Bölüm:Kaderin Isırışı

1224 Words
Ormanda birlikte ilerlemeye devam ediyordu. Ben ise tekrar dönüp dönüp ona bakıyordum. Şimdi gerçekten bu yakışıklı Yunan heykeli gibi adam üç yüz yaşındamıydı ya, insanın inanası gelmiyordu. Yürümeye devam ettik. Kael birden durdu; önümüzde gördüğüm tek şey sisle kaplı bir yerdi. O kadar sisliydi ki öte tarafı göremiyordu. Kael bana dönüp, “Gözlerini kapatıp öyle göreceğiz,” dediğinde tam ağzımı açacakken “sorgulama, da dediğini yap” deyip elimi tutuğunda ben de sadece gözlerimi kapattım. O sırada Kael beni kolumdan çekti, sonra birden yüzüme doğru üfleyerek, “Açabilirsin,” dedi. Gözlerimi yavaşça açtığımda Kael bana çok yakındı. O kadar yakındı ki neredeyse dudaklarımız birbirine değecekti. Ama ne ben bir adım atabildim ne de Kael bir adım atıyordu. Bakışları birden dudaklarıma kaydığında yanaklarımın ısınmaya başladığını hissediyordum. Sonra birden bir kız sesi duydum: “Kael, geç kaldın,” dediğinde kaşlarım istemsiz çatıldı. Daha yeni hâlâ birbirimize çok yakın olduğumuzu anlayıp bir adım atıp ondan uzaklaştım. Kael de doğrulup bir küfür savurdu: “Siktir.” “Veyra, tam da zamanında konuşuyorsun,” dediğinde etrafa baktım ama kimseyi göremedim. Biri yoksa Kael kiminle konuşuyordu? Ve bu Veyra kimdi? O ses tekrardan konuştu; sanki bir beden aradığımı anlamış gibi: “Boşuna etrafa bakma, Liora,” dediğinde kaşlarım çatıldı. Bir adım: nereden biliyordu? İki: neden ortaya çıkmıyordu? “Konuşup neden ki?” dediğimde Kael, “Çünkü o bir insan değil; sadece konuşan bir kapı,” dedi. Şaşırdım. “Ne, sadece konuşan bir kapı mı? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” dediğimde Kael bana bakıp, “Liora, neden dalga geçelim? Veyra gerçekten de sadece konuşa bilen bir kapı; hatta bu dünyanın en uyuz olduğum şeyidir kendisi,” dedi. Veyra güldü. “Duygularımız karşılıklı, Kael,” dediğinde Kael’e bakıp, “Konuşan bir kapınız da mı var, neden ki? Ve bu konuşan kapı ne işinize yarıyor?” diye sordum. Veyra söze girdi: “Ben insan dünyasını ve vampir dünyasını birbirine bağlayan kapıyım. Benden habersiz kimse bu iki dünya arasından geçip gidemez; işte ben bu işe yarıyorum.” “Şimdi anlamadım, konuşan bir kapı; az önce bana trip mi attı?” Kafamı kaldırıp, “Kusura bakma Veyra, ben sadece bu dünyada yeniyim o yüzden öyle dedim. Bu arada tanıştığımıza memnun oldum. Ama sen benim adımı nerden biliyorsun?” deyip kafamı eğip Kael’e baktım; “Yoksa sen mi söyledin?” dediğimde Kael konuşmadan Veyra söze girdi: “Onun söylemesine gerek yok; ben her şeyi biliyorum. Adın Liora Nightfall, 27 yaşında, insan dünyasında dedektif,” dediğinde şoka uğradım. Hakkımda bu kadar şeyi nasıl biliyordu? Adeta kekeliyerek, “S-en, bunları nerden biliyorsun? Benim bilmediğim bir şey yoktur, Liora,” dediğinde Kael’in gülme sesini duydum. “Bu kadar korkup endişelenecek bir şey yok, Veyra; bu iki dünyanın da kahini diyebiliriz. Burada birinden habersiz kuş uçamaz,” dedi. “Kuş mu? O yarasa olmasın,” dediğimde Veyra güldü. Kael ise, “Sen de hemen yapıştır: lafı ben lafın gelişi kuş söyledim, öyle mi? Özür dilerim,” dedi. Kael, “Neyse, daha fazla oyalanmayalım da seni hemen buradan çıkartalım. Biri görse çok hiç iyi olmaz,” dediğinde ben, “Kael, neden biri beni görse sorun olur ki? Ne de olsa siz insan dünyasına girip çıkıyorsunuz; neden beni görünce sorun oluyor?” diye sordum. Çünkü burası benim dünyam ve hiçbir insan rahatça buraya girmez. Kollarımı göğsümde bağlayıp sinirle, “Hâlâ siz insan dünyasına girince sorun olmuyor da biz insanlar sizin dünyanıza gidince mi sorun oluyor? Neden?” dediğimde Kael sinirle, “Sizin dünyanıza bizimden hiç kimse öyle rahatça girmez, anlıyor musun? Bu lanet olası kapı öyle herkese izin vermiyor,” dedi. Veyra, “Kael, kalbimi kırıyorsun lanet olası,” derken söylediği beni güldürdü; Kael daha çok sinirlendi. Veyra, “Sanki bir kalbin varmış gibi konuşma; sen sadece bir kapısın, bir kapı hem de ne sinir bozucu olanından. Neyse, gerçekten artık gitmen gerekiyor, Liora,” dediğinde ben, “Tamam, sadece bir şartla giderim: Tekrar görüşeceksek giderim; ama görüşmezsek hemen şu an senin sarayına gider ve kendimi herkese gösteririm,” dediğimde Kael, “Görüşmeyiz bir daha, ve o dediğini yapmasın,” dedi. “Yaparım; inanıyorsan hemen şu an kanıtlayabilirim,” dedim. “Kanıtla hadi git, göster kendini de hepsi ikinci dakikada nasıl kanını emiyor, gör,” dediğinde korkmadım desem yalan olur ama yedi adım atacak hâlim de yoktu. “İnanmıyorsun değil mi? O zaman sana ne kadar ciddi olduğumu kanıtlamam gerek sanırım,” deyip ona doğru yürüyüp yanından geçecekken kolumu tuttu. Dönüp ona baktığımda, “Gerçekten yapacak mısın? Seni öldürürler diyorum; hiç mi korkmuyorsun?” dedi. Kafamı sağa sola salladım ve yüzüne biraz yaklaşıp, “Hiç korkmuyorum; eğer kolumu bırakırsan gerçekten yapacağım,” dediğimde o da yüzüme yaklaşıp, “Kızım, sen manyak mısın?” dedi. Kafamı evet anlamında salladım. Dudaklarında şeytani bir gülümseme belirdi; belli oluyordu. Durdum, kolumu tutan eline baktım, sonra birden aklıma bir şey geldi. Hem bir dizide görmüştüm hem de bir yerde okumuştum: Eğer bir vampiri ısırırsanız, o sizi her çağırdığınızda ya da her tehlikede olduğunuzda gelirmiş. “Deneyelim o zaman,” kafamı tekrar kaldırıp ona baktığımda kolumu onun tutuşundan kurtardım ve iki kolumu da onun boynuna doladım. Kael anlamaz gözlerle bana bakıyordu: “Liora, ne yapıyorsun?” dediğinde birden parmak uçlarımla yükselip boynunu sertçe ısırdım. Kael bir küfür savurdu: “Siktir kızım, ne yapıyorsun?” dediğinde dişlerimi iyice tenine geçirip ısırdım, sonra ondan ayrıldım. Kael boynunu tutup, “Köpekmisin kızım, ne ısırıyorsun?” dediğinde güldüm: “Artık ben her çağırdığımda gelmek zorundasın,” dediğimde Kael gülüp, “Başka emriniz hanım efendi, her geldiğimde kahve de getireyim,” dedi. “Seni ısırdım; artık bir nevi benim kölemsin ve ben her çağırdığımda gelmek zorundasın,” dediğimde bir kahkaha attı. Liora: “Yalnız o öyle olmuyor; nasıl olmuyor? Ben bir kitapta okumuştum, bir vampiri ısırırsanız sizi köleniz olur diyordu. Ee, ben de seni ısırdım; sen şimdi benim kölem olmuyorsun mu?” “Hayır, olmuyorum. Aslında ısırınca köle olunur ama önceden o vampirle bir bağın olması gerekir ya da ısırdığın yer belli olması gerekir,” deyip elimi çekti. “Ama bak, senin ısırdığın yer bile belli değil ki,” dediğinde güldüm; hatta kahkaha attım. “Kael, sana kötü bir haberim var sanırım: Isırdığım yer hâlâ belli oluyor; yani izi geçmemiş. İzciler çabuk iyileşmiyor muydu; neden hâlâ iyileşmemiş?” dediğimde Kael, “Siktir kızım, şaka yaptığını söyle; o izin şimdiye geçmesi gerekirdi. Şaka yapıyorsun, değil mi?” omuz silkip, “Yok, çok ciddiyim. Bana inanmıyorsan Veyra’ya sor,” dedi. Kafasını kaldırıp sanki Veyra yukarıdaymış gibi, “Veyra, iz gerçekten hâlâ boynumda mı?” dediğinde Veyra, “Üzgünüm Kael, ama Liora haklı; iz gerçekten hâlâ boynunda,” dedi. Sinirle, “İkimiz de yalan söylüyorsunuz; kendim görmeden inanmam,” dediğinde elimi ceketimin cebine attım, telefonumu çıkarıp kamerayı açtım ve ona çevirdim: “Al bak bakalım.” Ama unuttuğum bir şey var: Kael, hani siz vampirler kendinizi hiçbir yerden göremiyorsunuz ya, nasıl kendin görüp inanacak, merak ediyorum. dediğimde elini boynuna götürüp ısırdığım yere dokundu. Sanırım izi fark etmiş olacak ki, “Siktir lan, bu nasıl olur?” Elini boynundan çekip birden iki kolumu tutup beni sarsarak öfkeyle konuştu: “Söyle bana, Liora, sen kimsin de beni kölen yapmaya cesaret edebiliyorsun? Ben vampirlerin lorduyum; beni nasıl kendi kölen yaparsın? Söyle sen kimsin?” dediğinde, “Bırak beni, Kael; ben sıradan bir insanım, sadece...” dediğimde kollarını daha da sıkıp, “Hayır, yalan söylüyorsun; sıradan bir insan bana bunu yapamaz. Sen sıradan bir insan değilsin. Biri mi seni görevlendirdi? Doğruyu söyle bana, Liora; yoksa seni hemen burada öldürürüm.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD