Araç, şehrin altına doğru inerken Alin’in nefesi sayılara bölündü. Dört al. Dört tut. Dört ver. Kapalı bir mekânın kokusu vardı: metal, soğuk plastik ve elektrik. Bunların hepsi tanıdıktı. Bunların hepsi… merkez demekti. Alin camdan yansıyan yüzüne baktı. Gözlerinde korku yoktu. Sadece karar. Araç durdu. Kapılar sessizce açıldı. Bir kadın sesi—yakından, kulak arkasından—fısıldadı: “Hoş geldin, Alin.” Alin adım attı. Koridor beyazdı ama steril değildi. Beyaz, burada saflık değil; kontroltü. Duvarlar cam değildi ama yansıtıyordu. Her adım, her nefes… kaydediliyordu. Alin yürürken bir ekran yandı. Anahtar’ın yüzü belirdi—bu kez canlı. “Rahat ol,” dedi kadın. “Burada bağıran yok. Koşan yok.” Alin durdu. “Koşmayan yer,” dedi, “kaçışı olmayan yerdir.” Anahtar gülümsedi.

