Yol uzundu. Şehir, sabahın puslu ışığında yavaş yavaş arkada kalırken, asfaltın üzerindeki çizgiler ritmik bir şekilde kayıp gidiyordu. Motorun sesi sabit, neredeyse hipnotikti. Aras direksiyondaydı; omuzları gevşekti ama gözleri dikkatliydi. Sürüşü, hayatı gibi, kontrollüydü. Alin yan koltukta oturuyordu. Camdan dışarı bakıyor, arada bir yansımasında Aras’ın yüzünü yakalıyordu. Çenesindeki çizgi, kaşlarının arasındaki hafif gerginlik… Tehlike şimdilik uzaktaydı ama tamamen yok değildi. Bu yolculuk, kaçış değildi; yeniden konumlanmaydı. Bir süre sessiz kaldılar. Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, ikisinin de ihtiyaç duyduğu türdendi. Alin elini kol dayama yerinden yavaşça kaydırdı. Parmakları Aras’ın eline değdi. Bir an durdu; sonra parmaklarını hafifçe onun parmaklarının ara

