Şehir, sabaha karşı nefesini tutmuştu. Bu, sessizliğin huzur verdiği anlardan değildi. Bu sessizlik, yaklaşan bir şeyin habercisiydi. Gökyüzü hâlâ karanlıktı ama gecenin rengi değişmişti; siyah değil, kurşunîydi. Sokak lambaları yanıyordu, ama ışıkları yere ulaşmıyor gibiydi. Sanki şehir, kendi gölgesini saklıyordu. Alin, merkezin çatısında duruyordu. Aşağıda uzanan şehir, tanıdığı bir organizma gibiydi. Damarlar gibi akan yollar, aralıklı yanıp sönen ışıklar, sabırsız ama düzenli bir hareket… Her şey yerli yerindeydi. Fazla yerli yerinde. Kulaklığında hafif bir parazit vardı. Bu parazit, teknik bir arızadan çok bir tereddüt gibi hissediliyordu. “Bağlantın dalgalı,” dedi Aras’ın sesi. “Rüzgâr mı?” “Rüzgâr değil,” dedi Alin. “Basınç.” Aras bir an sustu. Aşağıdaydı; merkezin içindey

