Kaan:
Dedemin telefonunu kapattıktan sonra ev üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Kafamı duvarlara vurmaya başlamadan önce evden çıkmam gerekiyordu. Emre'yi aradım. "Nerdesin?"
"Evden çıkmak üzereydim. Hayırdır sen iyi misin.?" Tabiki de biliyordu. Siktiğimin hikâyesini o da görmüştü. Sadece Emre bunu dillendirmeyecek kadar düşünce sahibiydi.
"Evet. Planlarda değişiklik yok. Ancak sabah erken kalkmam gerek."
"Oğlum sen başa geçtikten beri ne zaman sarhoş oldun da işe gelmedin lann. Ben mi yanlış biliyorum. " Resmen benimle dalga geçiyordu piç.
"Bursa'ya gideceğim lan gevezelik yapma."
"Hayırdır oğlum, İstanbul'da kız mı kalmadı da Bursa'nın başını yakmaya gideceksin." Sinirden dişlerimi gıcırtmaya başladım.
"Has patronun emri. Sanki meraklıyız."
"Hayırdır oğlum Kemal amca napıyor Bursa'da. Genç gelin mi bakıyor?"
"Lann!! Az uçkurundan öte düşün. Seni Züheyla Sultana söylersem o zaman görürsün."
"Aman valla Züheyla Sultan götümden kan alır." Daha şimdiden başıma ağrı sokmuştu it.
"Klüpte görüşürüz." Cevap vermesini beklemeden kapadım teli. Emre benim aksime üzgünde olsa derdi de olsa her şeyi şakaya vurur hayatı asla ciddiye almazdı. Küçüklüğümden beri sorumluluğum beynime o kadar çok işlemiş ki asla ne tam bir çocuk ne bir genç olmuşum. Üniversitede bile bir yandan şirkette çalışırken bir yandan okuluma devam ederdim. Genç olduğumu hissettiğim tek dönem idil'le yaptığımız saçmalıklardı. Gerçi onların hepsinde de beni kullanmış ya neyse.
Kulübe vardığımda kapıda kimse beni durdurmaya yeltenmedi. Kim olduğumu herkes bilir namim benden önce ilerlerdi.
2 yıldır yemediğim bok kalmamıştı. İdil'in beni aldatma bahanesi olarak söylediği her şeyin tam tersini kanıtlamak için gecelerce sabahladım. Komaya girecek kadar içtim. Kendimi unutana kadar kendimi sağa sola savurdum. Emre benim peşimden o kadar çok helak olmuştu ki en sonunda isyan etti. Asla beni yalnız bırakmadı. Sonunda acı geçip kabullenme başlayınca kadınları sadece amaç için kullandım. Her gece yanımda farklı kadınla uyandım. Geçen yıl babam ünvanı ve yönetimi bana devredene kadar bu böyle devam etti. Ancak playboy imajı hemen sönen bir şey değildi. Nereye adım atsam benimle gelmeye devam ediyordu. Artık biraz daha durulmuş olsamda hayatımda bir kadına yer verebileceğimi hiç ummuyordum. İsteğim de yoktu gerçi.
Locaya geçerken Emre'nin arkadaşı Cihan geldi. Emre de hemen arkasından geliyordu. "Hayırlı olsun Cihan. Güzel mekan olmuş."
"Sağol kardeşim. Uğraştırdı baya ama güzel bir şeyler çıkardık sonunda. Hoşgeldiniz. Favori içkilerinizden gönderiyorum şimdi. Eğlenmenize bakın ben dolanyım."
" Etraftaki boş hatunları toplayayım demiyor da. Dolanacakmış. Yesinler yalanını."
"Sataşma oğlum adama. Adam iyi mekan yapmış harbiden."
"O kadar iç mimarlık okudu şerefsiz yapsın bir zahmet. Okulda öğrendiklerini gerçek hayatta kullanmış işte. Ne var."
Gece ilerledikçe içkilerin biri geldi biri gitti. Hala daha hikâyeyi hazmedememiştim. Ne demişti o kaltak bana; "Sen beni bir kez olsun Paris'e götürmedin ki. Hep işin önce geldi." Oysaki Kaan belki evlenme teklifini Paris'te ederim diye düşünmüştü o zamanlar. Ne salakmış. Onu nasıl yönlendirdiğini farketmemiş bile. Yüz yüze konuşmaya fırsatı olmamıştı ya da Kaan'ın deli öfkesine kurban gitmemek için uzunca onu neden aldattığa dair bir mesaj göndermişti. Erkekler böyle şeyleri okumazdı normalde de Kaan okumuş her bir cümlesini aklına kazınmıştı ki aynı oyuna bir daha gelmesin. Sonrasında tüm kadınlar onun hayatında sadece seks için var olmuştu.
"Hey gençler biraz dans edin yaa." Cihan biraz sarhoş olmuştu anlaşılan. Koluna da iki hatun takmıştı. Kadınlardan birisi hemen dibimde bitti. Asla şaşırtmıyorlardı. Paranın kokusunu alan piranalar gibi etrafta dolaşıp avlanıyorlardı. Çoğu buraya zengin erkek düşürmek için geliyordu zaten ya. Kadın yanlışlıkla olmuş gibi elini bacağıma koydu oradanda erkekliğime dogru yol almaya başladı. Gerçekten bu kadar basit numarayı yiyen erkekler ne kadardır boştalardı ki. Elini tam erkekliğime sürterken ittirdim. "Çek elini."
"Ay pardon şekerim farkında değilim." Yüzü bile kızarmamıştı.
"Farkında ol o zaman." diye tersledim. Yalancı bir surst ifadesi ile Emre'ye doğru döndü. Benden istediğini alamayacağını anlamış olmalıydı. Normalde kafamı boşaltmak için eve götürüp sikerdim ama dedem başıma iş çıkarmıştı. Sabak sabah evden kadın yollamakla uğraşmaya hiç niyetim yoktu.
Gece geç geldim eve. Alarmı kurup yattim. Sabah yola çıkmadan önce şirkete uğramam lazımdı. Sanki hiç uyumamışım gibi hissederek alarmın sesine lanet bir baş ağrısı ile uyandım. Ne bok vardı o kadar içecek. Bir yandan kendime söverken bir yandan ağrı kesici aramaya koyuldum. Uzun zamandır bu kadar çok içmemiştim dün gece asabım bozukdu. Onu unutamadığım için değil tam tersine kendime yaptığını yediremediğim için bu haldeydim. Yılların emeği sevgisinin hakkı bu olmamalıydı. Kaan'ın küçüklüğünden beri var olan bir ilkesi vardı. Ona göre bazı şeyler netti. Ve bu kadar yılın karşılığı ihanet olamazdı. Ancak olmuştu işte. Neydi o söz "Körün gözleri açıldığında ilk yaptığı şey bastonunu kırmak mıydı." Öyle bir şeydi işte insanoğlu nankördü.
Şirkete vardığında gene bir sürü iş birikmiş onu bekliyordu. Neyseki dedesinden gelen telefondan sonra Serap Hanımı arayıp toplantılarını erteleletmişti. Dedesinin sağı solu belli olmazdı. Bir keresinde İzmir'e günü birlik diye gidip bir hafta kalmışlığı vardı Kaan'ın.
"Evet yolculuğa hazır mıyız patron.? " girdi odaya Emre.
"Sen nereye oğlum."
"Sen dün akşam çok içtin galiba dedim ya ben de seninke geleceğim diye."
"Saçmalama ikimizde aynı zamanda şirketi bırakamayız."
"Onu bunu bilmem halam annemle konuşurken duymuş sen de git oğluşumu gör diye başımın etini yedi. Sen de gece tamam dedin. Unutman benim sorunum değil."
"Ne diyorsun gene sabah sabah ya ne oğluşu ne halası annesi. Beynimi yaktın." İzin kesinlikle vermediğime emindim. Kesinlikle hayır demiştim de bu piç sarhoş olmamı kullanıyordu kesin.
" Halamın oğlu Emir Bursa'da okuyor ya beybisuyum. Git gör dedi. Yaşlı kadını mı üzeyim."
"Oğlum senin halan 50 yaşında var yok ne diyorsun ya. Neyse ne geliyorsaan gel beynimi siktin sabah sabah çıkalım. Geç kalırsak dedemin önüne önce seni atarım. Şirkette bir sorun olursa da once seni halleder."
" Endişelenme patron bir günde şirket batmaz. Hem gidelim görelim bakalım Bursalı kızlarda İzmir'inkiler kadar güzel miymiş. Emir'in yanında da ne çıtırlar vardır şimdi."
"Adam hala uçkur derdinde. Yürü lan yürü."
Yolculuk sandığımın aksine sessiz geçti. Gerçi beyninde dönen düşünceler yeterince sesliydi bence ama Emre huyumu bildiği için sesini kesmişti ki yerinde bir karardı. Birkaç kere araban atmışlığım , saate yere bakmadan yolda bırakmışlığım vardı. Takıntılı bir adamdım ve takıntılarım azalmak yerine daha da artmıştı. Araba sürerken asla konuşmaktan ve konuşulmasıdan hoşlanmazdım. Sadece listemde olan şarkılar çıkardı. Başka bir müziğe yer yoktu. Araba mı kendim dışında kimsenin kullanmasını istemezdim. Gerçi babamın isteği ile birkaç şoför denemiştim. Ancak adamları o kadar çok bezdirmiştimki hepsi istifa etmişlerdi. Bu sessizliği seviyordum. Yol akarken düşüncelerim rahatlıyor ve daha kolay odaklanabiliyordum. Anneme göre ise bu bir hastalıktı. Çocukluğumdan beri var olan diretmelerimin takıntı olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini belirtmiş ve psikolojik destek için lise zamanlarımda uğraşmıştı. Sonuç mu tabi ki de olumsuz. Benim gibi baskın bir karakter inatlaşma yoluna gitmiş ve takıntılarımı arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı.
Kampüs yazısını okurken "geldik" dedi. Emre.
"Hangi salon."
"Kırmızı konferans salonu mu neymiş. O nasıl isimse." Güvenliğe sordu Emre.. Sanırım hastane olduğu için giriş yapanlardan öğrenci kimliği istemiyorlardı.
Tarif edilen yere park edip biraz yürüdük. Salonun önünde küçük bir masa vardı. Masada duran kız kafasını kaldırıp baktığında göz göze geldik. Basit kahverengi gözlerle...