Arka Bahçe

1059 Words
Alin'in Anlatımından; O gece gözüme tek damla uyku girmedi. Masanın üzerinde duran Caramio'lara bakarken sanki her biri Furkan abinin fısıltısını tekrar ediyordu: "kalbime söz geçiremiyorum." On iki yaşındaki bir kalp için bu cümle... taşıması ağır bir yüktü. Bir yanım bunun bir şaka olmasını umuyor, diğer yanım ise o an kapıda gördüğüm ciddiyeti koruyordu. Ertesi sabah okula gitmek için servisi beklerken Aras yanıma geldi. Suratı sirke satıyordu. "Barıştık mı?" diye sordu, Serhat mevzusunu kastettiğini biliyordum. "Çikolataları senin bırakmadığını biliyorum Aras." dedim sesimi alçaltarak. Neyden bahsettiğimi anladığında gülümsemesi yüzünde dondu. Etrafa kısa bir bakış atıp, beni gelen servise çekti. En arkada ki koltuğa teper gibi oturruğunda şaşkınca yüzüne baktım. "Bak Furkan çok ısrar etti. 'Çocuk kalbi kırılmasın' dedi. Ben de aracı oldum. Başka bir şey mi var?" diye sordu. Gözlerimi kaçırdım. Eğer Aras'a söylersem, mahalle birbirine girerdi. Ya da kimse duymadan Furkan abinin hakkından gelirdi. Aralarında her ne kadar iki yaşta olsa, samimiyetleri çok farklıydı. Belki aynı binada oturdukları için, belki de... bilmiyorum. "Yok bir şey." diye geçiştirdim. Bana inanmadığı her halinden belli olsada, konuyu değiştirmek için "Bir daha bana sormadan numaramı kimseye verme!" deyip kendimi haklı çıkarttım. On beş, yirmi dakikanın sonunda okula gelmiştik. Aras'ın sorgu memuru bakışlarından kaçar adım uzaklaşırken, arkamdan bağırsa da hızla kendimi kızların yanına attım. Okul o gün her zamankinden daha uzun sürdü. Ders bitiminde telefonu hocadan alıp açarken, Furkan abiden mesaj gelmemiş olsun diye dua ediyordum. Açılan ekranla gerçekten hiç mesaj gelmediğini gördüm. Derin bir nefes alıp hızla okuldan çıktım. Mahallenin köşesinde Furkan abi ve Aykut abimi kahkaha atarken görünce dizlerimin bağı çözüldü. Hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Benim abimle, benim yanımdai benim hakkımda konuşuyorlardı belki de. Eve girmek için hamle yaptığımda Aykut abim seslendi. "Alin! Buraya gel ufaklık." "Ne ufaklığı be kocaman oldum görmüyor musun?" diye çıkıştığımda, yüzündeki gülümseme büyüdü. "Bitaminsiz." derken Furkan abininde yüzündeki gülümsemeyi gördüm. Tek kaşım havada yüzüne bakarken, kendine çeki düzen verdi. "Öyle deme Aykut. Kocaman olmuş bak..." gülmemek için yanaklarını kemiriyordu. Ayaklarım geri geri gitse de yanlarında durdum. Gözlerini benden kaçırıp elindeki gazoz kapağıyla oynamaya başladı. Aykut abim; "Annem dedi ki, hafta sonu mahallece pikniğe gidecekmişiz. Hazırlan, voleybolun rövanşı yapacağız." dedi omzuma kolunu atarak. Sonra Furkaan abiye döndü. "Değil mi lan? Bu sefer acımak yok bizim kıza." Furkan abi başını kaldırıp ilk gözlerimin içine baktı. O bakışta suçluluk mu vardı yoksa hala o tuhaf kararlılık mı ayırt edemedim. "Acımak yok." dedi sesi titreyerek. O an içimde bir şeyler kırılsada, Furkan abinin tutarsız tavırları, Serhat'tan gelen yeni bir mektup... on iki yaşıma fazla şey sığdırmaya çalışıyordum. Onlarla daha fazla muhattap olmamak için hızla eve yöneldim. Arkamda kahkahaları, sohbetleri devam ediyordu. Eve girip odamın kapısını kapattığımda, çantamın derinliklerindeki mektubu çıkarttım. "Yarın okul çıkışı arka bahçede bekle. Aras gelmeden konuşmamız lazım..." İki ateş arasında kalmışım gibi hissetmeye başladım. Bir tarafta abi dediğim adam, öbür tarafta mahallenin " yasaklı " çocuğu. Ve tüm bunların ortasında, sadece voleybol oynamak ve Caramio yemek isteyen ben... Ertesi gün okul çıkışı arka bahçeye gitmek ve eve gitmek arasında gidip geliyordum. Serhat'ın serseri tavırları, Aras'ın korumacı ama oğucu olan halleri ve en önemlisi Furkan abinin tuhaf bakışları.... Hepsi başımda bir düğüm olmuştu. Son ders zil çaldığında Aras'ın " Hadi Alin, servis kalkmadan." diye seslenmesini duymazden geldim. Hala ona karşı kırgın olduğumu düşünmesi şu an işime gelirdi. Adımları benim olduğum tarafa doğru yöneldiğinde Mercan "Beraber geleceğiz Aras. Bir gün sal bari!" diye sitem etti. Aras istemeye istemeye bu durumu kabul edip gitmeye karar verdi. Mercan "Sınıftakiler görmeden git, konuş ve gel..." dedi. Ona minnet dolu bir gülümseme bahşedip, hızla arka bahçeye yöneldim. Serhat, bahçe duvarına sırtını dayamış, elleri ceplerinde beni bekliyordu. Bakışları beni bulduğunda olduğu yerde dikleşti. "Geleceğini biliyordum." dedi. "Ne diyeceksen çabuk söyle Serhat." dediğimde elindeki buruşuk kağıdı bana uzattı. "Aras etrafında etten duvar örmüş, biliyorum. Ama bu not... bunu mutlaka okumalısın." Tam notu elinden alacakken, bahçenin kapısı gürültüyle açıldı. Anın heyecanıyla kalbim ağzımda atmaya başladı. Arkamı döndüğümde Furkan abiyi görmem şaşkınlıktan gözlerim büyüdü. Arkasında suçsuzum bakışları atan Mercan'ı görmemle, bıkkınlıkla başımı çevirdim. Furkan abinin sanki adımları yavaşladı. Gözleri önce Serhat'a, sonra nota, en sonda beni buldu. Yüzündeki o sakin ifade, yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı. "O ne?" dedi kaşlarıyla elimdeki kağıdı göstererek.Serhat; "Senin işin yok mu abim? Bizi rahat bıraksan ya..." diye umursamazca konuşurken, Furkan abinin bakışları değişti. Serhat yaptığı hatanın farkında değilmiş gibiydi. Furkan abi, mahallenin korumacı, güler yüzlü genci değildi artık. O bakışları bambaşka biriymiş gibiydi. "Mercan, Alin'i alıp hemen servise biniyorsunuz." dedi, bana bakmadan. "Sen kimsin de karışıyorsun?" diye çıkıştı Serhat. Furkan abi durdu. Serhat'a iyice yaklaştı. Aramızdaki hava bir anda elektriklendi. ağzından zorla çıktığı belli olan o cümle döküldü. dedi "Ben onun abisiyim!" dedi tane tane. "Ve o notu çöpe atıyorsun, yoksa seninle başka şekilde konuşuruz." O an Furkan abinin bana olan hislerinin ne kadar kontrolsüz olduğunu fark ettim. Bu durum voleybolda kimin kazanacağı gibi tatlı bir rekabet değildi. Arka bahçeden nasıl çıktığımızı, eve nasıl hızla gittiğimi hatırlamıyorum. Odama girip kapıyı kapattığım gibi kendimi yatağa attım. Ellerim zangır zangır titriyor, kalbim ağzımda atıyordu. Israrla çalan telefonumu açmaya cesaret edemedim. Kısa bir titremenin ardından mesaj geldiğini fark ettim. "Seninle kimsenin oynamasına izin vermeyeceğim. Bir daha o çocuğun yanında görmeyeceğim seni." Mesajı iki, üç kere okuyup ne demeye çalıştığını anlamak için uğraştım. "Birincisi sana sormayacağım. İkincisi kim olarak karışıyorsun?" "Furkan olarak karışıyorum Alin. Kim olarak düşünmek istersen o şekilde düşün." Sinirim yavaş yavaş üzerime çökerken Ecrin neşeyle odaya girdi. "Abla? Annem yemeğe çağırıyor. Misafirlerimizde var." Onu onaylayıp, yatağımdan kalktım. Üzerime düzgün olsun diye v yaka bir tişört, tayt giyip odadan çıktım. Sofrada ayrılmaz ikili Furkan abi ve Aykut abiyi gördüm. Kalbim hızlansada bir şey yokmuş gibi, onlardan en uzak köşeye oturdum. Amcam "Ne oldu kız sana? Karadenizde gemilerin mi battı?" diye sordu. Ne cevap versem diye düşünürken, bakışlarım masadakilerin arasında gidip geldi. "Yok gemilerim batmadı da, hayallerim yıkıldı." dediğimde bakışları gerildi. "Hayırdır aşık mı oldun?" diye soran Aykut abime şaşkınlıkla baktım. "Bak Serhat'la seni konuşuyorlar... en son dövdürteceksin çocuğu bana o olacak." diye sinirle konuşurken "Sana ne abi. Ben, senin sevgiline karışıyor muyum?" "Ben erkeğim hem de senden büyüğüm." "Bana ne benim de konuştuğum olabilir. Bu duruma kendini hazırlasan iyi edersin." O an Furkan abiyle göz göze geldik. Sanki yüzünde bir hayal kırıklığı vardı. Ama ortamda bir şey belli etmemek için konuşmadığı da gün yüzü gibi ortadaydı. Aykut abim susmayı denemediği için en son gına geldi sofradan hızla kalkıp, odama girdim. Arkamdan Furkan abiyle, babamı, amcamı gazlarken sinirleriminde yavaş yavaş yukarı tırmandığını fark ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD