Alin'in Anlatımından;
Odamın kapısını sertçe kapatıığımda içerideki hararetli konuşmaların uğultusu hala duyuluyordu. Yatağıma boylu boyunca uzanıp tavandaki çatlakları izlemeye başladım. Kalbimdeki çarpıntı yerini, mide boşluğunda büyüyen bir ağırlığa bırakmıştı. Furkan abinin masadaki o sessiz ama her şeyi duyan hali, Aykut abimin yersiz çıkışlarından daha çok canımı sıkmıştı.
Yattığım yerden hızla kalktım. Masanın üzerinde duran okul çantamı sertçe kenara ittim. Serhat'ın veremediği o buruşuk kağıt hala aklımın bir köşesindeydi ama Furkan abinin attığı mesaj ondan daha çok yer kaplıyordu.
"Furkan abin olarak karışıyorum."
Abiymiş... Kapımın tıklatılmasıyla, hızla açılması bir oldu. Tuana ve Ecrin hızlı odaya girdi. Yüzümdeki ifadeden bir şeyler anlamış gibi, bir süre durdular. Sinirim gözlerimden okunuyor gibiydi. Dayanamayıp;
"Buradalar mı?" diye sordum. Ecrin
"Furkan abi ve Aykut abimi söylüyorsan içerideler." dedi. Başımla onayladım.
Tuana ve Ecrin bir şeyler olduğunu anlamış gibi "neler oluyor" bakışlarıyla beni yakmaya çalışıyorlardı. Daha fazla dayanamayıp, olan biten her şeyi anlattım. Furkan abinin bana attığı mesajı, masadaki o boğucu sessizliği... Anlattıkça hafifleyeceğim sanırken, dahada harlanıyordum.
"Daha on iki yaşındayım, " diye fısıldadım hırsla. "Korumakla kısıtlamak arasındaki çizgiyi ne zaman bu kadar kaçırdı?"
Kızlar beni sakinlikle dinledikten sonra Ecrin, "Hadi." dedi koluma girerek "Burada durdukça daha çok kuracaksın. Salona geçelim, sonra da dışarı çıkarız."
"Onların olduğu ortama girmek istemiyorum." diye çıkıştım. Ama kimse beni dinlemedi. İkisi de bir kolumdan sürükleyerek odadan çıkarttı.
Salonun kapısından girdiğimizde Aykut abim iğneleyici tavrıyla.
"ooo küçük hanım teşrif etmişler. Ne o Alin, odaya çekip gidince bir şeylerin değişeceğini mi sandın."
Gözlerimi bayarak onunla muhattap olmamaya karar verdim. Anneme doğru döndüm.
"Anne, biz dışarı çıkıyoruz. Aras ve Mert'te gelecek merak etme. Parkta oluruz muhtemelen." deyip odadan çıkacakken Aykut abim.
"Akşam olmuş ne işiniz var dışarıda?" diye güyya şaka yaptı.
"Sana ne" deyip salondan çıkarken, annem uğraşmaması hakkında bir şeyler söylüyordu. Bu aralar normal olmadığımı düşündüğünü anlatıyordu.
Hızla ayakkabılarımı giyip kendimi dışarı attım. Parka doğru yürürken, köşede bizi bekleyen, Aras, Mert ve İlkay'ı gördüm. Yanlarına vardığımızda kısa bir selamlaşmanın ardından kendimizi banklara attık. Ortamda ki sessizlik Mert'i sinirlendirmiş olacak ki, Tuana'ya "güzel kardeşim bu kızın neyi var?" diye sordu.
Tuana ve Mert kardeşlerdi. Ondan cevap alamayacağını fark ettiğinde, yanıma gelip omuzuma vurdu. "Neler oluyor kızım sana?" diye sordu. Bir şey yok dermiş gibi bir hareket yapıp, bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Hafif hafif parlayan yıldızlara baktığımda, derin bir nefes aldım. Aras bir şeyler olduğunu anlamıştı. Ne zaman sussam beni en çok o anlardı. Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başladığında ağlamamak için, başımı omuzuna sakladım. İlkay
"Ağlarken saklanmana ne gerek var? Ben, seni öyle de seviyorum." dediğinde Aras
"İlkay siktir git!" sert çıkışına çok anlam veremedim. İlkay her zaman böyle yersiz konuşmalar yapardı. Aras'ın bu sert çıkışıyla önce bir duraksadı, sonra hiçbir şey olmamış gibi etrafa bakmaya başladı. Aras'ın korumacı tavrı içimdeki o koca boşluğa bir nebze de olsa doldururken, başımı omuzundan kaldırmadım. Burnumu çekip derin bir nefes aldım.
"İyi misin?" diye fısıldadı Aras. Sesi sadece benim duyabileceğim şekildeydi.
"Değilim" dedim dürüstçe. "Herkesin benim hakkımda bir fikri var ama kimse bana ne hissettiğimi sormuyor."
Mert, Tuana'nın sessizliğinden bir şey çıkmayacağını anladığında, bağdaş kurup yanımıza oturdu. "Bak Alin... Aykut abini biliyorsun. Kuzeninde olsa sizi ne kadar sahiplendiğini... ama Furkan'ı söylüyorsan inan ki bende anlayamadım. Normalde anlayışlıdır."
"Anlayışlı mı?" dedim başımı kaldırarak. "Hiç sanmıyorum." diye sinirle devam ettim.
Başımı kaldırdığımda parkın girişinde bir karartı gördüm. Adımlarını tanıyordum. Omuzlarının dikliği, ellerini eşofmanının cebine sokuşu... Furkan geliyordu. Kalbim yine tanıdık, huzursuz ritmiyle çarpmaya başladı. Hem ona çok kızgındım hemde neden geldiğini merak ediyordum.
Bizimkilerde fark etmiş olacak ki ortam bir anda sessizleşti. Aras'ın omzumdaki kolunun hafifçe gerildiğini hissettim. Furkan abi, bankın bir kaç adım uzağında durdu. Gözleri, ıslak kirpiklerimde takılı kaldı. Yüzünde ki ifade yorgunluğunu dışa vurmuştu.
"Alin" dedi sesi kısık çıkarken "Konuşabilir miyiz?"
Cevap vermedim... veremedim. Bakışlarımı kaçırıp Aras'ın koluna daha sıkı tutundum. Beni sevdiğini ne çocuklar biliyordu, ne de bir başkası... Ama Aras bir şeyler olduğunu anlıyordu. İlkay;
"Abi kızın canı zaten burnunda, daha fazla üstüne gitme istersen" dediğinde Furkan abi dönüp ona bakmadı bile. Gözlerini benden ayırmıyordu. İlkay'ın sözleri havada asılı kalırken, bize bir adım daha yaklaştı.
"Lütfen Alin." dedi, sesi bu kez daha kararlı çıkıyordu. "Sadece iki dakika... düzgünce konuşalım."
Mert, aradaki o görünmez ama gergin bağı hissetmiş olacak ki, oturduğu yerden yavaşça kalktı. Furkan abinin karşısına dikilip,
"Furkan... bak biz kız nefes alsın diye geldik." dedi. Sesini sakin tutmaya çalışıyordu ama tavrından ödün vermiyordu.
"Evdeki mevzu her neyse, şu an sırası değil."
Furkan abi, Mert'in müdahelesine sinirlenmişe benziyordu. "Mert aradan çekil koçum sen. Kardeşimle konuşup gideceğim."
"Alin konuşmak istemiyor." diye araya girdi Aras. Sesi buz gibiydi. Oturduğu yerden kalkmamıştı ama kolu hala omzumdaydı, beni koruyan o sarsılmaz kaleydi. Aras'ın dediğiyle bana bakıp
"Gerçekten mi?" diye sordu. Ama o sorunun altında ne olduğunu bir tek ben anlamıştım.
"Gerçekten. ABİ... konuşacak bir şey yok." dedim.
Aras bu lafımla ayapa kalkıp, elini Furkan abinin omzuna koydu. Bu ona destek olmak için değil kısaca bir uyarmaydı. Bu durum sinirine dokunmuş gibi ellerini hırsla saçlarının arasına geçirdi.
"Tamam." dedi, sesinde kırgınlıkla karışık bir öfke titriyordu. "Gidiyorum ama konuşacağız."
Aras yanıma oturup, kolunu omzuma attı. Parmakları ritim tutuyordu. Bu onun 'anlatmanı bekliyorum' deme şekliydi. Bir şeyler şüphelendiği ortadaydı. Ama bende konuşmamak için kendimi tutuyordum. Dayanamamış olacak ki;
"Alin, Furkan'ın bakışlarını gördüm. Mert'e olan tepkisini de... Bu sadece 'abi' korumacılığı değil başka bir şey var."
"Aras, lütfen... zzaten kafam çok karışık." diyerek geçiştirmeye çalıştım. Ama Aras geçiştirilemeyecak kadar iyi tanıyordu beni.
Yerinden doğrulup tam karşıma geçmeden önce çocukları yanımızdan gönderdi. Dizlerinin üzerine çökerek, bakışlarımızı eşitledi. Gözlerimin içine o kadar derin bakıyordu ki, içimdeki sırrı söküp alacağını sandım.
"Bana yalan söyleme. Furkan sadece karıştığı için mi buraya geldin? Yoksa aranızda benim bilmediğim bir şey mi geçti?"
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama çenemden hafifçe tutup bakışlarımı tekrar kendine çevirdi. Sesi bu sefer daha ciddi, hatta biraz daha yaralıydı.
"Seni ondan korumamı istiyorsan, neden olduğunu bilmem lazım. Sadece baskı mı, yoksa daha fazlası mı?"
Daha fazla dayanamadım. İçimde sakladığım o itirafın ağırlığı, Aras'ın dürüstlüğü karşısında ezildi.
"Bana... beni sevdiğini söyledi. O yüzden karışıyormuş. O yüzden mesaj atıp duruyormuş..."
Aras'ın yüzündeki o korumacı ifade bir anlığına dondu. Ellerinin gevşediğini, bakışlarının ise derin bir şaşkınlıkla, ardından ise öfkeyle parladığını gördüm. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Yumruklarını sıktığını, nefesinin hızlandığını hissettim.
"Seni sevdiğini mi söyledi?" dedi, " Sen daha on iki yaşındasın, o...o ne hakla bunu söyler."
Ayağa fırladı. Az önce Furkan abinin gittiği yöne doğru bir adım attı, sanki peşinden gidip onu bulacakmış gibi. Onu durdurmak için hızla önüne geçtim.
"Aras yapma! Bak kimse bilmiyor, Aykut abim duyar... sadece sana söyledim."
Aras bana döndüğünde gözlerindeki o nefretin yerini, şefkat ve büyük bir hayal kırıklığı almıştı.
"Bunu benden saklamamalıydın." dedi. Beni eve bıraktıktan sonra, kendide evine gitmişti.
Ertesi sabah evin içindeki telaş, güneş doğmadan başlamıştı. Annemin mutfaktan gelen tıkırtıları, babamın "Mangal kömürünü aldık mı?" diye seslenişi normal bir piknik sabahı gibi tınlıyordu. Ama benim için her şey değişmişti. Odamın camından dışarı baktığımda, kapının önünde Aykut abim ve Furkan abiyi gördüm. Hiçbir şey olmamış gibi babama yardım etmeye çalışıyordu.
Tam o sırada, sokağın başında Aras'ı gördüm. Normalde bu saatte uykuda olması gerekir , benim de onu zorla uyandırmam lazımdı. Ama dün ki olaydan sonra beni yanlız bırakmak istemediği belliydi. Dün ki olaydan sonra beni hiçbir an tek bırakmayacağını da biliyordum. Hızla evden çıkarken annem sepeti elime tutuşturdu.
Dediklerini duyamayacak kadar kafam doluydu. Aras'ın bir pot kırmaması için hemen oraya gitmem lazımdı. Babamın yanına inip sepeti bırakırken Furkan abiyle göz göze geldik. Yüzünde ki buruk gülümseme, içimi acıtmıştı. Ama ona karşı bir şey hissedemezdim. Köşede duran servis arabası ve bir kaç araba içinde gözlerim gidip geldi.
"Baba ben Aras'la servisle gideceğim."
Babam bir şey diyemeden Aykut abi araya girdi.
"Yok öyle yağma... dizimin dibinde olacaksın. Hem takımları kurarız."
Furkan abi bir şey demeden ne diyeceğimi bekliyordu. Aras araya girip;
"Bende sizinle gelirim o zaman." dedi. Aykut abim tam itiraz edecekken annem,
"Olur bende servise geçeyim o zaman."
Aras, kimseyi beklemeden önce beni, sonra da kendi yanıma oturacak şekilde arabaya bindi. Furkan abiyle aralarında ki soğuk savaş kendini belli ediyordu. Başımı Aras'ın omzuna yaslayıp gözlerimi kapattığım sırada telefonum titredi.
"Benimle bu şekilde olmanı çok isterdim."
Olduğum yerde huzursuzca hareket edince, Aras bakışlarını telefona çevirdi. Kulağımın dibinde nefesi sıklaşırken Furkan abiye döndü. Fısıldayarak " yapma" dedi. Furkan abi ona cevap vermek yerine, yüzündeki kırık tebessümle bana bakıyordu. Aras bu ana dayanamamış gibi başımı cama doğru çevirdi.
Yol boyu Aykut abim takımları belirlemiş, Aras'la beni ayırmaya çalışsa da buna müsaade etmemiştik. İlkay, Aras, ben ve Tuana'yı aynı takıma aldığımızda ona kalan, Ecrin, Furkan abi, Mert'ti. Pek memnun olmasada kabul etmek zorunda kaldı. Bakalım bugün daha başıma neler gelecek diye düşünmeden edemedim.