SİS BOĞAZI

1133 Words
14:45 – SİS BOĞAZI / GERİ ÇEKİLME HATTI Sığınaktan çıkışımızı kolaylaştırmak için Tuncay, Gölge Timi’nin öncü birliğini öne sürdü. Ben, Rona’yı kucağımda taşıyordum. Tüm ağırlığıyla sarılmıştı boynuma. Hafifti… ama o an dünyanın en ağır emaneti gibiydi. “Yolun devamı doğuya kıvrılıyor. Orası açık arazi. Riskli,” dedi Ayaz, dürbünle tararken. Tuncay haritaya baktı. “Alternatif yok. Açık alanda hızla geçeceğiz. Telsiz susturulmalı, iz bırakmayacağız.” Vural, her zamanki gibi yanımdaydı. Kolumdaki bandajı sıkıca sardı. “Komutanım, hâlâ solgun görünüyorsunuz. Yoruluyorsunuz.” Yorgundum, evet. Ama geri dönmek yoktu. “Sen iyi misin?” dedim ona. Gülümsedi, ama gözleri kaçtı. “Ben iyiyim. Ama bu kız… bir gölge gibi. Ya peşimizden bela getirecek, ya da her şeyi değiştirecek.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra adımları sıklaştırdık. Tuncay önde, Vural sağımda, Ayaz arkada. Toprağın altında tıkırtılar duyuldu. Herkes anında durdu. Vural, gözleriyle beni uyardı: “Dur!” Hepimiz yere kapaklandık, tetikte bekledik. “Bir tuzak ama önümüzde… dikkatli,” dedi Vural. Sessizce ilerledik. Patlama olmadı. Tuncay hafifçe başını salladı. “Vural’ın gözü her zamanki gibi keskin,” dedim içimden. Rona kucağımda huzursuzdu. Ona sıkıca sarıldım. “İleri,” dedim. “Ama dikkatli.” … 17:10 – DAĞ ROTASI / GÖZETLEME NOKTASI Geri çekildik. Tuncay, haritayı açtı. Sessizdi. Bende karşısına oturdum. Göz göze geldik. “Bundan sonra sadece emirle hareket etmeyeceğim,” dedim. Kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun?” “Rona. Onu Ankara’ya göndermeyeceğiz. Sistem onun ölmesini istiyor. Ben… yaşamasını.” Tuncay birkaç saniye baktı bana. Sonra başını eğdi. “Bu… seni görevden aldırabilir. Askerî suç.” Omzumu silktim. “Bazı suçlar… vicdanı korur.” O sırada Ayaz geldi, elinde küçük bir dosya vardı. “Komutanım… istihbarat bize ulaşamadı ama sistem hâlâ Rona’nın kodunu tarıyor. Onun yaşadığını biliyorlar. Ve biri… onu almak için geliyor olabilir.” “Kim?” diye sordum. “Dosyada sadece bu yazıyor,” dedi Ayaz ve bana gösterdi: > KOD ADI: CÂBİR Tuncay dosyayı kaptı. Gözleri karardı. “Bu imkânsız… Câbir öldü sanıyorduk.” “Demek ki bazı hayaletler geri dönüyor,” dedim. Ve bir şey daha anladım. Bu sadece bir savaş değildi. Bu artık bir hesaplaşmaydı. Geçmişle, hatalarla, içimizdeki karanlıkla. Ama ben bir karar vermiştim: Rona’yı yaşatacağım. Vural’ın hatırası için. Vatan için. İnsanlık için. … 2021 – Gece Yarısı / İran Sınır Hattı Telsizden gelen son sinyalle birlikte sessizlik çöktü. Ama içimdeki gürültü dinmiyordu. Gece soğuktu, ama benim içim daha soğuktu. Çadırdan sessizce çıktım. Ayaklarım neredeyse taşların üzerinde dans eder gibiydi, Kimseyi rahatsız etmemek için... Elimde kibrit kutusu, alevin anlık parıltısını izlemek istedim. Sigara yoktu elimde, sadece o kısa aydınlık an… Nefes almak gibi. Ayak seslerini duyunca dönmedim bile. Biliyorum, o da oradaydı. Tuncay’dı. Yanımda durdu, ama o eski sıcaklık yoktu aramızda. Yılların yükü sessizliğimizde asılıydı. “Bana göre rüzgâr kuzeydoğudan,” dedi. Sesinde hep o alaycı ton. “Ama sen haritayı baştan yırttın.” Sertçe gülümsedim. Dudaklarımın kenarında ince bir çizgi. “Senin haritaların hep başkalarının çizgileriydi. Ben kendi yolumu çizdim, Tuncay.” Sessizlik. O hep sessizliği silah gibi taşırdı. “Çok ‘kendi yolun’ vardı da,” dedi sonra, “birisi seni 2015’de elena'nın oraya götürdü, değil mi?” İçimde bir yer parçalandı. Ama dışarı yansıtmadım. “Orada bir çocuk öldü, Tuncay. Sen hâlâ strateji konuşuyorsun.” Yaklaştı. Sesi alçaldı, ağırlaştı. “Ben orada çocuğu kurtaramadığım birini gördüm. Ama sen kendini gömmeyi seçtin.” Gözlerini gördüm sonunda. Soğuk, ama kırgın. “Ben orada kendimi değil,” dedim, “seni kaybettim zaten.” Aramızdaki yılların sessizliği, bir anda ellerimizi tutan o soğuk duvara dönüştü. “Yedi yıl önce yollar ayrıldı diye sanmıştım,” dedi. “Ama meğer hiç çıkmamışsın içimden.” İnce bir gülümseme, yaralı bir kahkaha gibi. “Ben senden çıkalı çok oldu. Ama bazı izler… derinin altından gitmiyor.” Kaskını yere bıraktı. O an silahını bırakan asker gibi hissettim onu. “Sabah operasyon başlıyor,” dedi. “Yanımda ol, yeter. Geçmişi sonra gömeriz.” Uzaklara baktım. “Ya geçmiş bizi gömerse?” diye fısıldadım. Cevap vermedi. Ve ben onu, o gece bir kez daha sırtımla uğurladım. Sadece yere düşen kibriti çiğnedim. Alev yoktu artık, ama içimde yanacak daha çok şey vardı. … 18:30 – GECE OPERASYONU / SİS BOĞAZI ÇIKINTISI Gece, soğuk ve ağır bir sessizlikle kaplıydı. Sis öylesine yoğundu ki, elimi uzatsam göremeyeceğim kadar yakındı her şey. Nefeslerimiz bile havada dans ederken, her an çatışmanın başlamasını bekliyorduk. “Gölge Timi hazır, sol kanat kontrolünde,” diye fısıldadı Tuncay. Gözleri karanlığa alışmıştı; her hareketini dikkatle hesaplıyordu. Vural sağımda, siperlerden etrafı sessizce gözlüyordu. Ayaz arkamda, yedek gücü hazır tutuyordu. Ben, Rona’yı sıkıca kucağımda tutuyordum. Onun narin varlığı ve masumiyeti, bu karanlık savaşta adeta bir meşale gibiydi. Toprağın hafifçe çatırdadığını hissettim. Tuncay işaret etti: “Durun. Tuzak olabilir. Hep dikkat.” Birden, sağ kanattan büyük bir patlama sesi yükseldi. Toprak, taş ve ateş havada uçuştu. Mermiler vızıldayarak üzerimize geliyordu. “Temas sağlandı! Düşman ateşi!” Tuncay bağırdı. Reflekslerle yere kapandım, Rona’yı kalbime daha sıkı bastırdım. Gözlerim keskinleşti, kulaklarımın içinde sadece kalbimin hızlı çarpışı vardı. Burası ölümle yaşam arasındaki ince çizgiydi. “Telsizden konum verin!” diye komuta ettim. Vural hızlıca tepki verdi: “Sağ arka kanat baskı altında, destek gerekli!” Ayaz soldan hızlıca hareket etti. Gölge Timi’nin öncüsü olarak ben ilerlerken, düşmanın hareketlerini takip etmeye çalıştım. Karanlıkta beliren silüetlere nişan aldım. İlk mermi patladı, ardından peş peşe… “Mermi sağdan geliyor, dikkat!” Vural uyardı. Bir mermi omzuma çarptı, acı yayıldı ama yere düşmedim. Tuncay’ın sesi telsizden yankılandı: “Bir yaralı var, ancak ilerliyoruz!” Düşman mevzisi küçük ve güçlüydü. Patlayıcılar, makineli tüfekler; her köşeden ölüm fısıldıyordu. Bir ses duyuldu: “Tuncay vuruldu!” Nefesim kesildi. Tuncay, yere yığılmış ama eliyle hâlâ ateş etmeye çalışıyordu. Ayaz ona koştu, yarasını kontrol ediyordu. “Devam edin!” dedi Tuncay, acıyla ama kararlılıkla. Gözlerim doldu ama görev ağırdı. Vural hemen sağ kanadı toparladı, benimle birlikte ilerledi. Son bir atış serisiyle düşman mevzisini bastık. Sessizlik anında, sadece nefeslerimizin hışırtısı ve toprak kokusu vardı. Rona uyanmıştı, küçük elleriyle bana sarıldı. --- 19:15 – ÇATIŞMA SONRASI / GERİ ÇEKİLME HATTI Kan ter içinde kalmıştım. Omzumdaki acı büyüyordu ama duracak zaman yoktu. Tuncay’ın yarası ciddiydi, Ayaz onu taşıyordu. Vural hala dimdikti; gözlerindeki o sarsılmaz kararlılık, bana güç veriyordu. “İyi misiniz?” diye sordum Vural’a. O, kısa bir baş sallamayla karşılık verdi. “Birlik beraberlik önemli, komutanım. Siz iyisiniz, biz iyiyiz.” Rona’ya baktım. Gözlerinde korku vardı ama aynı zamanda umut da. Bu küçük kız, içinde taşıdığı masumiyetle bizi ayağa kaldırıyordu. Tuncay’ı güvenli bir alana taşırken düşündüm: Bu savaş, sadece düşmana karşı değil, içimizdeki umuda da bir sınavdı. Sis Boğazı, bugün bizi yordu, kanattı ama pes ettirmedi. “Bir sonraki harekât için hazır olun,” dedi Vural, “bize güvenin, bu savaş bitmedi.” Tuncay ise, yaralarına rağmen bana baktı: “Rona’yı yaşatacağız. Bu savaş bittiğinde, insanlık kazanacak.” Ve ben biliyordum, o an farkındaydım: Biz sadece asker değil, aynı zamanda umut taşıyıcılarıydık. … Bölüm Sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD