakarken bile kendi gözlerinden korkuyordu. Titreyen elleriyle cüppesini çıkarıp askıya astı. Ama göz ucuyla masasının üzerinde bırakılmış notu görmeye devam ediyordu.
"Kim? Kim yapıyor bunu bana?"
Telefonuna uzandı. Parmakları kilit ekranında titredi. Ekranı açtığında bir mesaj gördü:
"Sence bir hakim kendi mahkemesinde yargılanır mı?"
Elleri telefondan kaydı. Mesaj kaybolmuştu. Tekrar kontrol ettiğinde gelen kutusu boştaydı. O an odanın ışıkları hafifçe titredi.
---
🌑 Zael’in Gölgeleri
Hakim Park fark etmedi ama salonun uzak köşesinde, duvarın ardındaki karanlıkta biri vardı. Siyah paltosuna gömülmüş Zael, gözlerini ondan ayırmadan izliyordu.
"Hakimler de sanık olur Hyunsoo. Sadece ne zaman olduğunu bilmezler."
Zael, cebindeki deftere bir cümle daha ekledi:
"Kendi mahkemesi onun idam sehpası olacak."
Ardından kalemi kapattı. Ayak sesleri bile çıkarmadan salonu terk etti.
---
🌑 Kapanan Mahkeme
Hakim Park, cüppesiz, ceketini giymiş bir halde odasından çıktı. Koridorlar boştu. Sadece duvardaki saat tik tak sesleriyle yankılanıyordu. Binanın çıkış kapısına ilerlerken telefonuna yine bir mesaj düştü:
"Kaçtığını sanma. Henüz duruşma başlamadı."
Park’ın ayakları yere mıhlanmış gibi kaldı. Arkasına baktı. Boş koridor ona karanlık bir tünel gibi geldi. Nefes alışları daha da hızlandı.
---
🌑 Zael’in Günlüğü (İç Ses)
"İlk darbeyi vurdum. O artık kendi mahkemesinde bir kurban olduğunu biliyor. Kendi adaletini satmanın bedelini ödeyecek… Ama ölümü kolay olmayacak. Önce korku. Sonra yargı. En son infaz."
Zael, binanın dışındaki gölgeye yaslanmıştı. Derin bir nefes aldı. Gözleri geceye karıştı.
"Adalet bir gün herkesi bulur… Ama bazen karanlıktan gelir."
SEO’nun Psikolojisi
SEO, bilgisayar ekranına bakıyordu. Parmakları klavyenin üzerinde öylece donmuştu. Yazdığı her kelime zihninde yankılanıyor, gerçek ve kurgu arasındaki çizgiyi daha da silikleştiriyordu.
"Ben yazdıkça o öldürüyor mu?.. Hayır, bu saçmalık…"
Kafasını iki elinin arasına aldı. Nefesi hızlanmıştı. Göğsü, az önce üç kat yukarı çıkmış gibi sıkışıyordu. Derin bir nefes almaya çalıştı ama boğazına tıkanan düğüm izin vermedi.
Gözlerini sıkıca kapattı. Kendi kendine mırıldandı:
"Sadece bir yazarım… Yalnızca bir yazar…"
Ama bir ses fısıldadı içinden: “Hayır. Sen katilsin.”
Bir anda bilgisayar ekranına yeni bir bildirim düştü.
> “Adalet bekleyen birinin daha mahkemesi başlamak üzere… Sen yazmaya devam et.”
SEO’nun gözleri büyüdü. Sandalyeden kalktı. Parmakları titreyerek ekranı kapatmak istedi ama imleç hareket etmiyordu. Bilgisayar kendi kendine açık kalan bir pencereyi gösteriyordu:
🖤 Hakim Park’ın Mahkemesi
---
🌑 Hakim Yargılanıyor
Hakim Park Hyunsoo, kendini bir anda loş ışıklı bir mahkeme salonunda buldu. Burası kendi mahkemesiydi… ama daha farklı. Duvarlar simsiyah bir sisle kaplanmıştı. Tavanın ortasında sallanan solgun bir lamba, yavaşça sallanıyordu.
Kendi masasında oturuyordu ama bu kez tokmak onun elinde değildi. Tokmak, salonun en karanlık köşesinden çıkan adamın elindeydi. Siyah paltosu, yüzünü tamamen örten gölgesiyle Zael Kormak ona yaklaşıyordu.
“Park Hyunsoo…” dedi, tokmağı sertçe masaya vurarak. “Ayağa kalk. Duruşman başlamak üzere.”
Hakim irkildi. “Siz… siz kimsiniz? Burası benim mahkemem!”
Zael, yavaşça adım attı. Salondaki sessizlik kulakları yırtıyordu.
“Yanılıyorsun. Burası artık benim mahkeme salonum. Yargıç da benim… cellat da.”
“Ne… ne istiyorsun benden?!” diye bağırdı hakim, ama sesi cılız çıkmıştı.
Zael’in tokmağı bir kez daha masaya indi. “İtiraf et.”
“İtiraf edecek bir şeyim yok!”
“Peki.” Zael elindeki defteri çıkardı ve okumaya başladı:
"2016 yılında tecavüz davasını 50 bin dolar karşılığında kapattın."
"2018’de üç cinayet zanlısını serbest bıraktın. Kan parası aldın."
"2020’de uyuşturucu baronunun oğluna ceza vermemek için dosyaları kaybettirdin."
Her cümlede hakimin dizleri titriyordu. “Y-Yalan! Bunlar… iftira!”
Zael, defteri kapattı. Son kez tokmağı masaya indirdi.
“Suçun sabit. Yargılandın. Cezan belli.”
Hakim Park Hyunsoo dizlerinin üzerinde titriyordu. Salondaki hava ağırlaşmış, nefesi boğazına düğümlenmişti. Zael Kormak bir cellat edasıyla tokmağını son kez masaya indirdi:
“Suçun sabit… Ceza kesilecek.”
Hakim yalvarıyordu, gözyaşları sakallarına karışmıştı. “Hayır… Ne olur… Bana bunu yapma! İstediğin paraysa—”
Zael, onun sözünü kesti. “Bu mahkemede para geçmez.”
Salonun duvarlarında yankılanan bir çan sesiyle loş ışıklar bir anda kırmızıya döndü. Hakim masaya kapanmıştı, ama birden elleri kelepçelendi. Kollarından çekilerek hakim kürsüsüne sürüklendi.
“Bu kez hüküm verecek olan sensin… ama kendi kanınla,” dedi Zael, cebinden çıkardığı paslı bıçağı parlatırken.
Hakim dehşet içinde bağırdı: “NE OLUR DUR! LÜTFEN!”
Zael soğukkanlı bir gülümsemeyle yaklaştı. “Kendi kararını yaz.” dedi. Hakimin eli zorla kaleme bastırıldı, önüne kanla yazılmış bir kağıt konuldu:
"Kendi hükmüm: SUÇLUYUM. Cezam: ÖLÜM."
Hakim titreyen elleriyle imzasını atar atmaz, salonun duvarlarından ince demir çubuklar birden çıkıp onu kavradı. Nefes alamıyordu. Kan kırmızı bir ışık yanıp söndü.
Zael son kez tokmağı indirdi.
“Cezan infaz edildi.”
Bir anda bıçağı hakim kürsüsüne sapladı. Bıçağın saplanmasıyla birlikte salonu bir çığlık doldurdu. Hakimin bedeni ağır çekimde yere yığıldı. Gözleri açık ama cansızdı.
---
🖤 SEO’nun Ekranı
SEO masasında oturmuş, kalp atışlarını bastırmaya çalışıyordu. Yazdığı her kelimenin, hakimin canına mal olduğunu hissediyordu. Gözlerini kocaman açmıştı.
Ekranda tek bir satır yanıp söndü:
> “Adalet yerini buldu. Bir sonraki mahkemeye hazır mısın?”
SEO titreyen elleriyle klavyeye uzandı ama parmakları felç olmuş gibiydi.
Bir anda bilgisayar ekranı kendi kendine kapandı. Salonda bir çan sesi çınladı…
---
💬 Bölüm Sonu Sözü
"Bazen kanla yazılan kararlar silinmez… Sadece daha derine işler."