Alin gözlerini açtığında ilk hissettiği şey… sessizlikti. Ama bu, huzurlu bir sessizlik değildi. Bu, bir şeyin olması gerekirken olmadığı türden bir boşluktu. Tavan beyazdı. Işık sabitti. Kalp atışının ritmi kulaklarında yankılanıyordu. Ve bir şey daha vardı. Bir boşluk. Sanki zihninin bir köşesi… kapatılmıştı. “Alin.” Aras’ın sesi. Yakın. Ama temkinli. Alin başını çevirdi. Aras oradaydı. Sandalyede. Dirsekleri dizlerinde, elleri birbirine kenetlenmişti. Gözleri kızarmıştı. Uykusuzdu. Günlerdir. “Kaç gündür?” diye sordu Alin. Aras irkildi. “Ne?” “Buradayım,” dedi Alin sakince. “Kaç gündür buradayım?” Aras yutkundu. “Otuz altı saat.” Alin başını salladı. “Hayır,” dedi. “Daha uzun.” Aras cevap vermedi. Bu sessizlik… bir itiraftı. Alin yavaşça doğruldu. Damarları

