Dağlar yaklaştıkça hava inceldi. Sanki her nefes, daha fazla düşünce istiyordu. Araç, dar bir dağ yolunda ilerliyordu. Sağda uçurum, solda çam ağaçları… Rüzgâr, virajların içinden ıslık çalarak geçiyor, metalin üzerinde soğuk bir el gibi dolaşıyordu. Güneş, bulutların arasından ara ara yüzünü gösteriyor; ışık bir anlık parlayıp tekrar sönüyordu. Aras direksiyondaydı. Bu kez hızı düşürmüştü. Dağ yolu acele kaldırmazdı; hata affetmezdi. Arka koltukta kardeşi sessizce oturuyor, camdan dışarı bakıyordu. Ön koltukta Alin, navigasyondan çok etrafı izliyordu. Gözleri, yolu değil, yolun dilini okumaya çalışıyordu. “Burada sinyal zayıf,” dedi Alin. “Ama bu, birinin bizi izleyemeyeceği anlamına gelmiyor.” Aras başını salladı. “Evet. Dağlar… saklar.” Kardeşi öne doğru eğildi. “Timur’un mesajı b

