Alin'in Anlatımından;
Ertesi sabah daha güneş yeni doğarken uyandım.İçimde voleybol maçından kalan o mağlubiyetin değil, Furkan abinin dün akşamki fısıltısının ağırlığı vardı. Annemler uyurken parmak uçlarımda evden süzüldüm. Sokak lambaları yeni sönmüş, Haziran sıcağında insanın içini ürperten o sabah serinliği doluydu.
Fırının sokağına saptığımda taze ekmek kokusu burnuma doldu. Fırının önündeki elektrik direğine yaslanmış Furkan abiyi hemen tanıdım. Adımlarım ağır, ama kendinde emin bir şekilde yanına yürüttü. Hızla bana doğru döndü. Yüzündeki o acı ifadesi beni görünce, yerini şefkate bıraktı.
"Geldin" dedi, sanki gelmeyeceğimden eminmiş gibi.
"Gelmeyecektim aslında" dedim hırkamın kollarını avuçlarımın içine çekerek. Ara sıra etrafıma bakıyordum. Her yerden Aras çıkabilir ve buraya geldiğim için beni sürükleyerek eve götürebilirdi. Ama herkese göre beraber büyüdüğüm abimdi, bizim içinse yasaklı olmaması gereken bir şeydi artık.
"Neye bakıp duruyorsun?"
"Aras... Aras'a gelmeyeceğimi söyledim." dedim. Bir adım daha bana yaklaştığında, istemsizce bir adım geri attım.
"Aras... her şeyi biliyor farkındayım. Ama seni koruması gereken kişi ben değilim." Duraksadı. "Serhat'tı o meseleyi de halletim. Bir daha seni rahatsız etmeyecek. Asıl mesele biz." sözünü kestim.
"Biz diye bir şey yok Furkan ABİ!"
"Var Alin." dedi sanki içinden bir parça kopmuş gibi. " Aykut'un kuzeni olmasan, Aras'ın o sahiplenişi olmasa biz olabilirdik. Bu yüzden her şeyi yakıp yıkmak istiyorum." ellerini saçlarının arasından geçirdi.
"Bunu yapamazsın. Herkesi kaybederiz."
"Sen beni kaybetme yeter," dedi sesi iyice alçalmıştı. "İyi düşün Alin. Beni, bizi..." derken fırına girip simitleri alıp, bana uzattı.
"Bugün gelmeyeceğim, gözükmeyeceğim sana... Ama iyice düşün." dediğinde bir süre durdum. Fırının önünden hızla eve doğru yürümeye başladı. Hemen karşı binamızda oturuyordu. Yürürken o önden hızlı hızlı giderken, ben arkadan düşünerek yürümeye çalışıyordum. Sanki oksijen yetersiz gibiydi.
Furkan abi binasına girerken kapının önünde hiddetle beni bekleyen bir Aras vardı. Yanına gittiğimde gözlerinde ki tek duygu hayal kırıklığıydı. Gitmememi söyleyip dururken, ben onu dinlememeyi tercih etmiştim.
"Fırın yolu biraz uzamış ha?" diye sorduğunda, ne cevap vereceğimi bilemedim.
"Aras sadece konuştuk." dedi. İkimizde aynı anda binanın girişine döndüğümüzde şaşırdık. Çoktan eve çıkmış olması gerekiyordu.
"Sana sormadım Furkan. Git evine!"
"Alin'i oraya ben çağırdım Aras. İddiayı bahane ederek konuşmak istedim." dedim. Aras'ın daha fazla sinirlendiğini anlamamak için aptal olmak gerekiyordu. Furkan abi bunu bilmiyormuş gibi daha çok üzerine gidiyordu. Bu hamlesi ya bizim aramızı bozacaktı, ya da sevdiği bir kardeşini, o kaybedecekti.
"Aras, Alin'i rahat bırak biraz nefes alsın..."
"Ben onu nefessiz bırakmıyorum, ben onu koruyorum!" diye dişlerinin arasından konuştu.
İkisinin arasındaki gereksiz savaşın ortasında kalmak, her iki taraftan gelen o ağır yükün altında ezilmek gibiydi. Furkan abiyle göz göze geldik. Gözlerinin içinde ki parlamayı görüyordum. Aras'a baktığımda ise sinirden patlamak üzere bir bomba.
"Yeter!" dedim fısıldayarak " İkinizde durun artık. Sesinize Aykut abim uyanacak. Ya da yiyin birbirinizi ben gidiyorum."
Simit paketini göğsüme bastırarak, ikisinin ortasında geçip karşı binada ki evime doğru yürüdüm. Arkamdan usulca gelen ayak seslerini duyduğumda, Aras'ında peşimden yürüdüğünü fark ettim. Şu an büyük bir yanlışın ortasındaydık ve Aras buna engel olmaya çalışıyordu. Abimle aramın bozulmaması, bu mahalledeki çocukluğumuzun masum kalması için uğraşıyordu.
Evin kapısını sessizce açmaya çalışırken merdivenlerden inen Aykut abimin sesini duydum
"Günaydın vitaminsiz." deyip elimdeki anahtarı aldı. Kapıyı açıp benden önce içeri girerken Aras'la yan yana içeri girmeyi bekliyorduk.
"Günaydın yenge..." diye neşeyle cıvıldarken, annem günaydın deyip bana döndü.
"Geldin mi kızım? Ne ara çıktın sen?" diye sorduğunda Aras'la erkenden kalktığımıza dair kısa bir yalan bilgi geçip yardıma koyuldum.
Sofra hazırlandığında o kalabalık sofranın tüm fertleri tek tek masaya düştü. Birbirimizden uzun süre ayrı kalmamak için hep bizdeydik. Zaten çocukların anneleri çalıştığı için annem hiçbirini evde tek bırakmıyordu. Tam Aras'ın yanına oturduğumda telefonum titredi.
"Pencereye çık. Sadece bir saniye."
Odamda bir şey unutmuş gibi ayağa kalktım. Odamın kapısını kapatıp perdenin arkasına geçtim. Serhat tam karşı kaldırımda oturmuş bana bakıyordu. Furkan abinin " hallettim." deyişinin aslında durumu ne kadar körüklediğinin kanıtıydı. İçimde bir yerlerde, Furkan abi kafamı karıştırmadan önce, Serhat'la masum çocukluk aşkı olma yolunda olduğumuz geldi aklıma. Yüzüm bir anda kireç gibi oldu.
Serhat'ı ne sınıfımdakiler seviyordu, ne de mahalledeki arkadaşlarım seviyordu. On iki yaşındaki ağır abi tavırları sadece benim hoşuma gidiyordu. Tabi Furkan abi, beni sevdiğini söyleyene kadar. Çocuk aklımla belki Furkan abinin benden soğuyacağını, ya da ona karşı bir his beslememe engel olacağını düşünürken yüzüm gülümsedi. Bu sırada bakışlarım karşı apartmanın üst balkonuna döndüğünde Furkan abiyi gördüm. Çenesi kasılmış, yumrukları mermerin üzerinde sıkı sıkıya duruyordu.
"Alin? Ne yapıyorsun orada kızım?"
Annemin sesini duymamla olduğum yerde sıççradım. Kalbim ağzıma çıkmış gibiydi.
"Geliyorum!" diye bağırıp, bir anlık boşlukla Serhat'a el sallayıp içeri girdim. Son bir kez Serhat'a bakmak için cama çıktığımda, elini sallayıp, gülümseyerek gitti. Kendi kendimi ateşe atıyordum ama bu çocuk aklımla en doğrusu bu gibi duruyordu. Odamdan çıkmadan engel kaldırma mesajına karşılık, Serhat'ın engelini kaldırdım.
İçeri geçtiğimde masadaki çatal kaşık sesleri kafamın içinde yankılanıyordu. Aras'ın ve çocukların bakışlarını üzerimden hissettiğimde huzursuzca yerimde kıpırdandım.
"Saçımı düzelttim." dedim, kimse sormadan açıklama yapma gereği duyarak. Aras telefonunu göstererek başını salladığında, güçlükle yutkundum. Demek ki Furkan abi her şeyi yetiştirmişti. Suratım asıldığında, hepsi üzerime atlayıp beni dövmemek için zor duruyor gibilerdi. Annem;
"Şu Furkan nerede kaldı? Aykut ara bakayım oğlum..." Aras;
"O gelmeyecekmiş bugün..." derken lafı kapının hızla çalınmasıyla, yerimden kalkıp kapıyı açtım. Öfkesi gözlerinden taşan Furkan abiyi görmemle, bir adım geri çıktım. Bana başını hayal kırıklığıyla sallarken, sofradakilere kuru bir
"Günyadın." deyip her zaman ki yerine yani benim tam sağımdaki o boşluğa çöktü. Sofrada kimse konuşmuyor, herkes kahvaltısıyla ilgileniyordu. Aykut abim
"Bugün maçı unutmayın, akşam yapalım."
"Bugün beni eleyin abi. İyi değilim..." deyip maça gitmeyeceğimi söylediğimde şaşırmıştı.
"Hastaneye gidelim mi?" diye sordu. Hayır anlamında başımı sallayıp sofradan kalktım. Aynı anda telefonuma gelen mesaj sesiyle ekranı açtım.
"Okul kapanalı neredeyse dört gün olacak ama özlemişim... Akşam okulun orada ki park?" mesaja baktığımda, orada onunla mı görüşmek, yoksa Furkan abilerle voleybol maçına mı gitmek arasında kalsamda.
"Olur." diye kısa bir mesaj attım. Aras çoktan sofradan kalkmış yanıma gelmişti.
"Ne yapıyorsun Alin sen?" diye kısık ama hesap sorar tarzda sesi çıktı.
"Kendim için doğru olanı." yanından çekip gitmek üzereyken, kolumu tutup beni odaya çekti. Sofradaki herkes bize bakarken, hepsi biliyordu ki Aras çok sinirlenmiş aramızda fırtınalar kopacaktı. Aras'ın ben ne zaman kendim için yanlış bir şey yapsam verdiği tepki olduklarının da farkındalardı. Bir anda evde ki tüm ses kesildi. Kapı tıklatılıp Mert, İlkay, Ecrin ve Tuana'da geldiğinde koalisyon kurulmuştu.
"Neler oluyor?" diye soran Tuana'ya baktım. Aras benden önce cevap verdi
"Yanlış yapmamak için, yanlışın içine daldı." diye fısıldadı. İşaret parmağıyla beni gösterip "bu salak!" diye eklediğinde
"Düzgün konuş" bağırmıştım. Sesim hiç istemediğim kadar yüksek çıkmıştı. "Ne yapsaydım... on iki yaşında öbür yanlışı mı kabul etseydim?"
"Hayı Alin... hiç birine çekilmeseydin. Bana güvenseydin.. ben seni ateşin içine mi atardım?"
"Denemek istiyorum." dedim. "Sandığınız gibi biri değil." Aras kaşları havada bana bakıyordu
"Nasıl biri Alin anlatsana bizde bilelim?" Ecrin araya girip
"Kimden bahsediyorsunuz?" Aras'la aynı anda
"Serhat" dediğimizde çocuklarda olayı anlamıştı. Hepsi bir ağızdan olmayacağı, izin vermedikleri hakkında bir şeyler söyleyip duruyorlardı. Kapadım kulaklarımı odadan hırsla çıkıp, kimseye bişey demeden mahalleye çıktım. Her zaman gittiğimiz parktaki bankımıza oturdum. Hemde tek başıma... sakinleşene kadar kimseyi görmek istemiyordum. Çocuktum işte doğruyu da yanlışı da yaparak öğrenecektim
Aras'ın mesajını açtım. "Seni o bankta tek bırakmak hiç hoşuma gitmiyor. Ama iyice düşünmen içinde zaman tanıyorum. Akşam seni o parka göndermeyeceğim. Gerekirse odana kitler, sabaha kadar pencerende nöbet tutarım. Ama seni yine de o çocuğun yanına yollamam."
Bu kadar sahip çıkmasına gülümsedim. Aras benim en yakınım, sırdaşım, bazen kardeşim, bazende abim... Serhat'a akşam çocukların beni bırakmadığını anlatan bir mesaj attım. Görüşmemizi istemiyorlar dedim. Ama ondan gelen mesaj "sen gelemiyorsan ben gelirim." oldu.
Akşam haberleşmeye karar verdiğimizde eve geçtim. Ortada ne Aras, ne de çocuklar vardı. Aras'ın attığı mesaj fos gibi duruyordu. Hemen üzerimi değiştirip annemden yarım saatlik izin alıp evden çıktım. Yukarıda okulun orada olan parkın girişine geldiğimde Serhat
"Geleceğini biliyordum" dedi. Tam ona doğru bir adım atmıştım ki, köşeden Aras, Mert, İlkay ve en arkalarında Furkan abi çıktı.
"Alin" dedi Aras, sesi sinirden titriyordu. "Buraya gel çabuk!" Ne yapacağımı bilemezken Serhat
"Bırakın kızı, kendi kararını kendi verebilecek yaşta. Değil mi Alin?" deyip yanıma yaklaşmak üzereyken Aras, beni çocuklara doğru çekti.
O an anladım ki Serhat'ın bana karşı sevgisi değil, sadece egosunu tatmin edecek "Alin benim için, en yakınlarından vazgeçti diyebilmek için yapıyordu." Bir an Furkan abiyle göz göze geldik. Hayal kırıklığı, kızgınlık, kaybetmişlik hissi vardı. Aras ne diyeceğime bakarken, Serhat'a döndüm
"Özür dilerim." deyip Aras'ın koluna girdim. Serhat arkamdan bağırıyordu ama bu çocukları kimse için kaybedemezdim, kaybetmeyecektim.