Silahın namlusu Aras’ın göğsüne doğrultulduğunda, odanın beyazlığı daha da acımasız görünüyordu. Bu oda, merhamet için tasarlanmamıştı. Burada her şey fazla netti: duvarlar, ışık, kamera… ve Alin’in gözlerindeki o boşluk. Aras bir adım bile geri çekilmedi. Çünkü geri çekilmek, “korktum” demekti. Ve Alin’in beynindeki o komut, korkuyu tehdit diye okuyabilirdi. Aras nefes aldı. Kendi nabzunu kontrol etti. Bir komutan gibi değil… bir adam gibi. “Alin,” dedi yavaşça. Sesi yumuşak, ama kırılgan değil. “Silahı indir.” Alin’in parmağı tetiğin üzerinde değildi. Ama tetikle arasındaki mesafe, bir düşünce kadar kısaydı. Alin’in sesi düz geldi: “Seç.” Ekrandaki seçenekler hâlâ yanıyordu: A: KAAN B: KARDEŞİN C: ALİN (Eğer seçmezsen) Duru kapı eşiğindeydi. Arda onu kolundan tutu

