Akşam olduğunda konak yeniden kalabalıklaştı. Uzun masa bahçeye kurulmuştu bu kez. Hava serinlemiş, gökyüzü mora çalmıştı. Işıklar yanmış, tabaklar dizilmişti. Herkes yerini alırken sandalyelerin çıkardığı sesler bile garip bir gerilim taşıyordu. Ben Taylan’ın yanına oturdum. Bilerek. Elif karşı çaprazımızdaydı. Gözlerini kaçırmıyordu. Kaçırmak gibi bir niyeti de yoktu zaten. Annem onun yanında, dudakları ince bir çizgi halinde. Babam daha sessizdi. Sultan Ana baş köşedeydi. Yemekler servis edilirken kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Taylan elini masanın altında dizime koydu. Sakin bir dokunuş. “İyi misin?” diye fısıldadı. Başımı hafifçe salladım. “İyiyim.” Elif tam o anda çatalını tabağa biraz sert bıraktı. Ses herkesin dikkatini çekti. “Ne kadar romantiksiniz,” dedi alaycı bir

