Şafak henüz sökmemişti. Gökyüzü, karanlıkla gri arasında sıkışmış bir renkte asılı duruyordu. Elif, beton siperin kenarına çömelmiş, uzaktaki tepeleri izliyordu. Sessizlik yanıltıcıydı; askeri tecrübesi olmayan biri için huzur gibi görünen bu an, Elif’in içgüdülerinde yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Serdar yanına geldi. Üzerindeki kamuflaj, yüzündeki yorgunlukla neredeyse bütünleşmişti. Elini siperin soğuk betonuna koydu, Elif’e bakmadan konuştu. “Onlar geri çekilmedi,” dedi sakin ama kesin bir tonla. “Sadece pozisyon değiştiriyorlar.” Elif başını salladı. Artık kaçmadığını, saklanmadığını fark ediyordu. Omzundaki ağırlık korku değildi; sorumluluktu. “Beni almak istiyorlar,” dedi. “Ama bu kez ben hazır olduğumu biliyorum.” Serdar döndü. Bakışları sertti ama içinde saklayamadığı bir

